Ege, Akdeniz ve İç
Anadolu Bölgelerinin kesiştiği Göller
Bölgesi denilen noktada yer alan Isparta
ili, Eğirdir, Kovada ve Gölcük gölleri,
Kovada ve Kızıldağ Milli Parkları ile
zengin bir fauna ve floraya sahiptir.
İnanç Turizminin
merkezi Yalvaç ilçesi Anadolunun kültür
zenginliğini tüm ihtişamı ile
yansıtmaktadır.
Kayak Merkezinin
yeraldığı Davraz Dağı, doğa yürüyüşü ve
nehir sporlarına elverişli kanyonlar,
mağaralar ve dağları ile pek çok doğa
sporlarının yapıldığı merkezdir.
Isparta'nın turizm
kapısı Eğirdir, alternatif turizm
cennetidir. Dağcılık, trekking,
rüzgarsörfü, yamaç paraşütü, kampçılık
turizm çeşitlerinden birkaçıdır.
Kültür: Baris Antik Kenti; Merkez
ilçede, şimdiki Karaağaç Mahallesinin
bulunduğu yerde Baris Antik kentinin
bulunduğu söylenmektedir. Bu yörede
yapılan bazı temel kazılarında çıkan
eserler arasında M.Ö. 3.yy a ait
sikkeler bulunmaktadır. Barisin
Helenistik çağdan itibaren Roma Dönemi
sonuna kadar sikke basan bir kent olduğu
bilinmektedir. Antik kentin Gölcük
Gölünün taşması sonucu toprak altında
kaldığı sanılmaktadır. Minassos Antik
Kenti; Kent hakkında kesin bir bilgi
yoktur. Ancak Minasın denilen Minas Çayı
civarında olduğu sanılmaktadır. İçme
suyu ile ünlü Minassos tan Bayatta
bulunan Sidera Antik Kentine su
götürüldüğü su kanalı kalıntılarından
anlaşılmaktadır. Minasın mevkiinde
kentin duvar kalıntıları, Roma dönemine
tarihlendirilen seramik parçaları
vardır. Sikkelerde Minassos ve Adrana
yazılarına rastlanmıştır. Kapıkaya Antik
Kenti; Merkez Güneyce Köyünde Kapı Kaya
mevkiinde kalıntılar üzerinde kesin bir
yazıt olmamakla birlikte şehrin
Hellenistik dönemden kaldığı kesindir.
Şehirden bazı duvar kalıntıları ile
mimari bloklar görülmektedir. Aliköy
Höyük; Ispartanın 8Km batısında
Harımarkası mevkiindedir. 150x100 m.
Boyutlarında 7 m. Yüksekliğindedir.
Höyükte ilk tunç çağı ve kalkolitik çağ
yerleşmesi vardır. Kanlı Höyük;
Ispartanın 7Km. doğusunda
Isparta-Eğirdir asfaltının 25m.
güneyindedir. 15x25m. Boyutlarında,
yüksekliği 2m. kadardır. Erken ve geç
Kalkolitik ile ilk tunç çağı yerleşmesi
mevcuttur.
Kutlubey Camii (Ulu Camii): Kutlubey
Camii, I. Murat zamanında Hamid iline
tayin olan Kutlubey tarafından
yaptırılmıştır. Bir çok kez tamir ve
eklemelerle orijinalliği oldukça
kaybolmuştur. Vakfiyesindeki kayıtlara
göre M.S. 1488(H.884) tarihinde
yaptırılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Firdevs Paşa Camii
(Mimar Sinan Camii): Isparta Valisi
Firdevs Bey tarafından 1561 yılında
Mimar Sinan stilinde inşa ettirilmiştir.
5 kubbeli son cemaat mahalli geniş
merkezi kubbesi dikkati çeker. Sütun
başlıklarıyla kemer ve kubbelerinde
devrinin mimari özelliklerini görmek
mümkündür.
Hızırbey Camii:
Keçeci Mahallesinde bulunan camii
Ispartada hüküm süren Hamidoğullarından
Dündar Beyin kardeşi Hızırbey tarafından
1312 yılında yaptırılmıştır.
İplik Camii (Hacı
Abdi Camii): Halk arasında İplikçi Camii
diye anılan bu yapı 1554 yılında
Ispartalı zenginlerden Hacı Abdi Ağa
tarafından yaptırılmıştır. Sadrazam
Halil Hamit Paşa tarafından 1781 yılında
genişletilmiştir.
Kavaklı
Camii: 1782 yılında Abdi Paşanın
yardımı ile o zamanki Isparta Valisi
tarafından yaptırılmıştır. Bu cami
içindeki bitkisel dekorlu Kütahya
çinileri ile dikkati çeker.
Pir efendi Sultan (Piri Mehmet Halife):
Türbesi; Ispartanın Namazgah yöresinde,
şimdiki Halı Sarayı-Sümerbank
karşısındaki yerde bulunan türbe
yerinden kaldırılıp eski mezarlığa
nakledilmiş özel türbe yaptırılarak
gömülmüştür. Hakkında pek çok rivayet
bulunan Pirefendi Sultan 1554 senesinde
vefat etmiştir.
Halife
SultanTürbesi: Şehrin dışında türbesi olan Halife Sultan Feraiz Şarihi
(Miras Payları açıklayıcısı) olarak ün
yapmıştır. Seydi Halifedir Kerametler
gösterdiği söylenmektedir.
Şeyh
AlaaddinEfendiTürbesi (Aldan
Efendi-Aldan Dede); Ispartanın Gülcü
mahallesinde Binti Emir Kabristanı
içinde bulunur. Erdebili tarikatından
Seydi Halifenin halefidir. Gökveli
Sultan Türbesi (Şeyh Recep); Harabizade
veya Çukurcuzade Medrese diye anılan,
Abdi Paşa (Kavaklı) Camii bitişiğindeki
Medrese içinde gömülü olan Gökveli
Sultan veya Şeyh Sultan veya Şeyh Recep
Efendi, İslâmlığın Anadoluya yayılmaya
başladığı sıralarda Horasandan
gelmiştir. Bir çok kerametleri olduğu
söylenir.
Hace-i
Sultan (AbdülkadirGeylani):
Isparta'nın Hisarefendi Mahallesinde,
delikli taş yanında Uyaoğlu Tekkesi adı
ile anılan yerdir.
Sıtma Dedesi Türbesi: Pirimehmet
Halifenin Darüşşifası civarında sokak
içinde bulunmaktadır.
Hızır Abdal Sultan Türbesi: Tekke
Mahallesinde ve kendi adıyla anılan
yerde gömülüdür. Yılankıran Çeşmesi; İl
Merkezindeki tek Selçuklu eseri olup İsa
oğlu Muhammet isminde bir hayırsever
tarafından 1135 yılında yaptırılmıştır.
Arapça ve Farsça kitabesi Isparta
Müzesinde sergilenmektedir
Karbuz Çeşmesi: Halil Hamit Paşa
tarafından 1768 yılında yaptırılmıştır.
Mimar Sinan Camisi kapısındaki yerinden
bugünkü yerine nakledilmiştir.
Keçeci Hamamı: Isparta'da hüküm
süren Hamitoğullarından Dündar Beyin
kardeşi Hızır Bey tarafından Keçeci
Mahallesinde 1284 yılında
yaptırılmıştır.
Yeni Hamam: İplik Camiinin sol
tarafındadır. 1691 tarihinde Yeniçeri
Ağalarından Savlı Dalboyunoğlu Ahmet
tarafından yaptırılmıştır.
Isparta Müzesi: Müze 8 Mart 1985
tarihinde hizmete açılmış olup
etnografik ağır basan bir müzedir.
Müzede 4 teşhir salonu vardır. 1.salonda
yörenin arkeolojik eserleri ve sikkeler,
2.salonda etnografik malzemeler,
3.salonda Yörük malzemeleri, 4.salonda
halılar bulunmaktadır.
Halil Hamit Paşa İl Halk Kütüphanesi:
Sadrazam Halil Hamit Paşa tarafından
1783 yılında Hacı Abdi Camisine ilave
olarak kurulmuştur. Yeni binasına 1969
yılında taşınmıştır. 3 okuma salonu 1
kitap deposu vardır, ayrıca 1 de gezici
kütüphaneye sahiptir. 1996 yılı sonu
itibariyle 41554 adet kitap kolleksiyonu
mevcuttur.
Eski Isparta Evleri(Damgacı Sokak):
Merkez ilçede sivil mimarlık örneği
olarak 58 tescilli konut vardır. Bunlar
19.yy.mimarı tarzında yapılmış iki katlı
kargir yapılardır. Bu binalarda, ortada
bir salon yanlarda odalar bulunmaktadır.
Tavanlar ahşaptır. Duvarlar bağdadi
tarzda yapılmış, çatılar ahşap ve
alaturka kiremitle kaplıdır.
Firdevs Bey Bedesteni: Firdevs Bey
Camiine gelir sağlamak için Mutasarrıf
Vali Firdevs Bey tarafından 1561 yılında
yaptırılmıştır. Bedestenin kuzey-güney
doğrultusunda iki kapısı vardır.
Bedesten bugün kapalı çarşı olarak
kullanılmaktadır.
Doğal
Değerler:
Gölcük Gölü (Tabiat
Parkı): Merkez ilçenin güneybatısındaki
Hisarptepe de yer alan ve çevresi yeni
yetiştirilmiş ağaçlarla kaplı bir krater
gölü olan Gölcük ile 12 Km.
uzaklıktadır. Asfalt bir yolla ulaşım
olanağı bulunur. Gölün etrafı 150-300
m.yi bulan volkanik küllü tepelerle
çevrilidir. Daireyi andıran gölün çapı
1500m. Derinliğinde yer yer 32 metreyi
bulur. Göl kıyısında piknik için tüm
altyapı tesisleri mevcuttur. Bir de
gazino binası bulunmaktadır.
Ayazmana
Mesireliği: Ayazmana mesire yeri
Merkez ilçenin 2 Km. güneydoğusunda olup
ilçeye asfalt bir yolla bağlıdır. Soğuk
suları ile ünlü olan dinlenme yeri
kestane ağaçlarıyla kaplıdır. Piknik
için tüm altyapı düzenlemeleri
yapılmıştır.
Milas
Mesireliği: Merkez ilçeye 10 Km.lik
bir asfalt yolla bağlı olan mesirelik
soğuk suları ve doğal güzellikleri ile
ünlüdür. Mesire yerinde tüm altyapılar,
bir de havuz bulunmaktadır.
Kirazlıdere
Mesireliği: Hisartepe yamaçlarında,
Ispartayı kuşbakışı gören, etrafı bağ ve
bahçelerle kaplı ve birde gazinosu
bulunan bir dinlenme yeridir. Özellikle
yaz aylarında seyir ve serinlik
bakımından oldukça rahatlatıcı bir
konuma sahiptir.
Davras
DağıKışSporları
TurizmMerkezi: 17.02.1995 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararıyla Turizm
Merkezi ilan edilen bu yerin yol, su,
elektrik gibi altyapı çalışmaları
tamamlanmış, bir de mülkiyeti il özel
idaresine ait Kayakevi yapılmıştır.
Mekanik tesislerinde 1997 yıllında
tamamlanması beklenen turizm merkezinin
kayak sporunun her türlüsünü yapmaya
olanak sağlayan fiziki yapısıyla büyük
bir kayak merkezi olmaya adaydır.
İLÇELER:
Isparta ilinin ilçeleri; Aksu,
Atabey, Eğirdir, Gelendost, Gönen,
Keçiborlu, Senirkent, Sütçüler,
Şarkikaraağaç, Uluborlu,Yalvaç ve
Yenişarbademli'dir.
Aksu: Yaklaşık 1200 metre rakımında
bulunan Aksu İlçesi, eski adı olan
Anamas’ı, ilçe coğrafyasına hakim 2388 m
yüksekliğindeki Anamas Dağından
almaktadır.
Aksu ilçesinin
yeraldığı yörede yapılan kazılarda, ilk
çağlardan beri iskana açık olduğu
görülmektedir. Yörede, Helenistik çağa
ait M.Ö.2. ve 1. Yüzyıldan kalma
sikkelere rastlanmaktadır. Yapılan
araştırmalardan, Aksu Vadisi ve Anamas
yaylaları arasındaki ulaşım zorluklarına
rağmen, civarındaki bazı köylerde 16.
yüzyıldan beri Pazar kurulmakta olduğu
ve bu yörede yoğun bir Yörük nüfusun
yaşadığı anlaşılmaktadır. Cumhuriyet
döneminde, Eğirdir'e bağlı bir bucak
olarak Yenice adı altında idari konumunu
sürdüren Aksu, 26.8.1988 tarihinde ilçe
statüsüne kavuşmuştur.
Aksu ilçesi
sınırları içindeki en önemli tarihi
kalıntılar: Timbriada, Tynada,
Eurymendon Kutsal Alanı ve Roma Köprüsü
dür. Yörede turistik önemi olan Sorgon
ve Zindan Mağaraları ile Sorgun yaylası
Aksu İlçe sınırları içinde
bulunmaktadır.
Atabey: Atabey İlçesi kuzeyden
Senirkent ve Uluborlu, Batıdan Gönen,
güneyden merkez ilçe Isparta, doğudan da
Eğirdir ilçeleri ile çevrilidir. İlçenin
kuzeyini ve batısını Barla Dağı ve
uzantıları bulunmaktadır.
Selçuklular
döneminde bilinçli bir şekilde
kervansaray ağıyla donatılan
Konya-Antalya güzergahındaki
yerleşmelerinden birisi olan (Atabey)
önem verildiği, Ertokuş tarafından
burada 1224 yılında inşa ettirilen
medreseden anlaşılmaktadır. 13. yy.
başında tamamen Türkleşen bölgede,
önemli bir yerleşim merkezi olarak
beliren Atabay’ deki medrese Osmanlı
devleti eğitim sistemi içinde de
fonksiyonunu devam ettirmiştir. Atabey’
in 1478,1501, ve 1568 tarihlerindeki
kayıtlara göre, Eğirdir ’e bağlı bir
nahiye olduğu yazılıdır.
İlçe sınırları
içinde bulunan başlıca tarihi ve
kültürel varlıklar, Harmanören (Göndürle)
de meydana çıkartılan 41 Küp Mezarlar,
Sidera Bayat Harabeleri, Ertokuş
Medresesi, Sinan Camiidir. (18) Atabey
ilçesine bağlı olarak, İslamköy Kasabası
yanında 4 adette köy yerleşimi
bulunmaktadır. Atabey ilçe merkezi
Isparta’ya 23 km uzaklıkta olup,
çoğunluğu çift yol olmak üzere asfalt
yol ile bağlıdır.
Eğirdir:
Eğirdir Destinasyonu
Gelendost: Gelendost ilçesi, Isparta
il merkezinin kuzeyinde, Eğirdir Gölünün
10 km içerisinde kurulmuştur. Gelendos
ilçesi, ilk çağlardan beri, Pisidya
Ülkesi adı verilen Göller Bölgesinin en
eski kültür merkezlerinden birisidir.
M.Ö. 3500 yıllarında “Mirya veya Miryo”
adı ile Hititlerin bir kolu olan
Anamurla Miryalılar tarafından
kurulmuştur. M.Ö. 547 yıllarında bu
topraklar Pisidyalıları yenen Pers’
lerin egemenliğine geçmiştir. 17 Eylül
1176 yılında yapılan ve bir kısmı da
Gelendost Ovasında geçen Miryakefalon
Savaşını Türklerin kazanması ile
Selçuklu topraklarına katılmıştır.
Gelendost daha sonra Hamidoğulları
Beyliğinin egemenliği altına girmiştir.
Gelendost, tarihi
boyunca Ablada, Sabinae, Myrion, Miryona,
Miryo, Myriokafalon, Gelende-Abad,
Gelendoz adları ile anılmıştır. 16.
yüzyılda Afşar nahiyesine bağlı olan
Gelendost, Cumhuriyet döneminde 1930
yılında Afşar’ın yerine nahiye olmuştur.
Daha sonrada 6.3.1954 tarih ve 6324
sayılı kanun ile de ilçe olmuştur.
Gelendost, Isparta-Konya karayolu
üzerindedir. Isparta’ya 80 km
uzaklıktadır. İlçenin tüm kasaba ve
köyleri ile ulaşım olanakları her mevsim
vardır. İlçede halk ağırlıklı olarak
tarımla uğraşmaktadır. Elmacılık en
önemli uğraş koludur.
Gelendost ilçe
merkezinde bulunan tarihi iki cami ile
Yeşilköy sınırları içinde bulunan
Ertokuş Kervansarayı ilçenin en önemli
kültür yapılarıdır.
Gönen: Isparta İl Merkezine 24 km
uzaklıklığında, Isparta-Burdur
karayoluna 5 km uzaklığındaki Gönen’in
tarihi M.Ö. 3-4 yüzyıla kadar dayanır.
Tarih boyunca Kaue, Kawaena, Colonia,
julia, Augusta, Pia, Fida, Comama,
Yuztinianopolis, Gonana, Konana, Könan
ve Gönen adları ile anılmıştır. Roma
İmparatorluğu Augustos’ un Pisidia adı
verilen bölgede kurulduğu dört şehirden
birisidir. Araştırmalara göre yörede ilk
yerleşim birimi Yuvaca, şimdiki yayla
adıyla bilinen yerdir. Buraya ilk
gelenler Yüreçi göçerleridir.
İlçe zamanla
Selçukluların ve daha sonra da
Hamitoğulları Beyliği’nin egemenliği
altında bulunmuştur. Hamitoğlu Hüseyin
Bey, topraklarının büyük bir bölümünü
Osmanlı Sultanı I. Murat ‘a satmıştır .
30 Aralık 1992 tarihinde yapılan
düzenleme sonucunda, İğdecik. Gölbaşı,
Koçtepe ve Senirce köyleri Isparta İl
merkezine, Güneykent Kasabası, Gümüşgün
Köyü Keçiborlu ilçesine bağlanmıştır.
Gönen ilçesine bağlı yerleşim birimi
olarak yalnız Kızılcık Köyü kalmıştır.
Keçiborlu: Isparta il merkezine 40
km uzaklığındaki Keçiborlu ilçe
merkezinin tarihi gelişimi Isparta ilçe
merkezi ile benzerlik göstermektedir.
Keçiborlu tarih boyunca, Eudoxiopolis,
Keçik-Borlu, Kiçi-Borlu isimleriyle
anılmıştır. Keçiborlu, Hitit, İyon,
Lidya, Pers, Helen, Roma, Bizans
devirlerini yaşadıktan sonra 1204
yılında Sultan Kılıç Arslan tarafından
Anadolu Selçuklu Devletinin egemenliğine
girmiştir. Daha sonra Hamitoğulları
Beyliğinde Uluborlu ve Gönen’e bağlı bir
kasaba olarak varlığını sürdürmüştür.
Günümüzdeki
Keçiborlu ilçesinde korunmakta olan
Keçiborlu Höyüğü, Kılıç Höyüğü, Kılıç
Fari Harabeleri, Fadıllı Harabeleri,
Güneykent şehir kalıntıları, Sinanbey
Camii, Senir Hacı Osman Camii, Gümüşgün
Sinan Dede Türbesi eski çağlardan kalan
eserler ve yerler olarak görülmektedir.
İlçenin başlıca
mesire ve yayla turizmi yerleri : Söğüt
Dağı Yaylası, Fadıllı Yaylası, Koru
Yaylası,Taşoluk Yaylası, Güneydere
Uzundere Piknik Yeri ve göleti,
Keçiborlu Göleti, Boyralı Sini Yaylası,
Aydoğmuş Akdağ Yaylası, Senir, Tepecik
ve Ardıçlı Köyleri Burdur Gölü Kenarı
Plaj sahasıdır.
Keçiborlu adının,
bölgenin küçük tepeciklerinden
oluşmasına izafeten Kiçi (Küçük) Bor
(Taş) kelimelerinden oluştuğu Kiçiborlu
’dan bozulduğu sanılmaktadır.
Senirkent: Isparta İl Merkezine 76
km uzaklığında, Eğirdir Gölü’ nün Hoyran
Gölü adı verilen kuzey kısmının
batısında bir vadide yer alan ilçe, dağ
eteğindeki meyilli düzlük bir arazide
kurulmuştur. Zira “Senir” dağ eteğindeki
meyilli düzlük anlamına gelmektedir.
Senirkent’in
bulunduğu bölgenin, tarihin çok eski
devirlerinden beri yerleşim merkezi
olduğu, buluntulardan ve yapılan
araştırmalardan anlaşılmaktadır. Ancak
su kanalı, kervansaray, kale gibi ayakta
kalmış tarihi yapılara rastlamaktadır.
1370 yılında kurulmuş olan Senirkent
1807de Uluborlu’ya bağlı nahiye
statüsüne getirilmiş ve belediye
teşkilatı kurulmuştur. İlçedeki başlıca
kültür varlıkları: Tymandos Antik Kent,
Yassıören Höyük, Garip Höyük, Tohumkesen
Höyük, Aralık Höyük Gençali Höyük, Veli
Baba Türbesidir.
Sütçüler: Isparta'nın güneyinde yer
alan Sütçüler ilçesinin kuruluşunun M.Ö.
200 yıllarına kadar dayandığı
bilinmektedir. Bu gün Adada olarak
adlandırılan antik kent, Pisidya
bölgesinde; Pisidya ile Pamfilya
bölgeleri arasında yer almaktadır. 1330
yıllarında Hamitoğulları beyliği
Eğirdir’ de kurulana kadar Sütçüler
Selçuklular ’ın elinde kalmıştır .
Osmanlılar
zamanında bir süre Kara Bavlu olarak
anılmıştır. Zamanla Bavlu şekline
dönüşen isim, Cumhuriyet döneminde 1926
yılına kadar sürmüş, bu tarihte
yerleşime dağ-dağlık anlamına gelen
Cebel ismi verilmiştir. 1938 yılında
belde halkının büyük şehirlerde sütçülük
yapmaları üzerine isimi Sütçüler olarak
değiştirilmiş ve Eğirdir ’e bağlı bir
nahiye iken ilçe statüsü verilmiştir.
İlçenin belli başlı
kültür varlıkları arasında, ilçenin
tarihi gelişimini simgeleyen
kalıntılarından Adada antik kenti gelir.
Antik kent ilçe merkezine 12, Sağrak
köyüne 2 kilometre uzaklıktadır. Diğer
kültürel varlıkları ise, Sığırlık
Harabeleri, Taşkapı Harabeleri, Zorzila
Kalıntıları, Sefer Ağa Camii, Çandır
Köprüsüdür.
Uluborlu: Uluborlu, tarih öncesi
devirlerden beri çeşitli medeniyetlerin
hüküm sürdüğü yörede yer almaktadır.
Uluborlu’nun 4000 yıl öncesi Hititler
tarafından kurulduğu bilinmektedir. Bu
döneme ait kalıntılara yörede hala
rastlanmaktadır. Uluborlu, Türklerin
fethi öncesinde Apolonia, Sozopolis,
Mardion, Mardiyon, Mardiaion adlarıylada
anılmıştır. 1070 yılında Türklerin
egemenliğine girmiştir. Bu devirden
sonra Uluborlu, Borgulu, Burgulu,
Uluğborlu isimleri de almıştır.
Uluborlu’da
yaklaşık 17 türde kiraz
yetiştirilmektedir. Uluborlu kirazı
Avrupa ülkelerinde çok tutulmaktadır.
Ürünün büyük bir kısmı ihraç
edilmektedir. İlçede Temmuz ayının ilk
haftasında 2 gün süreli Altın Kiraz ve
Yağlı Pehlivan Güreş Şenlikleri
düzenlenmektedir.
Yalvaç:
Yalvaç
Destinasyonu
Yenişarbademli: Yenişarbademli,
Beyşehir Gölünün batısında, Toros
Dağlarının kuzey uzantısı olan Anamas
Dağları ile bütünleşir. İlçe doğusunda,
Beyşehir, batısında Aksu ve kuzeyinde
Şarkikaraağaç ilçeleri ile çevrilidir.
İlçenin rakımı 1150 metredir. İlçe
sınırları içerisinde bulunan Dedegöl
Dağı (2892 m) ile Isparta’nın en yüksek
dağıdır. Yenişar tarih boyunca pek çok
uygarlığa sahne olmuştur. Yapılan
araştırmaya göre, M.Ö. 4000 yıllarında
Etiler , M.Ö. 1500 yıllarında
Frikyalılar, M.Ö. 800 yıllarında
İyonlar, M.Ö. 600 yıllarında Lidyalılar,
M.Ö. 446 yıllarında Persler, M.Ö. 190
yıllarında Romalılar, M:S. 395
yıllarında da Bizanslar yörede uygarlık
kurmuşlardır.
1071 Malazgirt
Zaferinden sonra 1142 yıllarında
Selçuklu topraklarına katılabilmiştir.
1810 yılında Konya Vilayetine bağlı bir
kaza olmuştur. Selçuklulara ait Kubad-ı
Abad Sarayı kalıntıları da ilçe
hudutları içinde yer almaktadır.
Yenişarbademli,
Şarkikaraağaç üzerinden asfalt yol ile
Isparta il merkezine 177 km
uzaklıktadır. Yenişarbademli’ nin ,
başlıca gelir kaynağı, tarım,
hayvancılık, orman işçiliği ve
balıkçılıktır.
Coğrafya
I
. COĞRAFİ KONUM: Isparta ili, Akdeniz
Bölgesi’nin kuzeyinde yer alan Göller
bölgesinde yer almaktadır. İl, 300 20’
ve 310 33’ doğu boylamları ile 370 18’
ve 380 30’ kuzey enlemleri arasında
bulunmaktadır. 8.933 km2’lik yüzölçümüne
sahip olan Isparta ili, kuzey ve
kuzeybatıdan Afyon ilinin Sultandağı,
Çay, Şuhut, Dinar ve Dazkırı, batıdan ve
güneybatıdan Burdur ilinin Merkez,
Ağlasun ve Bucak, güneyden Antalya
ilinin Serik ve Manavgat, doğu ve
güneydoğudan ise Konya ilinin Akşehir,
Doğanhisar ve Beyşehir ilçeleri ile
çevrilmiştir (Şekil 1). Rakımı ortalama
1050 metredir.
II. JEOLOJİK YAPI: Isparta ilinin
kuzeydoğu ve güneydoğusundaki dar
alanlarda I. zaman, çok geniş bir alanda
yayılım gösteren II. zaman ve alanın
doğu sınırı dışında il sınırlarına yakın
kesimlerde yoğunlaşan III. zamana ait
kayaçlara rastlanmaktadır (Şekil.2).
Jeolojik konumu
bakımından, Isparta Büklümü’nün
ortasında yer alan Isparta ili - Merkez
ilçesi, bölgesel tektonikten önemli
ölçüde etkilenmiş olan II. zaman ve III.
zamana ait yapı üzerinde bulunmaktadır
(Şekil 2). İlçenin tamamına yakın
kesimlerinde, ofiyolitik bir temel yer
almaktadır. Bu temel ile birlikte, yer
yer ofiyolit kütleleri arasında ve
üzerinde bulunan Triyas-Jura yaşlı derin
denizel kayaç istifleri ile II. zamanın
büyük bir bölümünü kapsayan
sıkıştırılmış bir karbonat kayaç
(kireçtaşı ve dolomit) istifi
bulunmaktadır. İlçenin batı bölümünde
denizel kırıntılı ve karbonat kayaç
istifleri görülmektedir. İlçenin
güneydoğu kesimlerinde, miyosen yaşlı
sığ denizel kırıntılı kayaçlar, altta
bulunan daha yaşlı kayaç istifleri
üzerinde gelişen engebeli bir erozyonal
yüzeyi örtmektedir. III. zaman sonunda
bölgede faaliyet gösteren karasal
volkanizmanın ürünleri olan volkanit ve
piroklastik kayaç serileri ise ilçenin
batı-güneybatı bölümünde bulunmaktadır.
Merkez ilçe sınırları içerisindeki en
genç oluşum ise günümüzde de halen
çökelimi süren ve Isparta-Atabey
Ovası’nda yayılım gösteren IV. zaman
alüvyonlardır (Şekil 2).
Gönen ve Atabey
ilçeleri, jeolojik bakımdan diğer
ilçelere göre daha genç bir zemin
üzerinde yer almaktadır. İlçelerin
kuzeyinde III. zamana ait denizel
kırıntılı ve karbonat kayaçlarla,
karasal kökenli kayaç istifleri
bulunmaktadır. Güney kesimlerinde ise,
kuaterner yaşlı alüvyonlar Isparta ve
Eğirdir Gölü’ne kadar uzanan geniş bir
alüvyon ovasının bir bölümünü
kaplamaktadır (Şekil 2).
Isparta’nın
Keçiborlu ilçesi, ofiyolitik kayaçlar ve
II. zamana ait derin denizel karbonat
kayaç yüzeyleri içermesine karşın
çoğunlukla alt tersiyer yaşlı denizel ve
karasal kayaç istifleri ile kuaterner
çökellerinden oluşan bir jeolojik zemin
üzerinde bulunmaktadır. Eosen-Oligosen
göl çökelleri ile ilçenin Burdur ve
Isparta’ya doğru uzanan geniş bir kuşak
içerisinde yer alan IV. zaman alüvyon
çökelleri gözlenmektedir (Şekil 2).
Isparta ilinin
kuzeybatısında yer alan Uluborlu,
temelde II. zamana ait denizel karbonat
kayaç istiflerinin yaygın olarak
gözlenmektedir. İlçenin en genç
kayaçları ise ilçe merkezinin de
üzerinde bulunduğu D-B doğrultulu Hoyran
Gölü ve Senirkent’e uzanan IV. zaman
alüvyon çökellerinden oluşmaktadır
(Şekil 2).
Uluborlu’nun
doğusunda bulunan Senirkent, Mesozoyik
yaşlı denizel karbonat kayaç
istiflerinin yaygın olarak gözlendiği
temel üzerinde, ilçe merkezinin de
üzerinde bulunduğu D-B doğrultulu Hoyran
Gölü’ne kadar uzanan IV. zaman alüvyon
çökelleri yörenin en genç kayaç
istifidir (Şekil 2).
Senirkent’in
kuzeydoğu komşusu olan Yalvaç’ın
doğusunda, Sultandağları’nın bir
bölümüne karşılık gelen ve
kuzeybatı-güneydoğu doğrultulu olarak
yayılım gösteren I. zaman yaşlı şistler,
yörenin en yaşlı jeolojik kayaçlarını
oluşturmaktadır. Eğirdir Gölü’ne açılan
IV. zaman akarsu alüvyon çökelleri
tarafından kesilen III. zaman sonu
kömürlü karasal çökelleri engebeli bir
topografya üzerinde uyumsuz olarak yer
almaktadır (Şekil 2).
Eğirdir ilçesi,
güneyinde yer alan II. zamana ait derin
denizel çökel istifleri ile ofiyolik
kayaçların çoğunlukta olduğu karbonat
kayaç serilerinden oluşan engebeli
topografya oluşturan kısmen yaşlı bir
temel üzerinde kuzey-güney doğrultulu
bir ova içerisinde çökelen IV. zaman
alüvyon çökellerini taşıyan bir jeolojik
dağılıma sahiptir (Şekil 2).
Eğirdir Gölü’nün
doğusunda yer alan Gelendost ilçesi,
güneyden kuzeye doğru gençleşen bir
stratigrafik istife sahiptir. İlçenin
güneyinde, III. zaman karbonat kayaçlar,
kuzeyinde ise engebeli alanlar halinde
ortaya çıkan ofiyolitler ve karasal
çökeller bulunmaktadır. Yörenin
batısından kuzeydoğu yönüne doğru uzanan
IV. zaman akarsu alüvyon çökelleri
ilçenin en genç birimleridir (Şekil 2).
Beyşehir Gölü’nün
kuzeyinde bulunan Ş.Karaağaç ilçesi, I.
zamandan III. zamana kadar değişen
çeşitli kayaç topluluklarını kapsayan
bir alanda yer almaktadır. İlçenin
kuzeydoğu kesiminde, kuzeybatı-güneydoğu
yayılımlı I. zamana ait şistler
bulunmaktadır. Metamorfitler, yörenin
Beyşehir Gölü’ne doğru olan orta
kesimlerde aynı doğrultuda uzanan
ofiyolitik kayaçlarla birlikte temelde
bulunmaktadır. III. zaman karbonat
kayaçları, yöredeki topografik
yükselimleri oluşturmaktadır. İlçenin
kuzey kesiminde bulunan ovalarda oluşan
IV. zaman alüvyonları, yörenin genç
kayaç örtüleridir (Şekil 2).
Ş.Karaağaç
güneyinde yer alan Aksu ve Y.Bademli
ilçelerinin büyük bölümünü II. zamana
ait karbonat kayaçlar kaplamaktadır.
Sadece Y.Bademli’nin Beyşehir Gölü’ne
kıyısı olan doğu bölümünde yer alan III.
zaman çökellerine ait kalıntılar ve göle
açılan IV. zaman akarsu alüvyonları
gözlenmektedir (Şekil 2).
Isparta ilinin
güneyinde yer alan Sütçüler ilçesinde,
içerisinde I. zaman yaşlı bloklarının da
yer aldığı II. zaman ait ofiyolitik
kayaç kütleleri ile Kretase yaşlı kalın
karbonat istifleri geniş alanlarda
yayılım gösterirler (Şekil 2).
Isparta ilinde
Paleotektonik ve Neotektonik döneme ait
tektonik etkilerle oluşan tektonik
hatlar bulunmaktadır (Şekil 3). Isparta
– Merkez, Eğirdir, Gelendost, Yalvaç,
Ş.Karaağaç, Aksu, Y.Bademli ve Sütçüler
ilçeleri sınırları içerisinde çoğunlukla
alt mesozoyik derin denizel çökel
katkılı ofiyolitik kayaç kütleleri ile
mesozoyik yaşlı çeşitli karbonat
serileri arasında sınır oluşturmaktadır.
Bu bindirme-nap sisteminin yerleşiminin
son evresi ve sonrasında, bir kısmında
günümüzde de hareketliliğin devam ettiği
izlenen (deprem verileri ile)
kuzey-güney, kuzeydoğu-güneybatı ve
kuzeybatı-güneydoğu yönlü ve çoğunlukla
yanal atımlı fay sistemleri gelişmiştir.
Isparta Açısı’nın (Isparta Büklümü) doğu
kanadını oluşturan Ş.Karaağaç, Aksu,
Gelendost ve Yalvaç ilçe sınırları
içerisinde kuzeybatı-güneydoğu
doğrultulu bindirmeler bulunmaktadır.
Neotektonik dönemde bölgede gelişen
kuzey-güney sıkışması nedeni ile ortaya
çıkan kuzey-güney doğrultulu ovaları
oluşturan normal faylar, Eğirdir ve
Sütçüler ilçelerinde yer almaktadır. Fay
gölleri olan Eğirdir, Hoyran, Burdur ve
Beyşehir göllerini sınırlayan veya kesen
ve çoğunlukla geç alpin tektonik
dönemini yansıtan kırık takımları ise
bölgesel sıkışma ve makaslama kuvvetleri
sonucunda oluşan kuzeybatı-güneydoğu,
kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu yanal
atımlı fay takımları halinde
Isparta-Merkez, Keçiborlu, Uluborlu,
Senirkent, Eğirdir, Gelendost ve
Ş.Karaağaç yörelerinde yaygındır. Deprem
üretmeleri nedeniyle bu faylardan bir
kısmının halen aktif oldukları
belirlenmiştir. Burdur Gölü doğusunu
sınırlayan ve Bucak’a kadar uzanan
kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu ve gölü
öteleyen kuzeybatı güneydoğu doğrultulu
faylar (Şekil 3) üzerinde yoğunlaşan
deprem verileri, bu yanal atımlı
fayların günümüzde de aktif olduklarını
göstermektedir. Isparta-Merkez ilçesinde
Kayıköy fayı, Eğirdir fayları, ve Yalvaç
fayı, bilinen diğer deprem üreten yanal
atımlı faylardır. Sütçüler’de de yakın
zamanda kaydedilen deprem verileri,
kuzey-güney doğrultulu olduğundan bu
doğrultuda uzanan ovaları sınırlayan
normal faylarda da hareketliliğin
sürdüğü anlaşılmaktadır.
III. ISPARTA İLİ TOPRAKLARI: İklim,
topoğrafya, bitki örtüsü ve zamanın
etkisi ile Isparta ilinde çeşitli büyük
toprak grupları oluşmuştur. Büyük toprak
gruplarının yanı sıra toprak örtüsünden
ve profil gelişmesinden yoksun, bazı
arazi tipleri de görülmektedir. Toprak
alanları dışında, Isparta ili toplam
alanının yaklaşık %24.2 ‘si de çıplak
kaya ve molozluklar ve su yüzeyleri ile
kaplıdır.
Arazilerin
Sınıflandırılmasına Göre İldeki Dağılımı
Yüzölçümü (Ha)
Arazi Sınıfı
I.Sınıf
49712
II.Sınıf
70362
III. Sınıf
40055
IV. Sınıf
37378
V.Sınıf
2398
VI. Sınıf
69777
VII. Sınıf
400195
VIII. Sınıf
148997
Toprak Cinsi
Yüzölçümü
(Ha) %
Kahverengi
Orman
146362
16.4
Kırmızı
Kahverengi Akdeniz
120643
13.5
Kestane
Rengi
119204
13.3
Kireçsiz
Kahverengi Orman
79922
8.9
Kireçsiz
Kahverengi
61005
6.8
Kolüvyal
58546
6.6
Alüvyal
52637
6.0
Kırmızı
Akdeniz
27213
3.0
Regesoller
5131
0.6
Kırmızı
Kestane Renkli
3085
0.3
Hidromofik
Alüvyal
2312
0.2
Tuzlu Sodik
1043
0.1
Diğerleri
774
0.1
Yerel Kaynakları
IV. YERALTI KAYNAKLARI: Isparta ili,
belirli yörelerde halen işletilen veya
işletilebilir potansiyele sahip ekonomik
değerde ve günümüz teknolojileriyle
üretim imkanı bulunmayan (ekonomik
olmayan) değerde metalik maden,
endüstriyel hammadde ve enerji hammadde
kaynakları bakımından çeşitli kaynaklara
sahiptir (Şekil 4). Bu kaynaklar,
günümüz bilim ve teknolojilerine dayalı
olarak yapılacak araştırmalar
doğrultusunda artırılabilecektir.
Kükürt: Türkiye’nin ilk ve en zengin
kükürt yatakları Keçiborlu ilçesinde yer
almaktadır. Volkanik kökenli olan kükürt
yatakları ofiyolitik karışık, Akdağ
kireçtaşları, altere andezitler ile
andezitik tüfler içerisinde düzensiz
kütleler ve ağsal damarlar biçiminde
yerleşmiştir. 1900’lü yıllardan beri bu
zamana kadar 3.461.894 ton tuvenan
kükürt üretimi yapılmıştır. Günümüzde
2.231.190 ton rezervi bulunan ve Etibank
tarafından işletilen Keçiborlu kükürt
yatakları düşük tenörlü rezervleri ve
ekonomik nedenlerden dolayı 1994 yılında
zarar ettiği için kapatılmıştır.
Kömür: Isparta ilinde Eğirdir ve
Yalvaç ilçelerinde özel şirketler
tarafından işetilen kömür yatakları
bulunmaktadır. Eğirdir ilçesinde, linyit
yatakları Kovada Gölü’nün 1 km.
güneyinde Akbelenli köyü civarındadır.
Yalvaç ilçesinde ise Yukarıkaşıkara
kasabası ve Yarıkkaya köyleri
dolaylarında linyit yatakları bulunmakta
ve zaman zaman işletilmektedirler.
Pomza: Gölcük kraterinin volkan
bacasından çıkan küllerin
sulu bir yüzeye düşerek ani soğumaya
uğramasıyla içinde gaz boşlukları olan
taşlar oluşmuştur. Bu taşlara pomza taşı
adı verilmektedir. Pliyosen yaşlı,
piroklastik düzeyler içerisinde yer alan
Gölcük pomza yatakları, kilometrelerce
karelik geniş bir yayılım
göstermişlerdir. Pomza yataklarının
kalınlığı 2-16 m. arasında değişirken,
rezervi 157 milyon ton olarak
hesaplanmıştır. Gölcük krater gölü
çevresine yayılan pomza yatakları,
Binbirevler Mahallesi civarında kurulan
Isparta Belediyesine ait ISBAŞ adlı
fabrikada, briket olarak mamul hale
getirilmektedir.
Tras: İşletilmekte olan tras
yatakları Isparta-Antalya karayolunun
11. km.’sinde Sav kasabası yakınlarında,
halk arasında köfke denilen materyal
temelde tüflerden meydana gelmiştir. 30
milyon ton rezervi tahmin edilen tras
yatakları, GÖLTAŞ Çimento tarafından
çimento hammaddesi olarak
kullanılmaktadır.
Barit: Ş.Karaağaç ilçesinde bulunan
barit yatakları, Türkiye’nin en önemli
barit yataklarındandır. Hidrotermal
kökenli olduğu savunulan bu yataklar
1973 yılından bu yana Etibank ve özel
sektör tarafından işletilmektedir.
Toplam 170 milyon ton rezerve sahip olan
barit yatakları tenörü % 30’lardan %
90’lara ulaşmaktadır. Çıkarılan
baritler, Etibank başta olmak üzere
Başer Madencilik, Yılmaz Kalkır gibi
işletmeler tarafından mamul hale
getirilmektedir.
Kum
ve
Çakıl
Yatakları: Isparta’da Atabey, Senir,
Yakaören, Sav, Kılıç, Yassıören gibi
birçok yerde kum ve çakıl ocakları yer
almaktadır. Özellikle Atabey (Akçadere),
Kılıç kasabası yatakları en kaliteli
yataklardır. Belediyeler ve bazı özel
teşebbüsler tarafından işletilen
yataklardan yöre ihtiyaçları
karşılanabilmektedir.
Kireçtaşı
ve
Kil
Yatakları: Isparta-Keçiborlu
karayolunun 13. km.sinde Yassıdağ,
Isparta-Sav yoluna yakın Minasın, Yalvaç
(Kaşıkara) kil ve kireçtaşı yatakları,
gerek Göltaş çimento fabrikasının,
gerekse Isparta’da yer alan tuğla
fabrikalarının ihtiyaçlarını
karşılamaktadır.
Yapıtaşları: Isparta Merkez Direkli
Andezitleri, temel taşı, bahçe duvarı ve
inşaatlarda yaygın olarak
kullanılmaktadır. Rezerv çalışması
yapılmamasına rağmen milyarlarca m3 yapı
taşı bulunduğu tahmin edilmektedir.
Ş.Karaağaç Göksöğüt, Yalvaç Koruyaka
köylerinde bahçe duvarı ve bina
yapımında kullanılan taşlar
çıkarılmaktadır. Gölcük krater gölü
çevresinde de zengin taş ocakları
vardır.
Mermer: Isparta ilinde Gökçebağ
çevresinde bej renkli, Belence
yakınlarında siyah renkli mermer
yatakları bulunmaktadır. Bu mermerler
Isparta Merkez ilçede yer alan Modülmer,
Gölmer gibi bazı işletmelerce
kullanılmaktadır. Ayrıca il sınırları
içinde Bayat, Büyükgökçeli, Bademli,
Balkırı ve Keçiborlu dolaylarında da bej
renkli bazı mermer sahaları
bulunmaktadır.
Krom: Eğirdir ilçesi
Bağıllı-Ayvalıpınar dolayında 49 km2
alan kaplayan harzburijt, dunit,
piroksenit ve diyobaz dayklarından
oluşmuş krom cevherleşmesi, % 35-47
arasında Cr2O3 tenörüne sahiptir. Yörede
30 ayrı noktada 100 bin ton muhtemel
rezerv tahmin edilmiştir. Ayrıca
Aşağıkaşıkara’nın kuzeybatısında eosen
yaşlı kromit cevherleşmesi de
bulunmaktadır; ayrıca Isparta ilinde,
Gölbaşı (Gönen) Göktaş (Eğirdir)
köylerinde arsenik, Eğirdir’in Havutlu
ve Bağıllı köyleri dolaylarında
manganez, Ş.Karaağaç ilçesinde
Yassıbel-Muratbağı ve Yalvaç
(Sücüllü)’de demir-alüminyum yatakları
bulunmaktadır.
Doğal Afetler
V. DOĞAL AFETLER: Türkiye’nin deprem
riski dağılım haritasında genel olarak
birinci derecedeki deprem kuşağı
üzerinde yer almaktadır Isparta,
Isparta-Dinar-Çivril-Uşak deprem hattı
üzerindedir (Şekil 5). Sadece Sütçüler
ve Y.Bademli ilçelerinde ikinci derece
ve Sütçüler’in doğu sınırındaki dar bir
alanda üçüncü derece deprem riski
taşıyan bir dağılım bulunmaktadır. Ancak
bölgesel kırık sistemleri içerisinde
aktif oldukları belirlenen faylar
yanında, deprem kayıt istasyonlarının
yetersizliği nedeniyle yeterli kayıt
alınamadığından özellikle Isparta güneyi
ve doğusuna ait verilerde eksikler
vardır. Deprem kayıtlarına ilişkin veri
artışı ile bölgesel yer hareketlerinin
ve depremlerin daha sağlıklı izlenmesi
mümkün olacaktır.
Isparta ili ve
civarında tarih içinde bir çok deprem
meydana gelmiştir. 03-05 Mayıs 1875
tarihlerinde 6.9, 02-14 Mayıs 1890
tarihlerinde 5.2, 1901 yılında 6.4
büyüklüğünde çeşitli depremler olmuştur.
Bu tarihsel depremler içinde en fazla
can kaybı ve hasara neden olanı ise 03
Ekim 1914 tarihinde 7.1 büyüklüğünde
meydana gelen depremdir. Bu deprem başta
Isparta olmak üzere Burdur, Dinar, Gönen
ve Atabey ilçelerinde ve deprem
merkezine yakın diğer bir çok yerleşim
merkezinde oldukça etkili olmuştur. 1914
depreminde 2000’den fazla kişi ölmüş ve
10.000 civarında aile evsiz kalmıştır.
1914 yılından sonra
meydana gelen onlarca depremden bazıları
ise; 1925’te 5.9, 1933’te 6.0, 1971’de
5.5, 1995’te 6.0 büyüklüğündeki
depremlerdir. F2 deprem arast..
İl sınırları
içerisinde çoğunlukla alt tersiyer,
neojen ve kuaterner yaşlı denizel veya
karasal ince kırıntılı kayaçlardan
oluşan killi jeolojik zeminlerinin
yaygın olduğu alanlar yanında;
sistematik faylar arasında gelişen dik
yamaçlı çökelim alanlarında, alanı
sınırlayan faylanma yüzeylerinde gelişen
birikinti konisi ve alüvyon yelpazeleri
üzerinde veya önlerinde kurulmuş bulunan
yerleşim alanlarını bekleyen en büyük
doğal afet tehlikelerinden biri
heyelandır. Senirkent ilçesinde 1995
yılında yaşanan heyelan felaketi ile bir
kez daha bu konuda tehlike uyarısı veren
yörelerin ve heyelana elverişli
zeminlerin belirlenmesi ve önlem
alınmasının önemi anlaşılmıştır.
Senirkent ilçesinde
1995 yılında meydana gelen çamur akması
(feyezan) sonucunda 74 kişi hayatını
kaybetmiştir. Aynı yerde 1996 yılında
ikinci kez çamur akması (feyezan) afeti
meydana gelmiştir. Bu afetler sonucunda
Senirkent ilçe merkezinde toplam 188
afet konutu yapılarak, hak sahiplerine
teslim edilmiştir.
Sütçüler ilçesinde
1995 yılında meydana gelen dolu yağması
sonucunda 11’i ilçe merkezi, 1’i
Yeniköy’de olmak üzere toplam 12
afetzedenin evleri hasar görmüştür.
Bayındırlık ve İmar Bakanlığınca 12 afet
konutu yatırım programı çerçevesine
alınarak, ihale aşamasına gelmiştir.
Boğazköy’deki derenin taşması sonucu
yolcu taşımacılığı yapan bir otobüsün
sele kapılması sonucunda 6 vatandaş
hayatını kaybetmiştir.
Yeryüzü Şekilleri
Isparta ili
arazisi, 3. zaman kıvrılmaları ve
tektonik hareketleri sonucunda bugünkü
şeklini almıştır. Isparta ilinde başlıca
üç ana jeomorfolojik birim
bulunmaktadır. Bu ana birimlerden biri,
Isparta ilinin çevresini doğal bir sınır
gibi çevreleyen dağlık alanlar, bir
diğeri yörede yer alan ovalar ve diğeri
de ovalarla dağlar arasında kalan az
eğimli, dalgalı arazilerden oluşan
akarsular tarafından parçalanmış plato
sahalarıdır (Şekil 6). Isparta ilinin,
%68,4’ü dağlar, % 16.8’i ovalar ve
14,8’i platolardan meydana gelmektedir.
1. OVALAR:
Isparta
Ovası: Isparta Ovası, esas olarak
asıl Isparta Ovası ile daha kuzeyde yer
alan Atabey (Kuleönü-Bozanönü) Ovası’nın
birleşiminden meydana gelir. Asıl
Isparta Ovası, ortalama 1000 m.
yüksekliğe sahip, kuzeybatı-güneydoğu
yönlü elips biçimli bir ovadır. Savköy
ile Çünür mahallesinin kuzeyindeki
ovacık arasında 13 km, kuzeydoğu
güneybatı yönünde Deregümü ile Aliköy
arasında 10 km kadar bir uzunluğa ve
yaklaşık 100 km2 alana sahiptir. Ova,
Akdağ, Davras Dağı ile Hisartepe ile
Karatepe ile çevrili, Darıdere, Isparta
Çayı gibi akarsuların getirdiği
alüvyonlarla oluşmuş verimli bir tarım
alanıdır. Ovadaki tarım arazilerinin bir
kısmı DSİ tarafından Eğirdir Gölü’nden
yapılan pompajla, bir kısmı yeraltı su
kaynakları ile bir kısmı da çevredeki
dağlardan kaynağını alan küçük
derelerden sağlanan sularla
sulanmaktadır. Bu su kaynaklarıyla
Isparta il merkezinin güney ve
güneybatısında yer alan başta gül
bahçeleri olmak üzere çok çeşitli
ürünlerin üretildiği (elma, kiraz,
vişne...) bahçeler sulanmaktadır.
Asıl Isparta
Ovası’ndan Aliköy’ün batısında Çaltepe,
Toptaş Tepe, İncirli Tepe gibi alçak
tepelerle ayrılan Atabey
(Kuleönü-Bozanönü) Ovası, batı,
kuzeybatı-doğu, güneydoğu doğrultuda,
Gönen ile B.Gökçeli arasında 27 km,
Gerges Çiftliği ile Bozanönü arasında 12
km uzunluğunda, 210 km2 alana sahip
elips biçimli bir ovadır. Ortalama
yüksekliği 950 m olan bu ova, kendi
içerisinde halk tarafından çeşitli
isimlerle adlandırılır (Gönen Ovası,
Kızılova, Göndürle Ovası, İslamköy
Ovası...vs.).
Atabey Ovası’nda, önceleri kuru
tarım alanları yaygın olarak bulunmakta
iken, özelikle 1974 yılında DSİ
tarafından gerçekleştirilen Atabey Ovası
sulama projesinin tamamlanmasından sonra
sulu tarım alanlarının oldukça fazla yer
tuttuğunu görmekteyiz. Sulu tarım
alanlarının içinde sebze alanları ve
meyve bahçeleri oldukça fazladır. Gül,
elma, vişne, kiraz yetiştiriciliği
yanında buğday ve arpa üretimi de
gerçekleştirilmektedir. Ovada sebze ve
kavak üretimi oldukça yaygındır.
Keçiborlu
Ovası: Doğudan Söğüt Dağları,
batıdan Kayı Dağı, kuzeyden Barla
Dağı’nın güneybatı uzantıları ve
güneyden de Burdur Gölü ile çevrili olan
ova, Senir ve Keçiborlu ilçe merkezi
arasında yer yer tepelik sahalarla
yarılmıştır. Ova tabanı, Kılıç, Gölbaşı,
Gümüşgün ve Keçiborlu yerleşmelerinin
arasında kalmış, batı, doğu ve kuzeye
dağ yamaçlarına doğru taraçalarla
kademelenmiştir. Tahıl ürünlerinin geniş
yer tuttuğu ovada, diğer önemli bir
faaliyet de gül yetiştiriciliğidir.
Isparta ili gül bahçelerinin 1/4’ünden
daha fazlası burada dikilmiş durumdadır.
Senirkent
Ovası: Barla ve Kapı Dağları’nın
kuzeyi ile Karakuş Dağları’nın
güneyinde, Uluborlu ve Senirkent
ilçeleri arazilerini içine alan bir
graben durumunda olan Senirkent Ovası,
batıdan doğuya doğru yaklaşık 30 km
uzunluğunda, doğusundaki Eğirdir Gölü’ne
doğru genişleyen bir görünüm arz eden
tektonik kökenli bir ovadır.
Ortalama 950 m
yüksekliğe sahip olan Senirkent
Ovası’nda yer alan tek akarsu Pupa
Çayı’dır. Senirkent Ovası’nda 1976 ve
1979 yılında DSİ tarafından hizmete
açılan Senirkent I. ve II. sulama
projelerinin tamamlanmasından sonra
ovanın çok büyük bir kısmı sulamaya
açılmış ve önemli derecede ürün üretimi
elde edilmeye başlanmıştır. Bu yıllardan
önceki dönemde ise kuru tarım
alanlarının ovada geniş yer tuttuğu
görülmüştür. Tahıl ürünlerinin yerini
başta meyve bahçeleri (elma, kiraz,
vişne...vs.) olmak üzere şeker pancarı
gibi sulu tarıma ihtiyaç duyan endüstri
bitkileri çok daha geniş alanlarda
üretilmeye başlanmıştır.
Kumdanlı
Ovası: Eğirdir Gölü’nün kuzeyinde
ortalama 930 m. yüksekliğindeki ve
yaklaşık 50 km2.lik alana sahip olan
Kumdanlı Ovası, NE-SW yönünde üçgen
şeklinde, 12-13 km. uzunluğundadır. Ova
tamamen alüvyonlardan meydana gelmiş ve
alüvyon ortalama 100 m kalınlığındadır.
Ova, Temmuz ve Ağustos aylarında tamamen
kuruyan Hoyran Deresi ve kolları
tarafından drene edilir. Kumdanlı Ovası,
1989 yılında sulamaya açılmış ve kuru
arazilerinin önemli bir kısmı suya
kavuşmuştur.
Gelendost
Ovası: Eğirdir Gölü’nün doğusunda,
iki tarafı faylar ve fay diklikleri ile
sınırlı bir grabene tekabül eden
Gelendost Ovası, kuzeybatıda Kirişli
dağı, güneyde ise Anamas Dağları ile
sınırlıdır. Ortalama 45 km2lik bir alana
sahip olan ova, 930 m yüksekliğe
sahiptir. Gelendost Ovası, merkezi kısmı
hariç 150-200 m kalınlığında
alüvyonlardan oluşmuştur. Merkezi kısmı
ise kuzey-güney yönlü bir antiklinal
olan Aktepe yer alır. Ovayı Eğirdir
Gölü’ne dökülen Özdere drene eder.
Gelendost Ovası, 1983 yılında DSİ
tarafından hizmete açılmış olan
Gelendost sulama projesi ile sulu tarıma
büyük ölçüde açılmıştır.
Ş.Karaağaç Ovası: Beyşehir Gölünün
kuzeyinde yer alan ovanın, kuzey ve
kuzeybatısında Sultan Dağları, batısında
Anamas Dağları, güneyinde ise Kızıldağ
ve Karadağ bulunur. Ovanın drenajı,
Deliçay ve kolları ile sağlanır.
Ş.Karaağaç ovasının, Beyşehir Gölü’ne
doğru bir uzantısı da Armutlu Ovası
olarak adlandırılır. Ovanın bir kısmı,
1995 yılında hizmete açılmış olan
Ş.Karaağaç sulama projesi ile sulanmaya
başlamıştır.
Boğazova: Eğirdir Gölü’nün
güneyinde, kuzey-güney yönünde, aşağı
yukarı 20 km. uzunluğunda ve 1.5-2 km.
genişlikte Kovada depresyonu yer alır.
Antalya ekseni üzerine yerleşmiş olan bu
depresyon, tektonik kökenli bir polye
veya bir koridor özelliği gösterir.
Buraya yöresel ismiyle Boğazova denir.
Bugün Boğazova’nın çok büyük bir
bölümünde elma yetiştiriciliği
yapılmakta olup, kiraz gibi bazı
meyvelerin de üretimi
gerçekleştirilmektedir.
2.
DAĞLAR: Isparta ili oldukça
engebelidir. İl sınırları içerisinde
yaklaşık 3000 m.yi bulan oldukça yüksek
dağlar bulunmaktadır. Bunlar genel
olarak ifade edilecek olursa
Batı Toroslar’ın Isparta
uzantılarıdır. Antalya Körfezi’nin
batısından ve doğusundan kuzeye doğru
sokulan bu sıradağlar Isparta ilinin
kuzeyinde daralarak, araştırma alanının
kuzeybatısında
Karakuş Dağları ve kuzeydoğusunda
ise
Sultan Dağları ismini almaktadır.
İl alanını, Afyon
ilinden ayıran Karakuş Dağları’nın
güneye bakan yamaçları, Senirkent
Ovası’nı kuzeyden kuşatmış, dalgalı
düzlük ve tepelerden oluşmuştur.
Isparta ilinin
kuzeydoğusunda, Isparta ili ile Konya
ilinin doğal sınırlarını oluşturan
Sultan Dağları mermer, kuvarsit gibi
başkalaşmış taşlardan meydana gelen
paleozoik bir kütle olup, kuzeybatı
güneydoğu doğrultuda, yaklaşık 100 m
uzunluğunda, Karakuş Dağları’na göre
biraz daha yüksek bir dağ kütlesidir.
Isparta ilinin
önemli yüksekliklerinden biri de
Barla Dağı’dır. Senirkent Ovası ile
Atabey Ovası arasında kalan Barla Dağı
kütlesi, Uluborlu’nun batısından
başlamak üzere doğuya doğru yükseltisi
fazlalaşmakta, Gelincik Tepe’den sonra
ise Eğirdir Gölü’ne doğru yükseklikler
düşüş göstermektedir. Barla Dağında
glasyal oluşumlar (Sirkler; Ayıyalağı ve
Gelincikana sikleri, morenler) ve
karstik oluşumlar (dolin, uvala, obruk,
düden ve mağaralar) oldukça fazladır.
Karstik oluşumlar (özellikle dolin ve
obruk), çevredeki köylüler tarafından
yayla olarak kullanılır ve buralarda
hayvan yetiştirilir (Ortayazı Yaylası,
Yassıören Yaylası, Kabaca Yaylası, Gönen
Yaylası...). Barla Dağının batısında
Uluborlu Obruğu, Peynir Obruğu,
Senirkent Obruğu diye adlandırılan bazı
çukurluklar yer alır.
Isparta ilindeki
diğer önemli bir yükseklik
Davras dağıdır. Isparta Ovası’nın
doğusunda yer alan Davras Dağı,
mesozoik’e ait kalkerlerden oluşmuş ve
faylarla parçalanmıştır. Batıda Isparta
Ovası’na, doğuda Kovada depresyonuna
doğru kademeli bir şekilde inmektedir.
Kuzeybatıda Eğirdir Gölü’ne doğru Yürlük
Dağı, batıda Küçük Davras, güneydoğuda
Asacak Dağı gibi isimlerle adlandırılan
Davras dağının en yüksek noktası, 2635 m
ile Ulparçukuru Tepedir. Davras dağı
üzerinde buzullar, sirkler ve morenler
gibi glasyal ve tektono-karstik
çukurluklar, dolinler, az da olsa
lapyalar gibi karstik şekiller
bulunmaktadır. Ağaçtan yoksun, boz
renkli, heybetli görünüşü ile Davras
dağındaki sirklerin üzerinde bulunan
kalıcı karlar yöre halkı tarafından
oldukça ilginç bir şekilde kullanılır.
Davras dağının zirve kısımlarında
yaylacılık yapılmaktadır.
Davras dağının
batısında, Davras dağından Dereboğazı
Deresi ile ayrılan başka bir dağ kütlesi
de Isparta Ovası’nın batı ve
güneybatısında yer alan
Akdağ’dır. Doğu-batı uzanışlı
Akdağ’ın en yüksek zirve yüksekliği 2271
m.’dir. Yine Akdağ üzerinde Isparta
şehrinin 5 km. güneybatısında Pliosen
yaşlı volkanik bir kütle ve içindeki yer
alan Gölcük isimli küçük bir krater gölü
yer alır. Bu göl nedeniyle de buraya
Gölcük volkanizması denilmektedir.
Isparta ilindeki en
geniş dağ kütlesi de Eğirdir Gölü-Kovada
depresyonu ile Beyşehir Gölü arasında
yer alan
Anamas (Dedegöl)
Dağları’dır. Arazi, Paleozoik’de
teşekkül ettikten sonra Mesozoik boyunca
Tetis jeosenklinalinde kalmış ve
Mesozoik sonunda ilk alpin tektonik
hareketlere uğramıştır. Miyosen’de
subsidansa uğrayarak tekrar deniz
tarafından işgal edilmiş, Pliosen ve
Kuaterner’de topyekün olarak önemli
ölçüde yükselmiştir.Bu yükselme devam
etmektedir.
Anamas Dağları,
kuzey-kuzeybatı, güney-güneydoğu
doğrultuda uzanmaktadır. Dağlar, kuzeyde
300-400 m.lik düzlükten sonra yükselir
ve 2000 m.den sonra dalgalı bir düzlük
görünümünü alır. Dağın en yüksek yeri
2992 m yükseklikteki Dedegöl Dağı’dır.
Dedegöl zirvesi hem Anamas Dağları’nın
hem de Batı Toroslar’ın en yüksek
noktasıdır. Anamas Dağları’nda en geniş
alan kaplayan formasyon Jura-Kretase
devrine ait kireç taşlarıdır. Yine
Dedegöl Dağı’nda genelde triyas
dolomitik kireç taşlarından oluşmuştur.
Anamas Dağları da diğer dağlarda olduğu
gibi çeşitli mağaralar (Pınargözü,
Zindan), lapya, dolin, uvala ve polyeler
gibi irili ufaklı karstik şekiller ve
glasyal şekillerden de sirkler (Poyraz,
Çobankaya) yer almaktadır.
Sütçüler ilçe
merkezinin doğusunda Kuyucak Dağları,
Gelendost Ovası’nın kuzeyinde, Eğirdir
Gölü’nün doğusunda Kirişli Dağı, Eğirdir
Gölü’nün güneydoğusunda Dulup Dağı,
Beyşehir Gölü’nün kuzeyinde Sürütme ve
Kızıldağ'lar bulunmaktadır.
3.
PLATOLAR: Isparta ilinde, alüvyal
ovalar ile yüksek dağlar arasında
akarsular tarafından yarılmış az eğimli,
dalgalı düzlüklerin bulunduğu platolar
yer almaktadır. İldeki en geniş plato
alanı, Kumdanlı Ovası ile Gelendost
Ovası’nın kuzey ve kuzeydoğusu ile
Sultan Dağları arasında kalan kesimdir.
Bu ovalar ile dağlar arasında az eğimli
ve dalgalı yüzeylerden oluşan bir etek
düzlüğü yer alır. Bu düzlük, Sultan
Dağları’ndan gelen Köydere, Oku Çayı,
Sücüllü Deresi, Karayer Dere, Harmanaltı
Dere, Gökçek Dere, Buzacı Dere, Büğdüz
Dere, Özdere ve bu derelerin kolları
tarafından parçalanmışlardır. Isparta’da
yetiştirilen buğday, arpa gibi tahıl
ürünlerinin ve baklagillerden nohut
üretiminin en fazla yapıldığı sahalar
olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bir diğer plato da,
Eğirdir-Kovada depresyonunun doğusunda,
kuzeyde Yılanlı Dere vadisinin
güneyinden başlamak üzere Sütçülerin
güney ve doğusuna, Kuyucak Dağlarının
batı yamaçlarına kadar uzanan sahadır.
Bu saha, Kemer Dere, Gökpınar Dere gibi
bazı vadiler tarafından parçalanmıştır.
Bu plato sahasının
kuzeyinde, Eğirdir Gölü’nün güneydoğusu
ile Anamas Dağları arasında Sarıidris
Dere tarafından parçalanmış bir plato
daha vardır. Her iki sahada da büyük bir
alan orman ve fundalıklarla kaplı
olmasına rağmen yer yer kuru tarım
alanları ile bulunmaktadır.
İlin batısında
Keçiborlu Ovası ile Söğüt Dağları
arasında kalan saha da yine plato
özelliği göstermektedir. Saha bazı kuru
dereler tarafından parçalanmıştır.
4.
MAĞARALAR,KANYONLARVE
YAYLALAR: Orta Toroslar’ın batısında
yer alan Göller Yöresi içinde bulunan
Isparta ilinde, geniş bir alanda
yüzeylenen Mesozoik yaşlı kireç taşları,
mağara gelişimine en uygun birimleri
oluşturmaktadır. Isparta il sınırları
içinde MTA tarafından 28 mağaranın etüdü
yapılmıştır. Pınargözü, Zindan ve Sorgun
mağaraları, bu mağaraların en
önemlilerindendir.
Pınargözü Mağarası, Y.Bademli ilçe
merkezi yakınında olup, Jura-Kretase
yaşlı kireçtaşlarında oluşan bir fay
üzerinde gelişmiştir. 1995 yılında
yapılan uzun süreli araştırmalar sonucu
ancak 16 km.’lik bölümü ölçülmüş olup,
sonuna kadar henüz ulaşılamamıştır.
İçerisinde büyük bir kaynak çıkmaktadır.
Zindan Mağarası, Aksu ilçe
merkezinin 2 km kuzeydoğusunda Aksu
vadisi kenarında olup, toplam uzunluğu
760 m.dir. İçerisinde yaz-kış devamlı
akan küçük bir dere vardır.
Sorgun Mağarası,
Aksu ilçesinin 10 km kuzeydoğusunda
Sorgun yaylasında yer alır. Uzunluğu 302
m olan mağaranın içinde devamlı akan bir
su ve değişik büyüklükte göller yer
alır.
Isparta ilinde bu
mağaralardan başka; Aksu ilçesinde,
Gümüşini, Erenler ve Cıv, Sütçüler
ilçesinde, Kuz, Taşkapı ve Kadıdeliği,
Ş.Karaağaç ilçesinde, Şahne, Salur,
Öşekçi ve Güllü mağaralarının yanı sıra
diğer ilçelerde de oldukça çok mağara
bulunmaktadır.
Köprüçay Kanyonu: Türkiye’nin en
uzun kanyonu olup, Sütçüler ilçesinin
doğusunda K-G yönlü uzanmaktadır. Aksu
ilçesinde başlayıp, Antalya’nın Serik
ilçesi üzerinden Akdeniz'e kadar uzanan
Köprüçay yaklaşık 50 km uzunluğundadır.
Kanyon, Kesme (Sütçüler)-Yeşilbağ
(Serik) arasında yaklaşık 20 km.lik
kesimi oldukça dar ve derin (800 m)
olması nedeniyle oldukça ilginçtir.
Yazılı Kanyon: Sütçüler ilçesinin
güneybatısında 10 km uzunluğundadır.
Değirmendere çayı vadisi içinden geçerek
Karacaören baraj gölüne ulaşır. Kanyonun
yan duvarlarında Bizans dönemine ait
ibadet yapılan bölümler ve yazılar
bulunmaktadır. Bu yazıtlar dolayısıyla
kanyona Yazılı Kanyon denilmiştir.
Eğirdir’in
güneyinde Camili Yayla, Aksu’nun kuzeyi
ve kuzeydoğusunda Eğrigöz ve Sorgun
yaylaları, Sütçülerin güneydoğusunda
Sanlı Yayla, Kasımlar kasabası
yakınındaki Tota Yaylası önemli yayla
alanlarıdır. Bu yaylalar gerek bitki
örtüsü ve doğal güzellikleri gerekse su
kaynakları ve çeşitli ekonomik
etkinliklerle oldukça ilgi çeken
yörelerdir.
Hidroğrafya Şartları
1. Göller:
Gölcük
Gölü: Isparta’nın 5 km
güneybatısında, İl merkezine 8 km
mesafede bulunan Gölcük, deniz
seviyesinden 1300 m yükseklikte olan bir
krater gölüdür. Gölün etrafı 150-300 m
kadar yükselen ve volkanik küllerle
kaplı tepelerle sınırlıdır. Daire
şeklindeki gölün çapı 1,5 km, derinliği
ise 30 m.yi bulmaktadır. Göl, yağmur ve
alttan kaynayan kaynak suları ile
beslenmektedir. Gölcük ve çevresinde
yapılan çalışmalarda yüzeyleme veren
formasyonlar, tortul, ultramatik ve
volkanik kayaçlar olmak üzere üç gruba
ayrılırlar. Ayrıca gölün suları,
çevresindeki kumlu tepelerden sızarak
Yakaören Köyü üzerinde Milas mesireliği
kaynaklarını ve doğuda Dere mahallesi
üstündeki Andır Deresi kaynaklarını
oluşturmaktadır. Uzun yıllar şehrin içme
suyu bu gölden sağlanmıştır. Şehrin içme
suyunun büyük bölümü Eğirdir Gölünden
sağlanmasına başlanmasıyla Gölcük’ten
içme suyu alımı azaltılmış, su
seviyesinin yükselmesi sağlanmıştır.
Gölcük 1991 yılında tabiat parkı olarak
tescil edilmiştir.
Eğirdir
Gölü: Batı Toroslar’ın orta
kısmında bulunan Eğirdir Gölü,
çevresindeki dağlık sahalar arasında,
kuzey-güney doğrultusunda 50 km.lik bir
mesafe dahilinde uzanmaktadır. Göl 1.5
ila 16 km genişliğinde olup, en dar yeri
Kemer Boğazı diye adlandırılan Kel Tepe
burnu ile Belbel Çiftliği arasında kalan
kısımdır. 916 m rakımlı olan gölün
derinliği 6-13 (16) m arasında
değişmektedir. 468 km2 ’lik (1999
İstatistik Yıllığı, DİE.) alanı ile
Türkiye’nin dördüncü büyük gölüdür.
Eğirdir ve Kovada
Gölleri’nin bulundukları depresyonlar
tektonik menşeli polye özelliği
göstermektedir. Planhol’e göre Eğirdir
ve Kovada çanakları Neojen’den sonra
teşekkül etmiş tektonik menşeli
küvetlerdir ve karstik olaylarla
işlenerek bugünkü şeklini almıştır.
Yağış alanı, 3776
km2 olan gölün, yıl içerisindeki seviye
değişimi yağışa bağlı olarak, yağışın
fazla olduğu ve dağlar üzerindeki
karların eriyerek, göle dökülen
akarsuların debilerinin yükseldiği
ilkbahar ayları göl seviyesinin yüksek
olduğu aylar olup, Mayıs ayında en
yüksek seviyeye ulaşır. Yaz aylarında
artan buharlaşma, azalan yağışa bağlı
olarak göl seviyesinde alçalma başlar.
Gölün yıl içindeki seviye oynamaları
ortalama 55 cm kadardır.
Eğirdir Gölü,
1955-1956 yıllarında DSİ tarafından
gerçekleştirilen proje ile gölün
Boğazova’ya açıldığı yere bir regülatör
yapılarak, buradan bir kanalla gölün
suları Kovada Gölü’ne ulaştırılmıştır.
Yine bu kanalla Kovada I-II elektrik
santrallerinin su ihtiyacı da
karşılanmaktadır.
Eğirdir Gölü’ne
bağlı olarak sulamaya açılan, Eğirdir
Gölü etrafındaki ovaları iki kısımda
toplayabiliriz. Birinci grupta hemen
gölün çevresindeki Senirkent, Kumdanlı,
Gelendost, Boğazova, Barla ve Bedre
ovaları, ikinci grupta ise göle dökülen
Yalvaç Dere çevresinde yer alan Yalvaç
Ovası ile ayrı bir havzada yer alan
Isparta ve Atabey ovaları yer
almaktadır.
1970’li yıllardan
başlamak üzere DSİ tarafından yapılan ve
yapılmakta olan sulama projeleriyle
yukarıda belirtilen ovalardaki kuru
tarım alanlarının sulu tarım alanlarına
dönüştürülmesi sağlanmış ve eskiye
oranla çok daha büyük ekonomik gelir
elde edilmeye başlanmıştır. 50.000
ha.dan daha fazla alanın sulandığı bu
ovalarda başta meyvecilik olmak üzere
önemli gelir getiren tarım ürünleri
yetiştirilmeye ve buna bağlı olarak da
halkın refah seviyesi önemli ölçüde
yükselmeye başlamıştır.
Suları hiçbir zaman
bulanmayan Eğirdir Gölü’nde ayrıca
balıkçılık da yapılmaktadır. Levrek,
çiçek, çapak ve ıstakoz gölde bulunan en
önemli su ürünleridir.
Kovada
Gölü: Boğazova’nın güney ucunda, 10
km uzunluğunda ve 2-3 km genişliğinde
bir göldür. Kovada Gölü karstik
çöküntülerden meydana gelmiş, oldukça
sığ olup, en derin yeri 5-6 m.dir.
Eğirdir Gölü’nden gelen fazla sular bir
kanalla Kovada Gölü’ne akmaktaydı. Fakat
son yıllarda artan su ihtiyacı nedeniyle
Eğirdir Gölü’nden kanalla gelen su,
Kovada Gölü’ne girmeksizin Kovada
Çayı’na verilerek, Kovada I. ve II.
santrallerinde kullanılmaktadır. Bu ise
gerek gölün gerekse göl çevresinde 1970
yılında ilan edilen Milli Park alanının
dengesinin bozulmasına neden olmaktadır.
Eğirdir Gölü’nden gelen kanaldan
çevresindeki sebze ve meyve bahçelerinin
su ihtiyacı giderilmektedir.
Beyşehir
Gölü: Batı Toroslar’ın doğu
kesiminde kuzeybatı-güneydoğu doğrultulu
Anamas dağlarının doğusunda yine aynı
şekilde uzanan Beyşehir Gölü tektonik
kökenli bir çukurluğun sularla dolması
sonucu oluşmuştur. 656 km2 (1999
İstatistik Yıllığı) alanı ile
Türkiye’nin üçüncü büyük gölüdür.
Uzunluğu 45 km, genişliği ise 13-25 km
arasında değişmektedir. Gölün suları bir
gidegen vasıtasıyla kısmen Suğla Gölü’ne
geçer.
Diğer göllerde
olduğu gibi, Beyşehir Gölü’nden de tarım
alanlarının sulanması için
faydalanılmaktadır. Eğirdir, Kovada,
Beyşehir Gölleri aynı zamanda önemli
balıkçılık alanlarıdır. Buralardan
kontrollü bir şekilde avlanma
yapılmaktadır.
Burdur Gölü de
Isparta’ya komşu bir göldür. Sularının
dışarıya akıntısı olmaması nedeniyle
suyu tuzludur. Bu nedenle göl suları
kullanılmamaktadır.
2.
Barajlar: Bir akarsu yatağında
akıntıyı keserek, geride suyu
kabartmaya, toplamaya yarayan dayanıklı
yapılara baraj denir. Isparta ilinde,
dört baraj gölü bulunmaktadır. Bunların
üçü (Uluborlu, Yalvaç ve Sorgun) il
sınırları içerisinde, biri de
Burdur-Isparta il sınırında bulunan
Karacaören baraj gölüdür.
Uluborlu
Barajı: Uluborlu ilçe merkezinin
güneybatısında Pupa Çayı üzerinde
kurulmuş kaya dolgu tipinde yapılmış bir
barajdır. 110 ha alana sahip olan baraj,
1984 yılında hizmete açılmıştır.
Şalgamlık, Karatavuk ve Kuruçay’ın
sularının toplanmasıyla oluşmuştur.
Toplam hacmi 21.300 hm3 olan baraj,
sulama ve taşkın önleme amacıyla inşa
edilmiştir. Direk olarak dip savakları
sulama kanallarına bağlı olan baraj,
Uluborlu ilçesinde oldukça önemli bir
tarım alanını sulamaktadır (1882 ha).
Burada meyvecilik ön plana çıkmakta ve
özellikle kiraz, elma ve vişne bahçeleri
sulanmaktadır. F23 Uluborlu barajı ve
erozyon kontrolü çalışma.jpg
Yalvaç
Barajı: Yalvaç ilçesi Sücüllü
kasabasının kuzeyinde Sücüllü (Kuruçay)
çayı üzerine 1973 yılında kurulan baraj,
esas olarak sulama amacıyla inşa
edilmiştir. 83 ha alana ve 8.90 hm3
hacme sahip olan baraj, daha önceleri
tamamen kuru tarım yapılan sahada,
yaklaşık 2000 ha alanda sulu tarım
yapılmasına imkan sağlamıştır.
Sorgun
Barajı: Aksu-Yılanlı projesi
kapsamında yapılmış olan Sorgun Barajı
Aksu ilçe merkezinin kuzeyinde
bulunmaktadır. 91 ha alana sahip olan
baraj, Sorgun Deresi üzerinde
kurulmuştur. Taşkın önleme ve sulama
amacıyla inşa edilmiştir. Bu proje ile
Aksu-Yılanlı ovasında 3207 ha alan
sulanmaktadır.
Karacaören
Barajı: Aksu ırmağı üzerinde 1989
yılında inşası tamamlanan baraj, sulama,
taşkın önleme ve enerji üretimi amacıyla
kurulmuştur. 1234 hm3 hacmi ve 4550 ha
toplam alana sahiptir. Toplam alanın
2383 ha.ı Isparta il sınırlarında yer
alır. Sütçüler ilçesinin Çandır,
Melikler, Şeyhler gibi köylerinin ve
çevredeki tarım alanlarının su kaynağı
Karacaören baraj gölüdür.
3.
Göletler: Gerek Köy Hizmetleri
gerekse DSİ tarafından genelde küçük
derelerin önü kesilerek inşa edilen
göletler vasıtasıyla çevrelerindeki
tarım alanlarının sulanması
amaçlanmıştır.
. Akarsular: Isparta’daki
akarsular,
Aksu ve
Köprü Irmağı haricinde genelde yaz
aylarında kuru ya da çok az bir şekilde
akış gösterirler. Akarsuların debisi en
çok yağışlar ve eriyen kar suları
nedeniyle kış aylarından başlamak üzere
ilkbahar mevsiminde Mart ve nisan
Aylarında azami seviyelere ulaşır. Bu
aylarda sağanak yağışların etkisiyle sel
karakterindedirler.
Suları Eğirdir
Gölü’ne dökülen, Senirkent Ovası’nın
ortasında akan
Pupa
Çayı, Sultan Dağları’ndan doğan ve
Kumdanlı Ovası’nın içinden akan
Köydere (Hoyran),
yine kaynaklarını Sultan Dağları’ndan
alan Yalvaç üzerinden Gelendost Ovası’nı
geçen
Özdere, Eğirdir Gölü’nü güneyden
besleyen
Kocadere en önemli akarsulardır.
Yine Isparta ilinde Beyşehir Gölü’ne
dökülen en önemli akarsu bir kanal
içinde akan ve göle kuzeyden karışan
Eğriçay ile Y.Bademli’nin güneyinden
göle dökülen
Hızar Deresi’dir. Keçiborlu’nun kuzeyinden Burdur Gölü’ne dökülen
diğer bir akarsu da
Keçiborlu Deresi’dir. Bu derelerden
başka yörede yer alan bir çok dere ve
çay vardır ki bunlar genellikle belli
dönemler dışında kuru karakterdedirler.
Yöredeki bazı
akarsular, kış ve ilkbahar aylarında
taşkınlar yaparak, tarım alanlarına
zarar vermektedir. Örneğin; Pupa Çayı
yatağının dar ve sığ olması nedeniyle
çiftçiler tarafından çay kenarına
seddeler yapıldığı halde taşmakta ve
tarım alanları bir süre su altıda
kalmaktadır. Normal yatağında aktığı
dönemde ise su motorları ile su
pompalanarak, tarım alanları
sulanmaktadır. Yine Aksu ırmağının
kaynağını oluşturan Darı Deresi, Isparta
Çayı çevresindeki bahçelikler suya
kavuşmaktadır. Isparta ilinde doğduktan
sonra sularını Akdeniz’e kadar ulaştıran
Aksu ve Köprü Irmağı ise debileri en
yüksek akarsulardır. Aksu Irmağı 1343
hm3/yıl; Köprü Irmağı 555 hm3/yıl il
çıkışı toplam ortalama akışa sahiptir.
Aksu kaynağını Akdağ’dan alan Dereboğazı
deresi, Ağlasun Çayı, Kovada Çayı,
Değirmen Dere gibi çayları kendine
katarak, Karacaören Barajına, oradan da
Akdeniz’e ulaşır. Kaynaklarını Anamas
Dağları’ndan alan Köprü Irmağı da bir
çok çayı alarak, yine Akdeniz’e
dökülmektedir.
İklimi
Isparta yöresi, kış
aylarında İzlanda alçak basıncının
Balkanlar üzerinden ve Orta Akdeniz'e
inerek, ılımanlaşmış şeklinden
etkilenir. Kış aylarında kuru soğukların
sebebi olan Sibirya yüksek basıncı zaman
zaman bölgeye kadar sokulmaktadır.
Ayrıca kış aylarına geçiş dönemlerinde
Kuzey Afrika üzerinden gelen tropikal
hava kütlelerinin etkisi gözlenir. Yaz
aylarında ise Basra alçak basınç sistemi
ve Azor yüksek basınç sisteminin etkili
olduğu görülür.
Isparta ili uzun
süreli gözlemlerin klimatolojik olarak
incelenmesi sonucunda, Akdeniz iklimi
ile Orta Anadolu’da yaşanan karasal
iklim arasında geçiş bölgesinde yer
almaktadır. Bu nedenle il sınırları
içinde her iki iklimin özellikleri
gözlenir. Akdeniz kıyılarında görülen
sıcaklık ve yağış özellikleri ile
karasal iklimin düşük sıcaklık ve düşük
yağış özellikleri tam olarak gözlenmez.
İlin güneyinde (Sütçüler) Akdeniz,
kuzeyinde (Ş.Karaağaç, Yalvaç) ise
karasal iklimin özellikleri gözlenir.
İl merkezinin uzun
yıllar sıcaklık ortalaması 12.0 0C’dir.
Yılın en soğuk ayları Ocak-Şubat ayları
olup, günlük ortalama sıcaklıkları
1.7-2.7 0C arasındadır. En sıcak aylar
olan Temmuz-Ağustos aylarında günlük
ortalama sıcaklıkları ise 22.9- 23.2 0C
arasındadır. İlde yaşanan en yüksek
sıcaklık 28. 07.2000 gününde 38.0 0C, en
düşük sıcaklık ise 03.02.1974 gününde
ölçülen –21.0 0C’dir. Gün içindeki
sıcaklık farkları, yaz aylarında kış
aylarına göre daha yüksektir.
İlin ortalama
yıllık yağış toplamı 551.8 kg/m2’dir.
Yağışların büyük kısmı kış ve bahar
aylarında (%72.69) olmaktadır. Yaz ve
sonbahar ayları ise oldukça kurak
(toplam yağışın %29.31) geçmektedir.
Yağışlar genellikle yağmur, kış
aylarında ise zaman zaman kar, bahar ve
yaz aylarında ise sağanak yağışlar
şeklinde gözlenir. İl içindeki yağış
dağılımında ise güneyden, kuzeye
çıkıldıkça, yıllık yağış toplamları
azalmaktadır.
İl coğrafik yapısı
nedeniyle dağ-vadi meltemlerinin
etkisinde kalmaktadır. Orta Akdeniz
üzerinden gelen alçak basınç
sistemlerinin önünde güneyli yönlerden
kuvvetli rüzgarlar, zaman zaman
fırtınalar görülür. Bahar aylarında
görülen orajlı kararsızlık yağışlarıyla
birlikte kuvvetli rüzgarlar gözlemlenir,
uzun yıllar ortalama hızı 2.1 m/sn’dir.
Rüzgar hakim yönü ise güneybatıdır.
Ortalama fırtınalı günlerin sayısı 4.9,
kuvvetli günlerin sayısı ise 51.2
gündür.
Tarihçe
TARİH
A) TÜRK EGEMENLİĞİNDEN ÖNCE ISPARTA
1. Isparta Adının Kaynağı: Bugünkü
Isparta’nın yerinde ya da yakınlarında
ilkçağda Baris adlı bir kentin olduğu ve
Isparta adının Baris isminden geldiği
düşünülmekte idi. Şehir ve civarında
yapılan araştırmalarda herhangi bir kent
kalıntısı olmadığı tespit edilmiştir.
1948 yılında L. Robert, bulduğu bir
yazıtla bu antik kentin Keçiborlu-Kılıç
Kasabası yakınında Fari’de olduğunu
belirtmiştir. Isparta adının ilkçağdaki
kökeni olarak Saporda adı üzerinde
durulmaktadır. Polybiosda’ki (V.72) bir
metinde “Aynı yılın yazında,
Selgelilerce kuşatılan ve zaptedilmek
tehlikesiyle karşılaşan Pednelissos’un
halkı Seleukos Prensi Akhaios’a ulak
gönderip yardım istedi. Bu isteğin hemen
kabul edilmesi üzerine Pednalissoslular
yardım gelecek umuduyla
yüreklendiklerinden, kuşatmaya inatla
direnir oldular; Akhaiosda seferin
komutanlığına Garyeris’i atayarak,
onunla birlikte 6.000 yaya ve 500 atlıyı
yardıma gönderdi. Selge’liler bu
kuvvetin geldiğini duyunca askerlerinin
çoğuyla ‘Basamaklar’ denilen yerdeki
geçidi tuttular. Saporda'ya giriş
onların denetimindeydi ve tüm geçit
verebilecek diğer yerleri geçilmez hale
getirmişlerdi” yazmaktadır. Selge güney
Pisidia’dadır. Pednelissos’un yeri kesin
olarak tespit edilmiş olmamakla birlikte
Selge civarındaki kentlerden birisi
olduğu düşünülmektedir. Sardes
(Salihli)de üstlenen Seleukos Prensi
Akhaios bölgeye göndereceği yardım için
Eumenia (Çivril), Apameia (Dinar),
Isparta, Çandır yolunu kullanmış
olmalıdır. Bu durumda “Saportaya giriş
onların denetimindeydi” derken sözü
edilen geçidin şimdiki Isparta civarında
olabileceği ileri sürülmektedir. XIV.
yüzyıl Arap kaynaklarında ilin bugün
bulunduğu yöre Saparta olarak anılmakta,
Isparta adının bu sözcükten geldiği
sanılmaktadır.
2. Tarih Öncesi Dönem: Isparta
Akdeniz, Ege ve İç Anadolu Bölgeleri
arasında önemli bir coğrafi noktadadır.
Tarih boyunca sürekli yerleşim gören
“Göller Bölgesi” Pisidia olarak
adlandırılmıştır. Bölge güneyden Toros
Dağları, kuzeyden Acı Göl ve Burdur Gölü
arasından geçen Söğüt Dağlarının
uzantıları ve Sultan Dağları ile
çevrelenmiştir. Doğu sınırı Beyşehir
Gölü’nün batısından ve güneydoğu
köşesinden Manavgat Çayı’nın ortasına
kadar olan yeri kaplar.
Bölgeye ilk
yerleşimlerin tarihi Üst Paleolitik (MÖ
35.000-10.000) ve Mezolitik (MÖ
10.000-8.000) dönemlere iner. 1944
yılında Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu
ve ekibi tarafından kazısı yapılan ilk
Paleolitik merkez Senirce ve Bozanönü
yakınında Bozanönü istasyonunun
kuzeyinde bulunan tabii mağaralardan
Kapalıin’de tespit edilmiştir. Aynı ekip
tarafından Baladız ve İğdecik Köyü
arasında tren yolu açılırken ortaya
çıkan kum tepeciğinde yapılan kazıda
Mezolitik bir merkez ortaya çıkmıştır.
Bu çalışmalar Isparta il sınırları
içindeki en erken yerleşimlerdir.
Neolitik Dönemde (MÖ 8.000-5.500) bölge
Anadolu’nun en önemli kültür bölgeleri
arasındadır. Burdur İlindeki Hacılar,
Kuruçay ve Bademağacı höyükleri bu
yerleşmelerin en fazla bilinenleri
arasındadır. Isparta İl sınırları içinde
Neolitik malzeme veren Örenköy Höyük (Örenköy),
Yeniköy Höyük ve Teknepınar Höyükleri (Sücüllü)
olmakla birlikte yeni yapılacak
araştırmalarla bu sayının artacağı
muhakkaktır. Kalkolitik Çağda da (MÖ
5500-3000) bölge önemini sürdürmüştür.
İl sınırları içinde 12 höyükte
Kalkolitik Dönem malzemesi bulunmuştur.
Tunç Çağ (MÖ 3000-1200) yerleşiminin bol
olduğu Isparta ilinde Neolitik ve
Kalkolitik yerleşimlerinde üzerinde
olduğu toplam 56 adet höyük tespit
edilmiştir. Tüm höyüklerde Tunç Çağ
yerleşimi bulunmaktadır.
3. Tarihi Dönem: Hitit Döneminde (MÖ
1800-1200) metinlerde bölgenin adı “Pitaşşa”
olarak geçmektedir. Çeşitli kaynaklarda
farklı yerlerde gösterilen Arzava
Ülkesinin muhtemelen klasik çağlardaki
Pamphilya ve Pisidia bölgesi sınırları
üzerinde yeralmış olabileceği
düşünülmektedir. Hititlerin siyasi bir
güç olarak ortaya çıkmalarından sonra
Arzava konfederasyonunu oluşturan
krallıklarla sürekli çekişme içinde
olunmuştur. Hitit döneminde Arzava adı
verilen bölge olduğu ileri sürülen
Pisidia toprakları hiçbir zaman tam
olarak Hitit egemenliği altına
girmemiştir.
Hitit Devletinin
yıkılması ile Friglerin Anadolu’da MÖ
750 yılında bir devlet olarak ortaya
çıktığı zamana kadar geçen dönem
karanlıktır. Friglerin güneydoğudaki
hakimiyet sahasının sınırı; Yarışlı Gölü
ve Düver arasında Frig seramiği
bulunması, göl içinde küçük adada Frig
iskanının tespiti bu kesimde Frig
yerleşiminin varlığını kanıtlamaktadır.
Fakat Friglerin yayılım alanının
doğusunda kalan Pisidia bölgesini
egemenlikleri altına alıp almadıkları ve
bu bölgeyle olan ilişkileri
bilinmemektedir.
MÖ 695 yılında
Kimmerler tarafından yıkılan Frig
Devleti yerine Lidyalılar, Batı Anadolu
Bölgesinde büyük bir devlet
kurmuşlardır. Mermnad sülalesinden Kral
Kroisos (MÖ 561-547) zamanında en geniş
şeklini alan Lidya sınırlarını
Herodotus’dan öğreniyoruz. Herodotus
Kroisos’un Likya ve Kilikyalılar dışında
Halys’in (Kızılırmak) batısındaki tüm
kavimleri hakimiyeti altına aldığını
yazmaktadır. Pisidia bölgesinde Lidya
hakimiyetine işaret edecek herhangi bir
arkeolojik delil bulunmamaktadır.
Muhtemelen Lidya Devleti Pisidia
bölgesini siyasi olarak kapsamış
olmalıdır.
MÖ 547 yılında
Sardesi alarak Lidya Devletini yıkan
Persler, MÖ 334 yılına kadar Anadolu’ya
hakim olmuş ve Lydia Devleti
egemenliğindeki toprakları kontrolleri
altına almışlarıdır. Pisidia bölgesi de
bu dönemde Pers egemenliğine girmiştir.
Tarihi kaynaklarda Pisidia adına ilk kez
MÖ 5. yüzyıl sonunda rastlanır. Batı
Anadolu satrabı Genç Kyros Ağabeyi Pers
Kralı II. Artakserkses’e (MÖ 405-359)
karşı yapacağı seferin hazırlıklarını
gizlemek için Phrigia’ya yağma akınları
düzenleyen Pisidialılara karşı ceza
seferi hazırlıkları içinde olduğunu
bildirmiştir. Bu tarihi vesikalar içinde
olan ilk Pisidialılar adıdır. Pisidia
topraklarına girmeyerek kuzeyinden geçen
Kyros’un ordusu MÖ 401 yılında Kunaksada
yapılan savaşta Artakserkses II’ye
yenilmiştir. Bu savaşla Anadolu’daki
Pers egemenliği sarsılmıştır.
Bağımsızlıklarını elde etmek isteyen
Pers Valileri ve Mısır, Kıbrıs ve
Anadolu’nun bazı bölgeleri ayaklanmalara
katılmışlardır. Pers Kralı Artakserkses
II’nin MÖ 386 yılında Greklerle yaptığı
Antialkidas Antlaşması sırasında
Mısır’da XXIX. sülale firavunlarından
Akoris (MÖ 393-380) isyana teşebbüs
etmek isteyen Karya satrabı Hekatomnos
ve isyan halinde bulunan Kıbrıs Kralı I
Euagoras’a her türlü Pisidialılarla bir
antlaşma yapmıştır. Bu antlaşma
dahilinde ayaklanmaya Pisidialıların da
katıldığı bilinmektedir.
MÖ 334 yılında
Anadolu’ya giren Büyük İskender’in
egemenliğine geçen bölge MÖ 323 yılından
ölümüne kadar bu durumunu sürdürmüştür.
Büyük İskender’in MÖ 323 yılında
Babil’de ölmesinin arkasından, halefleri
Seleukos ve Lysimakhos arasında MÖ 281
yılında yapılan Kurupedion Savaşında
Seleukos’un savaşı kazanmasıyla
Anadolu’nun tamamı Suriyeli sülaleye
geçmiştir. Bu dönemde Pisidya bölgesinde
Seleukoslar tarafından Seleukeia Sidera
(Atabey-Bayat), Apollonia (Uluborlu),
Antiokheia (Yalvaç) kentleri
kurulmuştur. Seleukos Kralı Büyük
Antiokhos’un Manisa yöresinde L.
Cornelius Scipio komutasındaki Roma
ordusuna yenilmesiyle Apameia
Görüşmeleri (MÖ 190-188) sonucunda
Seleukoslar Anadolu’da Toroslara kadar
olan tüm topraklarını kaybetmiş ve bu
topraklar Romalılarca Bergama ve
Rodoslular arasında paylaştırılmıştır.
Pisidia bölgesi bu tarihten sonra
Bergamalıların egemenliğine geçmiş,
Attalos III’ün MÖ 133 yılından ölümüne
kadar Bergama krallığına bağlı
kalmıştır. Kralın vasiyeti üzerine
Pisidia bölgesinin de içinde bulunduğu
topraklar Roma’ya bırakılmıştır. Bu olay
aynı zamanda Anadolu’daki Roma
egemenliğinin başlangıcı olmuştur. Aynı
yıl Bergama’da krallığın el değiştirmesi
ile ilgili çıkan ayaklanma MÖ 130
yılında Romalı komutan M. Perperna ve
müttefikleri tarafından bastırılmıştır.
MÖ 129 yılında Asia Eyaleti kurulmuş ve
Pisidia bölgesi bu eyaletin içine
alınmayarak, muhtemelen Bergama
isyanının bastırılmasında yardımcı olan
ve bu esnada ölen Kappadokya Kralı
Ariarathes V’in çocuklarına verilmiş
olmalıdır.
Bölge, MÖ 102
yılında M. Antonius tarafından
korsanların merkezini oluşturan Kilikia
Eyaleti içine alınmış ve MÖ 49 yılına
kadar ismen de olsa Kilikia eyaleti
İçinde kalmıştır. Daha sonra Asia
Eyaletine bağlanmıştır. Galat Kralı
Amyntas, Antonius tarafından Pisidia ve
çevresinde Roma idarecilerinin
kuramadığı otoriteyi kurması için MÖ 39
yılında bölgeye kral olarak atanmış ve
MÖ 25 yılında öldürülünceye kadar
görevini sürdürmüştür. Amyntas’ın
ölümüyle krallığın toprakları Roma
İmparatoru Augustus (MÖ 27-MS 14)
tarafından Galatia Eyaleti haline
getirilmiştir. Bu eyaletin sınırları
zaman içinde değişmiş olsa da Pisidia
bölgesi içinde kalmıştır.
Pisidia bölgesinde
özellikle İmparator Augustus döneminde
Roma egemenliğinin simgesi olan koloni
kentleri kurulmuştur. Bunlar Antiokheia
(Yalvaç), Kremna (Çamlık), Komoma (Ürkütlü),
Olbasa (Belenli), Parlais (Barla)’dır.
B) TÜRK EGEMENLİĞİNDE ISPARTA
1. Anadolu Selçukluları Dönemi: Roma
İmparatorluğu’nun M. Ö. 395 yılında
ikiye ayrılmasından sonra Bizans
İmparatorluğu’na bağlanan Isparta, VIII.
ve IX. yüzyılda yapılan idari ayrıma
göre bir eyalet halini alıyor ve bir
dini merkez niteliğini taşıyordu.
İslam ordularının
akınlarının Anadolu’ya yoğunlaştığı son
dönemlerinde Avasım Bölgesi’ne
yerleştirilen Türkler ve Selçuklu
Devleti’nin kurulması Anadolu’nun
geleceği için önemli tarihi olayların
başlangıcı olmuştur. Bu akınların
sonunda kazanılan Malazgirt Meydan
Savaşı, Bizans gücünü kırarak, bütün
Anadolu kapılarının Türkler’e açılmasına
vesile olmuştur. Malazgirt Savaşı’ndan
sonra hızla Anadolu’ya yayılan
Selçuklular, kısa sürede Batı
Anadolu’daki birçok yeri de ele
geçirmişler; ancak, bu yörelerdeki
Selçuklu egemenliği uzun sürmemiştir.
Gerek Bizans’ın güçlü savunması, gerek
Haçlı Seferleri buralarda sürekli bir
egemenlik kurulmasına imkan vermemiş,
ele geçirilen yerler Bizanslılar’la
Selçuklular arasında birçok kez el
değiştirmiştir.
II. Kılıç Arslan
zamanında (1156-1192) yoğunlaşan
Bizans-Selçuklu savaşları, 1176’da
Anadolu Selçukluları’nın Bizans ordusunu
Miryakefalon’da büyük bir bozguna
uğratmasıyla dönüm noktasına varmıştır.
Bu savaş sonrasında Uluborlu da ele
geçirilmiştir. Isparta yöresi bütünüyle,
ancak 1204’te III. Kılıç Arslan’ın
saltanatı sırasında fethedilebilmiştir.
I. Keyhüsrev (1204-1210) ve I. Keykavus
(1210-1219) dönemlerinde yöredeki
Selçuklu egemenliği daha da pekişmiştir.
Alaeddin Keykubad da (1219-1237),
Antalya yöresini bütünüyle ele geçirince
bölgenin fethi tamamlanmış oldu. Ancak
II. Keyhüsrev döneminde (1237-1246)
başlayan Moğol akınları, giderek Anadolu
Selçuklu Devleti’ni çökertince Batı
Anadolu’da egemenlik yöre yöre kurulan
beyliklerin eline geçmiştir.
2. Beylikler Dönemi: XIII. yüzyıl
başlarında Selçuklular’ın Isparta,
Eğridir ve yalvaç yörelerine
yerleştirdiği Teke aşiretine bağlı
Türkmenler, Anadolu Selçuklu Devleti’nin
sona ermesinden kısa bir süre önce bu
yörede Hamidoğulları Beyliği’ni
kurmuşlardır (1301). Beyliğin kurucusu
Feleküddin Dündar Bey beyliğe
büyükbabasının adını vermiş ve önce
Uluborlu’yu, daha sonra da Eğridir’i
beyliğin merkezi yapmıştır.
Hamidoğulları Beyliği, kuruluşundan bir
süre sonra güneye doğru yayılarak,
Gölhisar, Korkuteli ve Antalya’ya doğru
genişlemiştir. Antalya ve çevresi Dündar
Bey’in kardeşi Yunus Bey’in yönetimine
girince Hamidoğulları Beyliği, Eğridir
ve Antalya olmak üzere ikiye
ayrılmıştır. Isparta bu kollardan
Eğridir’e bağlanmıştır. Anadolu Selçuklu
Devleti’nin yıkılışından sonra,
Karamanoğulları Konya’yı ele geçirmiş ve
tüm uçlara egemen olmak istemişlerdir.
Ama aralarında Hamidoğulları’nın da
bulunduğu uç beyleri bu girişime karşı
çıkarak, sürekli savaşlarla
bağımsızlıklarını korumaya
çalışmışlardır.
Dündar Bey XIV.
yüzyıl başlarında oldukça güçlenerek
Anadolu’daki öbür beyliklere oranla
üstün bir duruma gelmiştir. Ancak
Anadolu beylerine İlhanlı egemenliğini
kabul ettirmek için 1314’te Anadolu’ya
gelen Emir Çoban’a bağlılıklarını
bildiren beyler arasında Dündar Bey de
yer alıyordu. Ama, 1324’te İlhanlılar’ın
Anadolu Valisi Temürtaş, Hamidoğulları
Beyliği üzerine de yürümüş ve Antalya’ya
sığınan Dündar Bey’i yakalatarak
öldürtmüştür. Temürtaş, Dündar Bey’in
elindeki yerleri kendi yönetimi altına
almış ve Antalya’yı da Dündar Bey’in
kardeşi Yunus Bey’in oğlu Mahmud’a
vermiştir. Temürtaş’ın İlhanlı Hükümdarı
Ebu Said Bahadır Han’a karşı ayaklanarak
Memlükler’e sığınmasından sonra, Dündar
Bey’in oğlu Hızır Bey Anadolu’ya gelerek
beyliğin yönetimini üstlenmiştir (1327).
Hızır Bey 1328’de
ölünce yerine geçen kardeşi Necmeddin
İshak Bey, Beyşehir ve Akşehir
yörelerini beylik topraklarına kattı.
Yönetimde yeni düzenlemeler yaparak,
ordusunu güçlendirdi. Komşu beyliklere
karşı savaş hazırlıkları yaptığı sırada
ölünce, yerine Gölhisar Beyi olan
kardeşi Mehmed Çelebi’nin oğlu
Muzaffereddin Mustafa Bey geçti. Onun
zamanında beylikler her bakımdan en
güçlü dönemini yaşamıştır. Ölünce yerine
oğlu Hüsameddin İlyas Bey geçmiştir.
İlyas Bey döneminde Hamidoğulları ile
Karamanoğulları arasında süregelen
çatışmalar daha da arttı.
Karamanoğulları İlyas Bey’in
topraklarının bir bölümünü işgal etti.
Ama İlyas Bey, kaybettiği toprakları
Germiyanoğulları Beyi Süleyman Şah’ın
yardımıyla geri aldı. İlyas Bey’in
1374’ten önce öldüğü sanılmaktadır.
Çünkü bu tarihte beyliğin başında oğlu
Kemaleddin Hüseyin Bey bulunuyordu.
Hüseyin Bey, Karamanoğulları’nın
saldırılarını ancak Osmanlılar’ın
yardımıyla engelleyebileceği
düşüncesiyle, daha önce
Eşrefoğulları’ndan alınan Yalvaç,
Şarkikaraağaç, Beyşehir, Akşehir ve
Seydişehir yörelerini 1374’te 80. 000
altın karşılığında Osmanlılar’a sattı.
I. Murad ile iyi ilişkiler kuran Hüseyin
Bey, Kosova Savaşı’nda Osmanlılar’a
yardım etmek amacıyla oğlu Mustafa Bey
komutasında bir birlik göndermiştir.
Ancak bu savaşta 1. Murad ölünce,
Karamanoğulları, Hamidoğulları’nın
topraklarını bütünüyle ele geçirmiştir.
1390’da
Karamanoğulları’nın üzerine yürüyen
Yıldırım Bayezid, bu toprakları geri
aldı. Böylece kısa bir süre için
Karamanoğulları’na geçen Isparta yöresi
bütünüyle Osmanlı yönetimine girmiştir.
Kemaleddin Hüseyin Bey’in 1391’de
ölmesiyle de Hamidoğulları Beyliği sona
erdi. Yıldırım Bayezid, Hamidili’nin
yönetimini oğlu İsa Çelebi’ye
bıraktıktan sonra Antalya üzerine
yürümüştür.
3. Osmanlılar Dönemi: Anadolu
beylikleri, daha önce yitirdikleri
toprakları, 1402 Ankara Savaşı’ndan
sonra Osmanlı Devleti’nin içine düştüğü
bunalım döneminde, yeniden ele
geçirdiler. Bu arada Timur’un torunu
Mehmed Mirza’nın hapisten kurtardığı II.
Mehmed Bey de Karamanoğulları
Beyliği’nin başına geçti.
Karamanoğulları’nın egemen olduğu
yerlerden başka, Osmanlılar’a bağlı
Isparta, Eğridir, Kırşehir ve Kayseri’yi
de ele geçirdi. Osmanlı Devleti Çelebi
Mehmed’le yeni bir yönetime kavuştuktan
sonra, kaybedilen yerleri ele geçirmek
için girişimlere başlandı. Çelebi Mehmed,
Karamanoğlu Mehmed Bey’i bir savaş
sırasında esir aldı (1415). Böylece
Isparta yöresi yeniden Osmanlılar’a
bağlandı ise de bir süre sonra yine
Karamanoğulları’nın eline geçmiştir.
Mehmed Bey’in ölümünden sonra oğlu
İbrahim Bey ile amcası Ali Bey arasında
taht kavgaları başladı. İbrahim Bey II.
Murad’dan yardım istedi ve yardım
karşılığında Hamidili, Beyşehir ve
Otlukhisarı’nı Osmanlılar’a bıraktı. II.
Murad da, Hamidili’nin yönetimini
Şarabdar İlyas Bey’e verdi.
II. Murad’ın
yardımıyla Karamanoğulları Beyliği’nin
başına geçen İbrahim Bey, güçlendikten
sonra Osmanlılar’a verdiği yerleri geri
almak için girişimlere başladı. Tek
başına karşı çıkamayacağını anlayınca da
Sırplar ve Macarlar’la anlaştı. Bu
anlaşmadan sonra Beyşehir ve Hamidili
yöresine saldırarak, Hamidili Sancak
Bey’ini tutsak etti. Bu olay üzerine II.
Murad, önce Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşa
yönetiminde Macarlar üzerine bir kuvvet
gönderdi. Macarlar’ı etkisiz hale
getirdikten sonra da İbrahim Bey’in
üzerine yürüdü ve yanında bulunan İsa
Bey’i Karamanoğulları Beyi olarak ilan
etti. Daha sonra, dönemin önemli bilim
adamlarından Mevlana Hamza, arabuluculuk
yaparak İbrahim Bey’i bağışlattı.
İbrahim Bey, yine Beyliğin başında kaldı
ve Osmanlılar’dan aldığı yerleri geri
verdi.
Bu olaydan sonra,
XVI. yüzyıl başlarına değin Isparta ve
yöresinde önemli bir siyasal olay
olmadı. XVI. yüzyıl başlarından itibaren
ise Osmanlı Devleti’ni uzun süre
uğraştıran Şahkulu Ayaklanması, Isparta
yöresini de etkiledi. Burdur, Isparta,
Gölhisar ve Sandıklı yöresine de
saldıran Şahkulu, buraları yağmaladı ve
çok sayıda kişiyi öldürdü. Ayaklanma
bastırılarak Şahkulu öldürüldükten sonra
(1511), Isparta ve Antalya yöresinde ele
geçirilen Şiiler Mora’ya sürüldüler.
XVI. yüzyılda
güneybatı Anadolu’daki önemli
pazarlardan biri de Hamid pazarıydı.
Gerek Hamidoğulları Beyliği döneminde ve
gerek Osmanlı yönetimi sırasında
Isparta, önemli bir dokumacılık
merkeziydi. Ayrıca, Isparta çevresindeki
ormanlardan elde edilen adragan zamkı
Avrupa piyasalarında oldukça aranan bir
üründü. Halıcılık ise ancak XV. yüzyıla
doğru dış piyasalarda önem kazanmaya
başladı.
XVI. yüzyılın
ikinci yarısından başlayıp giderek artan
ekonomik bunalım, Osmanlı toplum
yaşamını önemli ölçüde etkilemiştir. Bu
dönemde dünyadaki fiyat artışları, ülke
dışına yiyecek maddesi kaçırılmasına yol
açmış, bu da Anadolu’da büyük bir
yiyecek kıtlığına sebep olmuştur. Bunun
yanı sıra, ekonomik bunalım sonucu
topraklarını bırakmak zorunda kalan halk
“levend” adı altında soygunculuk yapmaya
başlamıştır. Isparta ve yöresi de bu
olaylardan oldukça etkilenmiştir. Bu
dönemde suhteler (medrese öğrencileri)
de gruplar halinde Anadolu’nun çeşitli
yerlerinde dolaşarak olaylar çıkarmış,
soygunlar yaparak birçok insanı
öldürmüşlerdir. 1559’da İstanbul’dan
Hamid Sancağı Kadısına gönderilen bir
fermanda, Isparta yöresinde dolaşan
suhtelerin çıkardıkları olaylardan söz
edilerek, bu kişilerin yakalanıp
cezalandırılmaları için Mirza Bey adlı
bir kişinin görevlendirildiği
bildirilmektedir. Hamid Sancağı bu
dönemde Ege Bölgesi’nden sonra suhte
ayaklanmalarının en çok görüldüğü
yerdir. O kadar ki, 1558’de Şehzade
Bayezid ile sefere çıkan Hamid Sancak
Beyi Mustafa Bey’e hemen sancaktaki
görevine dönmesi bildirilmiştir.
Hamidili’ndeki suhte olayları 1572
sonrasında da aynı yoğunlukta sürmüştür.
1573’te Hamid Sancağı’nda suhteler olay
çıkarmış ve sancaktaki sipahiler bu
kişilere yardım ederek yakalanmalarını
önlemişlerdir. Bu dönemde olayların
yoğunlaşmasına karşın Kıbrıs’a
gönderilen sancak beyi, bir yazısında bu
durumdan yakınmaktadır. Hamid Sancak
Beyinin Kıbrıs’a gitmesinden sonra
yerine vekil olarak bıraktığı Hamza
Bey’in raporlarından öğrenildiğine göre,
sancaktaki Beydili Köyü halkı Hüsam adlı
bir suhteyi yakalayarak sancak beyine
teslim etmiş ve bunun üzerine 200
kişilik bir grup köyü basmaya
kalkışmışlarsa da sancak beyi ve
sipahilerin çabaları karşısında
başarısız kalmışlardır. 1574 baharında
Anadolu askerlerinin sefere çağrılması,
yöredeki suhte olaylarının da artmasına
neden olmuştur. Isparta ve yöresindeki
suhte olayları 1587’de daha da kanlı bir
biçime bürünmüş, Hamid ve Teke
sancaklarında zengin tımar ve zeamet
sahiplerine saldırmaya başlamıştır.
Isparta’da Taşviran Köyü’nü basan
suhteler burada 32 kişiyi
öldürmüşlerdir. Suhte ayaklanmalarının
önlenememiş olması, aralarında
Isparta’nın da bulunduğu birçok kent
halkının hükümete karşı büyük
güvensizlik duymasına yol açmıştır.
Ayaklanmaları önlemek amacıyla il erleri
serdarlarına, hatta çavuş ve subaşı gibi
kişilere yetki verilmesi suhtelerin daha
fazla taşkınlık yapmalarından başka
sonuç vermemiştir.
XVII. yüzyılda
Isparta yöresini etkileyen önemli bir
olay da Haydaroğlu ayaklanmasıdır.
1645’te, Isparta yöresinde ortaya çıkan
Kara Haydar adında bir kişi soygunlar
yaparak, yöreyi uzun süre tedirgin
etmiş, daha sonra da yakalanarak
öldürülmüştür. Oğlu Mehmed, babasının
öcünü almak için Haydaroğlu adıyla
yörede soygunculuğa başlamış,
yakalanması için de Eski Anadolu Valisi
İbşir Paşa görevlendirilmiştir. Gerek
İbşir Paşa, gerek daha sonra
görevlendirilen Küçükçavuş Ahmed Paşa,
Haydaroğlu karşısında başarısız
kalmışlardır. Ahmed Paşa, Haydaroğlu’nun
en güçlü yardımcısı olan Katırcıoğlu’nun
adamlarınca öldürülmüş ve askerlerinden
bir bölümü Haydaroğlu güçlerine
katılmışlardır. Bunun üzerine
Haydaroğlu’nu yakalama görevi
Ketencizade Mehmed Paşa’ya verilmiştir.
Haydaroğlu, Mehmed Paşa’yı öldürdükten
sonra Afyonkarahisar üzerine yürüyerek
kenti yağmalamış, sonra Isparta üzerine
yürümüştür. Bu dönemde Isparta Sancak
Beyliği’ne Hacı Sinan Paşazade Mehmed
Paşa atanmıştır. Ama Mehmed Paşa kendi
yerine mütesellimi Abaza Hasan Ağa’yı
göndermiştir. Haydaroğlu’nun kent
yakınlarına geldiğini öğrenen halk,
haber göndererek ne istenirse vermeye
hazır olduklarını bildirdiler. Bunun
üzerine Haydaroğlu Isparta halkından
3.000 kuruş vergi istedi. Kent halkı
istenilen parayı toplamak gerekçesi ile
onu oyalarken, Abaza Hasan Ağa da
savaşabilecek durumdaki kişilerden bir
güç oluşturarak, Haydaroğlu’na saldırdı
ve yakalayarak İstanbul’a gönderdi.
Haydaroğlu’nun İstanbul’da idam
edilmesinden sonra en güçlü adamlarından
ve Isparta yöresi Türkmenlerinden olan
Katırcıoğlu, Haydaroğlu güçlerinin
başına geçti. Bir süre devlete karşı
başkaldırışını sürdüren Katırcıoğlu,
daha sonra isteği üzerine bağışlanarak
kendisine Beyşehir Sancağı verildi.
Katırcıoğlu Karaman Valiliği ve Isparta
Sancak Beyliği görevlerinde de
bulunmuştur.
XIX. yüzyıl
başlarında Isparta bir veba salgını
geçirmiştir. Bu salgın sonunda 200-300
kişi hayatını kaybetmiştir. Aynı dönemde
ilk kız rüştiyesi, ”İnas Rüştiyesi” adı
altında açılmıştır. Bu yüzyıl boyunca
Isparta Sancağı, oldukça sakin bir dönem
geçirdi.
Osmanlı Devletinin
son yıllarında Isparta’nın başlıca
ekonomik etkinliği gül yağcılığı,
halıcılık ve haşhaş üretimiydi.
Isparta’nın ihracatı da bu ürünlere
dayalıydı. 1908’de İzmir’de kurulan “The
Oriental Carpet Manufactures Limited”
adlı şirket halı üretiminde Uşak’tan
sonra en büyük ağırlığı Isparta’ya
vermiş, burada 2160 tezgahlık bir
imalathane kurmuştur.
Yapılan
araştırmalar sonucu Göller Bölgesi’nin
Türkiye’nin ikinci derece deprem sahası
içinde yer aldığı ortaya konmuştur.
Dolayısıyla, Isparta’nın da merkezinde
olduğu bu bölgede tarihi süreç
içerisinde şiddetli depremler meydana
gelmiştir. Bilinen en önemlileri,
1875’te Dinar, 1899’da Isparta ve
1914’teki Burdur-Isparta en şiddetli
depremlerdir. 3/4 Ekim 1914 gece yarısı,
Alaşehir, Denizli, Burdur, Isparta,
Eğirdir, Seydişehir ve Akşehir’i
kapsayan ve geniş bir alanı etkileyen
7.1 şiddetinde bir deprem meydana
gelmiştir. Deprem, en kuvvetli bir
şekilde Burdur-Eğirdir gölleri arasında
hissedilmiş, özellikle Burdur ve Isparta
ile bu iki şehir arasında kalan köylerde
büyük zarara yol açmıştır. Arşiv
vesikalarına göre sarsıntılar yer yer en
az altı gün sürmüştür. Bu deprem,
Isparta sancağında büyük yıkımlara sebep
olmuştur. Isparta’da 3.700 binanın
tamamen yıkıldığı, ayakta kalanların ise
oturulacak durumda olmadığı tespit
edilmiştir. Bu arada şehir merkezinde
çıkan yangında, Pamuk Hanı, Kundakçıoğlu
Hanı, 15 dükkan ve iki ev yanıp kül
olmuştur. Depremin gece meydana gelmesi,
ölü sayısının artmasına sebep olmuştur.
Isparta şehir merkezi ve köylerinde
enkaz altında kalarak ölenlerin sayısı
1.500, yaralananların sayısı ise 500
olarak tespit edilmiştir. Yaklaşık
20.000 kişi bir anda sokak ortasında
kalmıştır. Deprem ayrıca, Keçiborlu
Nahiyesi ile Kılıç, Senir, Çukur, Ali,
Lağus (İlavus) Deregümü köylerinde büyük
tahribat yapmıştır.
Birinci Dünya
Savaşı yıllarında Ispartalılar bir
taraftan depremde yıkılan evleri ve
kayıplarının telafisi ile uğraşırken
diğer yandan da memleket genelinde
olduğu gibi savaşın açtığı zarar,
yokluklar, hastalıklar ve benzeri
sıkıntılarla uğraşmak zorunda kalmıştır.
4. Milli Mücadele Dönemi: Birinci
Dünya Savaşı’nın Osmanlı Devleti ve
müttefiklerinin aleyhine sona ermesinin
ardından, 30 Ekim 1918 tarihinde
imzalanan Mondros Antlaşması’nın 7.
Maddesi doğrultusunda, galip ülkeler,
daha önce kendi aralarında yaptıkları
gizli antlaşmalara göre çeşitli
bölgeleri işgal etmeye başladılar. Bu
işgallere karşı da bütün Anadolu’da
tepki hareketleri ortaya çıkmaya
başladı. İşte Türk milletinin varlığını
ve istiklalini korumak için bütün
imkanlarını sonuna kadar seferber ettiği
olağanüstü bu döneme Milli Mücadele
Dönemi denilmektedir. Anadolu’nun hemen
hemen her yerinde millî teşkilatların
kurulduğu, düşmana karşı topyekün bir
ayaklanmanın millî bir galeyanın
oluştuğu bu dönemde, millî mücadele
ruhunun filizlenip, başarıya ulaşmasında
Isparta’nın da olağanüstü hizmet ve
katkıları olmuştur.
a) Düşman İşgallerine Karşı Isparta’dan
İlk Tepkiler: Yunanlıların İzmir’e
ayak bastığı duyulur duyulmaz,
Anadolu’nun diğer yerlerinde olduğu gibi
Isparta ve kazalarında da olağanüstü bir
heyecan oluşmuş, halt galeyana
gelmiştir. İzmir’in işgalinin ilk günü
15 Mayıs’ta bütün Yalvaçlılar
İstanbul’da Sadrazamlığa işgali kınayan
protesto telgrafları gönderdiler. Bu
telgrafta; “Biz namusumuz ile
yaşayacağız, namusumuz ile öleceğiz.
Türk milleti zilletle yaşayamaz. Bu
kadar hakir bir millete katlanarak
yaşamak isteyen bir Türk ve Müslüman
düşünülemez. Biz daha ölmedik. Büyük
hakanımıza şanlı tarihimizin son kurbanı
olacağız. Gayret borcumuz, ya İzmir ya
ölümdür. Vatan için ölmeye âmâdeyiz”
deniyordu. Yine aynı gün Keçiborlu,
Uluborlu ve Şarkikaraağaç işgallere
tepki göstermiştir.
İlçelerde bu
gelişmeler meydana gelirken, Isparta’da
millî mücadelenin öncülerinden olan
Hafız İbrahim (Demiralay), memleketi
olan Gelendost’un Afşar nahiyesine
gelerek, evinde yörenin ileri
gelenleriyle vatanın içinde bulunduğu
durumu görüştü ve bu görüşmelerin
sonucunda; “İzmir’in işgali meselesini
İstanbul Hükümeti’nin siyaset masası
değil, ancak Türk’ün kendi kuvvet ve
silahı halledecektir” denilerek halk
silahlı direnişe çağrıldı. Yine
Isparta’da millî mücadelenin
önderlerinden olan ve o günlerde henüz
22 yaşında olan Akkaşzâde Süleyman
Turgut da Gençler Yükselme Cemiyeti
Başkanı olarak Hafız İbrahim’le birlikte
bütün Ispartalıların hislerine tercüman
olarak Isparta’da bir protesto mitingi
yapılmasına önayak oldular. 11 Haziran
1919’da Hükümet Konağı önündeki meydanda
15.000 kişinin katıldığı büyük bir
miting düzenlendi. Mitingde alınan
kararlar İtilaf Devletleri
temsilcilerine ve Paris Barış
Konferansına telgrafla bildirildi.
O günlerde
İzmir’den gelen bazı Ispartalıların
Yunanlıların yaptığı insanlık dışı
mezalimi anlatmaları üzerine halk
büsbütün galeyana gelmiştir. Hafız
İbrahim bu haberleri duyar duymaz
Isparta halkını cihada davet etti. Bu
davet üzerine tüm ahali Isparta’da
toplanmaya başladı. İlk protesto
mitinginin üzerinden daha 10 gün
geçmeden 20 Haziran 1919 özellikle
şehrin pazarı olması münasebetiyle
Çarşamba günü Isparta’da ikinci bir
miting yapıldı. Yaklaşık 18.000 kişinin
katıldığı bu büyük mitingin öncekinden
farkı silahlı bir toplantı ve gösteri
olmasıdır. Mitingin başlangıcından
sonuna kadar, şehrin bütün camilerinin
minarelerinden tekbirler getirildi, halk
Allah için cihada davet edildi.
Oradakiler de bu davete yemin ederek söz
verdiler.
Beyannâme:
Ey Müslümanlar;
sefil ve çıplak Yunanlılar’ın mülevves
ayakları altında ezilen muazzez
topraklarımızın hayat ve namusu perişan
edilmiş zavallı dindaşlarımızın imdadına
koşmak zâtiyyen her ihtimale karşı
Isparta’mızı da muhafaza ve müdafaa
etmek üzere, Allah’ını, Peygamberini,
dinini, vatanını bi-hakkın seven
Müslümanlara hayatını, servetini fî-sebilillah
feda etmek farz-ı ayın olmuştur. Yoksa,
kavm-i benî İsrail'e mahsus olan zillet
ve meskenet ile namus-ı vatan muhafaza
edilemez.
Ecdadımız
hayatlarını istihkâr ederek parlak
kılınçlarıyla kainata yön
aldırmışlardır. Biz onların evladı
değilmiyiz? Eski Yunan muharebesinde
Dömeke kalesini 6 günde süngülerine
itaat ettiren Isparta gazileri değil
midir? Çanakkale’de Anafartalar’da
aslanlar gibi çarpışarak düşmanın kızgın
ateşlerine göğüs geren ve milletinin
sebe-i ihtiramında namını şerefle yâd
ettiren 36. Alayın efradı kimlerdir.
Evet! Isparta kahramanlarıdır ve kökünde
Isparta namına camii havlisinde
vaktihâne önünde cihâd sancağı altında
toplanacak olan mücahitlerimizin büyük
bir fedakarlıkla namus-ı vatanı müdafaa
ve İzmir vilayetimizi istirdât
edeceklerine şüphe etmem. Esasen vatanım
uğruna hayatımı fedaya hazır olduğumu
huzurunuzda yemin ile beyan ettim. Siz
de kabul ettiniz. Başınızda olduğum
halde Cenab-ı Hak’a ahdimi din ve vatana
karşı vazifemi hâlisâne ifa etmek
istiyorum. Buradaki ailenizin maişetini
temin, harçlığınız, silahınız, ihzâr
edilmiştir. Memleketimizin eşraf,
mu'teberânı her veçhile fedâkarlık
ediyorlar. Artık eli silah tutanları
vazife-i vataniyeye davet ediyorum.
Nusret-i İlahiye bizimledir. (Vecahidû
fillâh) ilh...
21 Haziran 1335
Isparta Mili Müdafaa-i Vataniye Heyeti
nâmına
Tahir Paşazâde İbrahim
Yunan işgallerine
karşı müteyakkız olan Isparta halkı,
aynı hassasiyeti İtalyan işgallerine de
gösterdi. 1919 Ağustosun ortalarında
İtalyan işgallerini protesto etmek için
Isparta’da yaklaşık 8.000 kişinin
katıldığı bir miting yapıldı. Mitingde
alınan kararlar şiddetli bir dille
İtalyanlara bildirildi. Bunun üzerine
Burdur’daki İtalyan süvari bölüğü geri
dönmeye mecbur oldu.
b) Isparta’da Millî Teşkilatlanma ve
Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti:
Mondros Mütarekesinden sonra Anadolu’nun
diğer yerlerinde olduğu gibi Isparta’da
da cemiyetler kuruldu. Bunların başında
Cemiyet-i İlmiye ve Gençler Yükselme
Cemiyeti geliyordu. Isparta’da milli
hislerin uyanması, bilinçlenmesinde ve
kamuoyunun oluşmasında bu cemiyetlerin
büyük rolü oldu. Bu cemiyetler düşmana
karşı mücadele gündeme gelince Isparta
Millî Müdafaa-i Vataniye Heyeti adı
altında faaliyet göstermeye başladı. Bu
arada İstanbul Hükümeti’ne sadık bazı
mülkî idarecilerin milli yapılanmaya
karşı olumsuz davranışları da oluyordu.
Bütün olumsuz gelişmelere rağmen Heyet-i
Temsiliye’nin aldığı olumlu tedbirler
neticesinde 21 Eylül 1919’da Isparta
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti resmen kuruldu.
Aynı günlerde Isparta mutasarrıflığı
İstanbul Hükümeti ile bağlantısını
keserek, Heyet-i Temsiliye’ye bağlandı.
Bu bağlılık ve Isparta’daki milli
teşkilat ve alt birimleri 27 Eylül
1919’da bir telgrafla Sivas’ta bulunan
Mustafa Kemal’e bir rapor halinde
bildirildi. Mustafa Kemal Paşa da bir
gün sonra gönderdiği cevapla Isparta
Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini bu
faaliyetlerinden dolayı taltif ederek
başarılar diliyordu.
Artık Ekim 1919’dan
itibaren Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
Isparta’da tek otorite olarak her türlü
sosyal ve siyasi olayları kontrolü
altına aldı. İlk aşamada batı cephesinde
Yunanlılara karşı mücadele eden milis
kuvvetlerimize, ardından da daha sonra
bölgeye gönderilen düzenli birliklere
maddi, manevi ve insan gücü olarak
yardımlarda bulundu.
Isparta ve
havalisinden toplanıp, cepheye
gönderilen mücahitler cephede canla
başla mücadelelerine devam ederken Hafız
İbrahim, Mustafa Kemal Paşa’nın izniyle
Fevzi Paşa’nın da isteği üzerine yeni
bir kuvvet oluşturup, cepheye sevk etmek
üzere görevlendirildi. 1920 yılı Ağustos
ayı başlarında Ankara’dan Isparta’ya
gelen Hafız İbrahim hemen hazırlıklara
başladı ve üç gün içinde 100 süvari ve
200 piyadeden oluşan gönüllü teşkilatı
meydana getirdi. Bu kuvvete “Demiralay”
adı verildi. Aynı zamanda Demiralay’ın
komutanlığını da üzerine alan Hafız
İbrahim birliklerinin başında derhal
cepheye hareket etti. Cepheye hareket
ederken TBMM’ne bir telgrafla bilgi
verirken şu ifadeleri kullanıyordu: “Cenâb-ı
kâdir mukaddes gayemize bizi vasıl
edinceye kadar silahlarımızı düşman
sinesinden ayırmayacağımıza yemin ve
alayın bayrağı altında ruhumuzu teslim
etmeye imanımızla karar verdik”. Mustafa
Kemal Paşa da Büyük Millet Meclisi adına
gönderdiği cevabi yazıda vatanın
korunması konusunda gösterdiği
hassasiyet ve fedakarlığından dolayı
Isparta sancağına teşekkür etti.
Demiralay, cepheye
ulaştıktan sonra Sarayköy,
Buldan-Güney-Çal cephelerinde düşmana
karşı mücadelesinde olağanüstü başarılar
göstererek destanlar yazdı. Bu yüzden
Batı cephesindeki başarılar içerisinde
Demiralay’ın ayrı bir yeri vardır.
Başarılarından dolayı TBMM ve Batı
cephesi komutanlığının sürekli olarak
takdirini toplamıştır. Demiralay, 2
Aralık 1920’de düzenli ordu içine
alınmış ve 39. Piyade Alayı adıyla
sonuna kadar millî mücadelede yer
almıştır.
Millî mücadelenin
en şiddetli dönemlerinde Isparta, asker
göndermenin yanı sıra cephenin yiyecek
ve giyecek ihtiyacının hemen hemen
tamamını karşılıyor, yiyeceklerin bir
kısmını çoğu zaman halktan toplanan ayni
yardımlarla sağlanıyordu. Düşman
zulmünden kaçan Aydın muhacirlerine,
hatta Maraş cephesine, nerede ihtiyaç
varsa oraya yapabildiği kadar maddi
yardımlar yapmıştır. Cephe gerisi
hizmetleri içerisinde yaralı askerlerin
bakımı ve tedavisi de vardı. Etrafındaki
cepheye yakın illerin hemen hepsinin
düşman işgalinde veya işgal tehdidinde
bulunması sebebiyle cephe gerisi,
lojistik hizmetler bakımından Isparta’yı
daha da ön plana çıkarmıştır. Bu
maksatla oluşturulan hastane hizmetleri
bugünkü, bölgenin önemli ve tek asker
hastanesinin de temelinin atılmasında
önayak olmuştur.
ATATÜRK ISPARTA’DA
Isparta, Atatürk’ün
Anadolu’da başlattığı Millî Mücadele’ye
canıyla-malıyla tam destek vermiş, tüm
Ispartalılar Kuvay-i Milliye ile
bütünleşmiştir. Milli Mücadeleye Mustafa
Kemal Paşa’nın safında giren Isparta,
ilçeleriyle birlikte, 871 şehit,
binlerce yaralı vermiş ve Büyük Zafer’i
içtenlikle kutlayarak, Cumhuriyet’e
aydınlık kucağını açmıştır. Atatürk,
zaman zaman kendisini ziyarete gelen
Isparta heyetine: “Sevgili Ispartalılara
selamlarımı götürünüz. Bir fırsatını
bularak şehrinize geleceğim, çorbanızı
içeceğim..” demekteydi. Kendisini
Antalyalılar da bekliyordu. Atatürk
İzmir’den yola çıkarak, 5 Mart 1930
günü, yanında Prof. Dr. Afet (İnan),
İçişleri Bakanı Şükrü (Kaya), Ordu
Müfettişi Fahreddin (Altay) Paşa Emniyet
Genel Müdürü Şükrü (Sökmensüer), Prof.
Dr. İsmail Hakkı (Uzunçarşılı) ve
yaverleri olduğu halde Denizli’ye, 6
Mart 1930 sabahı da Eğirdir’e
ulaşmıştır. Burada Isparta Valisi Ekrem
Bey, Isparta Milletvekilleri Hafız
İbrahim Demiralay ve Belediye Başkanı
Mustafa Hilmi Çakmakçı ile görüşmüştür.
Atatürk, Eğirdir Gölü’nü ve Can Ada’yı
çok beğenmiştir. Bunun karşısında daha
sonra Can Ada’nın tapusu Belediye Meclis
kararıyla Atatürk’e verilmiştir.
Atatürk, 6 Mart 1930 günü Kuleönü’den
Isparta’ya yolculuk yapmış ve saat 11.00
sularında Isparta’ya gelmiştir. Burada
büyük ve coşkulu bir şekilde
karşılanmıştır. Bugünkü Atatürk Bulvarı
üzerinden yürüyerek doğruca Tümen
Komutanlığı’na gelen Atatürk, buradan
Valiliği ziyaret ederek, çeşitli
heyetleri kabul etmiş ve dertlerini
dinlemiştir.Heyetlerin dilekleri
arasında, Isparta’nın İzmir, Denizli,
Afyon demiryolu şebekesine bir an önce
bağlanması sık sık dile getiriliyordu.
Atatürk, daha önce söz verdiği gibi, o
gün öğle yemeğini Ispartalılarla
birlikte yiyerek, Isparta’nın
sorunlarını dinlemeye devam etmiştir.
Yemekten sonra Atatürk, saat 13.00’te
Burdur’a gitmek üzere Isparta’dan
ayrılmıştır.
6 Mart 1930 günü,
Isparta’nın mutlu günlerinden birisi
olması nedeniyle her yıl 6 Mart günü
Atatürk’ün Isparta’ya gelişini anmak
üzere kutlamalar yapılmaktadır.
Nasıl Gidilir?
Karayolu: İlin diğer illerle
karayolu bağlantıları Afyonkarahisar,
Konya, Antalya üzerinden olmaktadır.
Otogar Tel: (+90-246) 227 20 70
Isparta Petrol
Turizm
Tel: (+90-246) 227
77 01
Düzenli olarak
İstanbul, Ankara Antalya, Bursa ve
Gaziantep İzmir ve Edirne’ye seferleri
vardır.
Isparta Gürman
Turizm
Tel:(+90-246) 227
34 34
Düzenli olarak
İstanbul, Ankara Antalya,Bursa ve
İzmir’e seferleri vardır.
Demiryolu: İzmir-Aydın demiryolunun
bir uzantısı olan Isparta demiryolunda
tarifeye bağlı olarak Pamukkale
Ekspresi, Göller Ekspresi, Posta Treni,
Mototren çalışmaktadır.Her gün
İstanbul’a 18:50 de İzmir’e ise 22:50
tren seferi yapılmaktadır.
İstasyon Tel: (+90-246) 232 41 35 -
218 13 01
Havalimanı: Havaalanı Isparta'ya 28
km. uzaklıkta olup Keçiborlu ilçesi
sınırlarındadır. Her türlü uçağın inip
kalkabileceği Isparta Süleyman Demirel
Havalimanı'ndan Isparta'dan İstanbul'a,
İstanbul'dan Isparta'ya uçak seferleri
yapılmaktadır. Seferler; İstanbul dan
Isparta'ya Cumartesi ve Perşembe
günleri; Isparta-İstanbul 19-20.30
İstanbul-Isparta 17.25-18.30 dur.
Hava Limanı Tel: (+90-246) 559 20 0
- 559 20 13
Rent a Car:
S&S Rent a Car:
Hükümet civarı , Ulu Camii karşısı
Isparta
Tel :246-2322724
Orient Rent a Car:
Halı Sarayı, Garanti Bankası Yanı
No:31-32 Isparta
Tel :246- 2323576
Faks : 246- 2329367
Mırıkoğlu Rent a
Car: Aksu Caddesi Buket Apt. No.93/B
Isparta
Tel& Faks
:246-2121190
Ne Yenir?
Isparta'nın ünlü,
geleneksel tandır kebabının tadına
merkezde çeşitli restoranlarda da
bakılabilir. Eğirdir her türlü su
ürününü lezzetli bir şekilde hizmete
sunan bir ilçemizdir. Burada yapılan
Sazan Dolmasının tadına doyum olmaz.
Isparta'dan Yemek Tarifleri
Samsa Tatlısı
Malzemeler:
200 gr milföy
hamuru
1/2 su bardağı toz
badem
2 yemek kaşığı
şeker
1 adet yumurta
beyazı
Şurubu için:
3.5 kahve fincanı
şeker
2 çay bardağı su
1/2 adet limonun
suyu
Hazırlanışı: Bir kapta badem, şeker
ve yumurta beyazı karıştırılır. Milföy
hamuru 2 mm kalınlığında açılıp,
hazırlanan bademli karşım ortasına
uzunlamasına yayılır. Hamur rulo
şeklinde sarılır. 45 dakika
dinlendirilen hamur küçük parçalar
halinde kesilir, tepsiye dizilir ve 180
derece fırında 45-50 dakika pişirilir.
Diğer tarafta şeker, su ve limon suyu
ile şurup hazırlanır. Fırından çıkan
sıcak hamurun üzerine şurup dökülür.
Soğuduktan sonra servis edilir.
Ne Alınır?
Isparta modern
alışveriş merkezlerinin yanında
geleneksel ürünlerin bulunabileceği
satış merkezlerine de sahiptir.
Özellikle gül ürünleri ve el dokuma
halıları her mevsim satın alınabilir.
Ayrıca Yalvaç ilçesinde geleneksel el
sanat ürünleri, deri eşya ve keçe,
geleneksel işlevlerin yanısıra turistlik
hediyelik eşya olarak da satılmaktadır.
Yapmadan Dönme
Yalvaç Pisidia
Antiocheia Antik Ören yerini gezmeden,
Kovada Milli Parkı
ve göllerin kıyısında piknik yapıp
fotoğraf çekmeden,
Eğirdir ilçesinde
göle nazır bir Sazan (çapak) dolması
yenmeden,
Isparta'dan gülyağı
ve halı almadan,
1-3 Haziran
tarihleri arasında yapılan Uluslararası
Gül, Halı, Kültür ve Turizm Festivali'ni
görmeden,