ISPARTA, GÜLLER,GÖLLER VE HALILAR DİYARI ...
 

Genel Bilgiler

Yüzölçümü: 8.933 km²

Nüfus: 513.681 (2000)  

İl Trafik No: 32  

Ege, Akdeniz ve İç Anadolu Bölgelerinin kesiştiği Göller Bölgesi denilen noktada yer alan Isparta ili, Eğirdir, Kovada ve Gölcük gölleri, Kovada ve Kızıldağ Milli Parkları ile zengin bir fauna ve floraya sahiptir.

İnanç Turizminin merkezi Yalvaç ilçesi Anadolunun kültür zenginliğini tüm ihtişamı ile yansıtmaktadır.

Kayak Merkezinin yeraldığı Davraz Dağı, doğa yürüyüşü ve nehir sporlarına elverişli kanyonlar, mağaralar ve dağları ile pek çok doğa sporlarının yapıldığı merkezdir.

Isparta'nın turizm kapısı Eğirdir, alternatif turizm cennetidir. Dağcılık, trekking, rüzgarsörfü, yamaç paraşütü, kampçılık turizm çeşitlerinden birkaçıdır.

Kültür: Baris Antik Kenti; Merkez ilçede, şimdiki Karaağaç Mahallesinin bulunduğu yerde Baris Antik kentinin bulunduğu söylenmektedir. Bu yörede yapılan bazı temel kazılarında çıkan eserler arasında M.Ö. 3.yy a ait sikkeler bulunmaktadır. Barisin Helenistik çağdan itibaren Roma Dönemi sonuna kadar sikke basan bir kent olduğu bilinmektedir. Antik kentin Gölcük Gölünün taşması sonucu toprak altında kaldığı sanılmaktadır. Minassos Antik Kenti; Kent hakkında kesin bir bilgi yoktur. Ancak Minasın denilen Minas Çayı civarında olduğu sanılmaktadır. İçme suyu ile ünlü Minassos tan Bayatta bulunan Sidera Antik Kentine su götürüldüğü su kanalı kalıntılarından anlaşılmaktadır. Minasın mevkiinde kentin duvar kalıntıları, Roma dönemine tarihlendirilen seramik parçaları vardır. Sikkelerde Minassos ve Adrana yazılarına rastlanmıştır. Kapıkaya Antik Kenti; Merkez Güneyce Köyünde Kapı Kaya mevkiinde kalıntılar üzerinde kesin bir yazıt olmamakla birlikte şehrin Hellenistik dönemden kaldığı kesindir. Şehirden bazı duvar kalıntıları ile mimari bloklar görülmektedir. Aliköy Höyük; Ispartanın 8Km batısında Harımarkası mevkiindedir. 150x100 m. Boyutlarında 7 m. Yüksekliğindedir. Höyükte ilk tunç çağı ve kalkolitik çağ yerleşmesi vardır. Kanlı Höyük; Ispartanın 7Km. doğusunda Isparta-Eğirdir asfaltının 25m. güneyindedir. 15x25m. Boyutlarında, yüksekliği 2m. kadardır. Erken ve geç Kalkolitik ile ilk tunç çağı yerleşmesi mevcuttur.

Kutlubey Camii (Ulu Camii): Kutlubey Camii, I. Murat zamanında Hamid iline tayin olan Kutlubey tarafından yaptırılmıştır. Bir çok kez tamir ve eklemelerle orijinalliği oldukça kaybolmuştur. Vakfiyesindeki kayıtlara göre M.S. 1488(H.884) tarihinde yaptırılmış olduğu anlaşılmaktadır.

Firdevs Paşa Camii (Mimar Sinan Camii): Isparta Valisi Firdevs Bey tarafından 1561 yılında Mimar Sinan stilinde inşa ettirilmiştir. 5 kubbeli son cemaat mahalli geniş merkezi kubbesi dikkati çeker. Sütun başlıklarıyla kemer ve kubbelerinde devrinin mimari özelliklerini görmek mümkündür.

Hızırbey Camii: Keçeci Mahallesinde bulunan camii Ispartada hüküm süren Hamidoğullarından Dündar Beyin kardeşi Hızırbey tarafından 1312 yılında yaptırılmıştır. 

İplik Camii (Hacı Abdi Camii): Halk arasında İplikçi Camii diye anılan bu yapı 1554 yılında Ispartalı zenginlerden Hacı Abdi Ağa tarafından yaptırılmıştır. Sadrazam Halil Hamit Paşa tarafından 1781 yılında genişletilmiştir.

Kavaklı Camii: 1782 yılında Abdi Paşanın yardımı ile o zamanki Isparta Valisi tarafından yaptırılmıştır. Bu cami içindeki bitkisel dekorlu Kütahya çinileri ile dikkati çeker.

Pir efendi Sultan (Piri Mehmet Halife): Türbesi; Ispartanın Namazgah yöresinde, şimdiki Halı Sarayı-Sümerbank karşısındaki yerde bulunan türbe yerinden kaldırılıp eski mezarlığa nakledilmiş özel türbe yaptırılarak gömülmüştür. Hakkında pek çok rivayet bulunan Pirefendi Sultan 1554 senesinde vefat etmiştir.

Halife Sultan Türbesi: Şehrin dışında türbesi olan Halife Sultan Feraiz Şarihi (Miras Payları açıklayıcısı) olarak ün yapmıştır. Seydi Halifedir Kerametler gösterdiği söylenmektedir. Şeyh Alaaddin Efendi Türbesi (Aldan Efendi-Aldan Dede); Ispartanın Gülcü mahallesinde Binti Emir Kabristanı içinde bulunur. Erdebili tarikatından Seydi Halifenin halefidir. Gökveli Sultan Türbesi (Şeyh Recep); Harabizade veya Çukurcuzade Medrese diye anılan, Abdi Paşa (Kavaklı) Camii bitişiğindeki Medrese içinde gömülü olan Gökveli Sultan veya Şeyh Sultan veya Şeyh Recep Efendi, İslâmlığın Anadoluya yayılmaya başladığı sıralarda Horasandan gelmiştir. Bir çok kerametleri olduğu söylenir.

Hace-i Sultan (Abdülkadir Geylani): Isparta'nın Hisarefendi Mahallesinde, delikli taş yanında Uyaoğlu Tekkesi adı ile anılan yerdir.

Sıtma Dedesi Türbesi: Pirimehmet Halifenin Darüşşifası civarında sokak içinde bulunmaktadır.

Hızır Abdal Sultan Türbesi: Tekke Mahallesinde ve kendi adıyla anılan yerde gömülüdür. Yılankıran Çeşmesi; İl Merkezindeki tek Selçuklu eseri olup İsa oğlu Muhammet isminde bir hayırsever tarafından 1135 yılında yaptırılmıştır. Arapça ve Farsça kitabesi Isparta Müzesinde sergilenmektedir

Karbuz Çeşmesi: Halil Hamit Paşa tarafından 1768 yılında yaptırılmıştır. Mimar Sinan Camisi kapısındaki yerinden bugünkü yerine nakledilmiştir.

Keçeci Hamamı: Isparta'da hüküm süren Hamitoğullarından Dündar Beyin kardeşi Hızır Bey tarafından Keçeci Mahallesinde 1284 yılında yaptırılmıştır.

Yeni Hamam: İplik Camiinin sol tarafındadır. 1691 tarihinde Yeniçeri Ağalarından Savlı Dalboyunoğlu Ahmet tarafından yaptırılmıştır.

Isparta Müzesi: Müze 8 Mart 1985 tarihinde hizmete açılmış olup etnografik ağır basan bir müzedir. Müzede 4 teşhir salonu vardır. 1.salonda yörenin arkeolojik eserleri ve sikkeler, 2.salonda etnografik malzemeler, 3.salonda Yörük malzemeleri, 4.salonda halılar bulunmaktadır.

Halil Hamit Paşa İl Halk Kütüphanesi: Sadrazam Halil Hamit Paşa tarafından 1783 yılında Hacı Abdi Camisine ilave olarak kurulmuştur. Yeni binasına 1969 yılında taşınmıştır. 3 okuma salonu 1 kitap deposu vardır, ayrıca 1 de gezici kütüphaneye sahiptir. 1996 yılı sonu itibariyle 41554 adet kitap kolleksiyonu mevcuttur.

Eski Isparta Evleri(Damgacı Sokak): Merkez ilçede sivil mimarlık örneği olarak 58 tescilli konut vardır. Bunlar 19.yy.mimarı tarzında yapılmış iki katlı kargir yapılardır. Bu binalarda, ortada bir salon yanlarda odalar bulunmaktadır. Tavanlar ahşaptır. Duvarlar bağdadi tarzda yapılmış, çatılar ahşap ve alaturka kiremitle kaplıdır.

Firdevs Bey Bedesteni: Firdevs Bey Camiine gelir sağlamak için Mutasarrıf Vali Firdevs Bey tarafından 1561 yılında yaptırılmıştır. Bedestenin kuzey-güney doğrultusunda iki kapısı vardır. Bedesten bugün kapalı çarşı olarak kullanılmaktadır.

 

Doğal Değerler:

Gölcük Gölü (Tabiat Parkı): Merkez ilçenin güneybatısındaki Hisarptepe de yer alan ve çevresi yeni yetiştirilmiş ağaçlarla kaplı bir krater gölü olan Gölcük ile 12 Km. uzaklıktadır. Asfalt bir yolla ulaşım olanağı bulunur. Gölün etrafı 150-300 m.yi bulan volkanik küllü tepelerle çevrilidir. Daireyi andıran gölün çapı 1500m. Derinliğinde yer yer 32 metreyi bulur. Göl kıyısında piknik için tüm altyapı tesisleri mevcuttur. Bir de gazino binası bulunmaktadır.

Ayazmana Mesireliği: Ayazmana mesire yeri Merkez ilçenin 2 Km. güneydoğusunda olup ilçeye asfalt bir yolla bağlıdır. Soğuk suları ile ünlü olan dinlenme yeri kestane ağaçlarıyla kaplıdır. Piknik için tüm altyapı düzenlemeleri yapılmıştır.

Milas Mesireliği: Merkez ilçeye 10 Km.lik bir asfalt yolla bağlı olan mesirelik soğuk suları ve doğal güzellikleri ile ünlüdür. Mesire yerinde tüm altyapılar, bir de havuz bulunmaktadır.

Kirazlıdere Mesireliği: Hisartepe yamaçlarında, Ispartayı kuşbakışı gören, etrafı bağ ve bahçelerle kaplı ve birde gazinosu bulunan bir dinlenme yeridir. Özellikle yaz aylarında seyir ve serinlik bakımından oldukça rahatlatıcı bir konuma sahiptir.

Davras Dağı Kış Sporları Turizm Merkezi: 17.02.1995 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararıyla Turizm Merkezi ilan edilen bu yerin yol, su, elektrik gibi altyapı çalışmaları tamamlanmış, bir de mülkiyeti il özel idaresine ait Kayakevi yapılmıştır. Mekanik tesislerinde 1997 yıllında tamamlanması beklenen turizm merkezinin kayak sporunun her türlüsünü yapmaya olanak sağlayan fiziki yapısıyla büyük bir kayak merkezi olmaya adaydır.

İLÇELER:

Isparta ilinin ilçeleri; Aksu, Atabey, Eğirdir, Gelendost, Gönen, Keçiborlu, Senirkent, Sütçüler, Şarkikaraağaç, Uluborlu,Yalvaç ve Yenişarbademli'dir.

Aksu: Yaklaşık 1200 metre rakımında bulunan Aksu İlçesi, eski adı olan Anamas’ı, ilçe coğrafyasına hakim 2388 m yüksekliğindeki Anamas Dağından almaktadır.

Aksu ilçesinin yeraldığı yörede yapılan kazılarda, ilk çağlardan beri iskana açık olduğu görülmektedir. Yörede, Helenistik çağa ait M.Ö.2. ve 1. Yüzyıldan kalma sikkelere rastlanmaktadır. Yapılan araştırmalardan, Aksu Vadisi ve Anamas yaylaları arasındaki ulaşım zorluklarına rağmen, civarındaki bazı köylerde 16. yüzyıldan beri Pazar kurulmakta olduğu ve bu yörede yoğun bir Yörük nüfusun yaşadığı anlaşılmaktadır. Cumhuriyet döneminde, Eğirdir'e bağlı bir bucak olarak Yenice adı altında idari konumunu sürdüren Aksu, 26.8.1988 tarihinde ilçe statüsüne kavuşmuştur.

Aksu ilçesi sınırları içindeki en önemli tarihi kalıntılar: Timbriada, Tynada, Eurymendon Kutsal Alanı ve Roma Köprüsü dür. Yörede turistik önemi olan Sorgon ve Zindan Mağaraları ile Sorgun yaylası Aksu İlçe sınırları içinde bulunmaktadır.

Atabey: Atabey İlçesi kuzeyden Senirkent ve Uluborlu, Batıdan Gönen, güneyden merkez ilçe Isparta, doğudan da Eğirdir ilçeleri ile çevrilidir. İlçenin kuzeyini ve batısını Barla Dağı ve uzantıları bulunmaktadır.

Selçuklular döneminde bilinçli bir şekilde kervansaray ağıyla donatılan Konya-Antalya güzergahındaki yerleşmelerinden birisi olan (Atabey) önem verildiği, Ertokuş tarafından burada 1224 yılında inşa ettirilen medreseden anlaşılmaktadır. 13. yy. başında tamamen Türkleşen bölgede, önemli bir yerleşim merkezi olarak beliren Atabay’ deki medrese Osmanlı devleti eğitim sistemi içinde de fonksiyonunu devam ettirmiştir. Atabey’ in 1478,1501, ve 1568 tarihlerindeki kayıtlara göre, Eğirdir ’e bağlı bir nahiye olduğu yazılıdır.

İlçe sınırları içinde bulunan başlıca tarihi ve kültürel varlıklar, Harmanören (Göndürle) de meydana çıkartılan 41 Küp Mezarlar, Sidera Bayat Harabeleri, Ertokuş Medresesi, Sinan Camiidir. (18) Atabey ilçesine bağlı olarak, İslamköy Kasabası yanında 4 adette köy yerleşimi bulunmaktadır. Atabey ilçe merkezi Isparta’ya 23 km uzaklıkta olup, çoğunluğu çift yol olmak üzere asfalt yol ile bağlıdır.

Eğirdir:

Eğirdir Destinasyonu

Gelendost: Gelendost ilçesi, Isparta il merkezinin kuzeyinde, Eğirdir Gölünün 10 km içerisinde kurulmuştur. Gelendos ilçesi, ilk çağlardan beri, Pisidya Ülkesi adı verilen Göller Bölgesinin en eski kültür merkezlerinden birisidir. M.Ö. 3500 yıllarında “Mirya veya Miryo” adı ile Hititlerin bir kolu olan Anamurla Miryalılar tarafından kurulmuştur. M.Ö. 547 yıllarında bu topraklar Pisidyalıları yenen Pers’ lerin egemenliğine geçmiştir. 17 Eylül 1176 yılında yapılan ve bir kısmı da Gelendost Ovasında geçen Miryakefalon Savaşını Türklerin kazanması ile Selçuklu topraklarına katılmıştır. Gelendost daha sonra Hamidoğulları Beyliğinin egemenliği altına girmiştir.

Gelendost, tarihi boyunca Ablada, Sabinae, Myrion, Miryona, Miryo, Myriokafalon, Gelende-Abad, Gelendoz adları ile anılmıştır. 16. yüzyılda Afşar nahiyesine bağlı olan Gelendost, Cumhuriyet döneminde 1930 yılında Afşar’ın yerine nahiye olmuştur. Daha sonrada 6.3.1954 tarih ve 6324 sayılı kanun ile de ilçe olmuştur. Gelendost, Isparta-Konya karayolu üzerindedir. Isparta’ya 80 km uzaklıktadır. İlçenin tüm kasaba ve köyleri ile ulaşım olanakları her mevsim vardır. İlçede halk ağırlıklı olarak tarımla uğraşmaktadır. Elmacılık en önemli uğraş koludur.

Gelendost ilçe merkezinde bulunan tarihi iki cami ile Yeşilköy sınırları içinde bulunan Ertokuş Kervansarayı ilçenin en önemli kültür yapılarıdır.

Gönen: Isparta İl Merkezine 24 km uzaklıklığında, Isparta-Burdur karayoluna 5 km uzaklığındaki Gönen’in tarihi M.Ö. 3-4 yüzyıla kadar dayanır. Tarih boyunca Kaue, Kawaena, Colonia, julia, Augusta, Pia, Fida, Comama, Yuztinianopolis, Gonana, Konana, Könan ve Gönen adları ile anılmıştır. Roma İmparatorluğu Augustos’ un Pisidia adı verilen bölgede kurulduğu dört şehirden birisidir. Araştırmalara göre yörede ilk yerleşim birimi Yuvaca, şimdiki yayla adıyla bilinen yerdir. Buraya ilk gelenler Yüreçi göçerleridir.

İlçe zamanla Selçukluların ve daha sonra da Hamitoğulları Beyliği’nin egemenliği altında bulunmuştur. Hamitoğlu Hüseyin Bey, topraklarının büyük bir bölümünü Osmanlı Sultanı I. Murat ‘a satmıştır . 30 Aralık 1992 tarihinde yapılan düzenleme sonucunda, İğdecik. Gölbaşı, Koçtepe ve Senirce köyleri Isparta İl merkezine, Güneykent Kasabası, Gümüşgün Köyü Keçiborlu ilçesine bağlanmıştır. Gönen ilçesine bağlı yerleşim birimi olarak yalnız Kızılcık Köyü kalmıştır.

Keçiborlu: Isparta il merkezine 40 km uzaklığındaki Keçiborlu ilçe merkezinin tarihi gelişimi Isparta ilçe merkezi ile benzerlik göstermektedir. Keçiborlu tarih boyunca, Eudoxiopolis, Keçik-Borlu, Kiçi-Borlu isimleriyle anılmıştır. Keçiborlu, Hitit, İyon, Lidya, Pers, Helen, Roma, Bizans devirlerini yaşadıktan sonra 1204 yılında Sultan Kılıç Arslan tarafından Anadolu Selçuklu Devletinin egemenliğine girmiştir. Daha sonra Hamitoğulları Beyliğinde Uluborlu ve Gönen’e bağlı bir kasaba olarak varlığını sürdürmüştür.

Günümüzdeki Keçiborlu ilçesinde korunmakta olan Keçiborlu Höyüğü, Kılıç Höyüğü, Kılıç Fari Harabeleri, Fadıllı Harabeleri, Güneykent şehir kalıntıları, Sinanbey Camii, Senir Hacı Osman Camii, Gümüşgün Sinan Dede Türbesi eski çağlardan kalan eserler ve yerler olarak görülmektedir.

İlçenin başlıca mesire ve yayla turizmi yerleri : Söğüt Dağı Yaylası, Fadıllı Yaylası, Koru Yaylası,  Taşoluk Yaylası, Güneydere Uzundere Piknik Yeri ve göleti, Keçiborlu Göleti, Boyralı Sini Yaylası, Aydoğmuş Akdağ Yaylası, Senir, Tepecik ve Ardıçlı Köyleri Burdur Gölü Kenarı Plaj sahasıdır.

Keçiborlu adının, bölgenin küçük tepeciklerinden oluşmasına izafeten Kiçi (Küçük) Bor (Taş) kelimelerinden oluştuğu Kiçiborlu ’dan bozulduğu sanılmaktadır.

Senirkent: Isparta İl Merkezine 76 km uzaklığında, Eğirdir Gölü’ nün Hoyran Gölü adı verilen kuzey kısmının batısında bir vadide yer alan ilçe, dağ eteğindeki meyilli düzlük bir arazide kurulmuştur. Zira “Senir” dağ eteğindeki meyilli düzlük anlamına gelmektedir.

Senirkent’in bulunduğu bölgenin, tarihin çok eski devirlerinden beri yerleşim merkezi olduğu, buluntulardan ve yapılan araştırmalardan anlaşılmaktadır. Ancak su kanalı, kervansaray, kale gibi ayakta kalmış tarihi yapılara rastlamaktadır. 1370 yılında kurulmuş olan Senirkent 1807de Uluborlu’ya bağlı nahiye statüsüne getirilmiş ve belediye teşkilatı kurulmuştur. İlçedeki başlıca kültür varlıkları: Tymandos Antik Kent, Yassıören Höyük, Garip Höyük, Tohumkesen Höyük, Aralık Höyük Gençali Höyük, Veli Baba Türbesidir.

Sütçüler: Isparta'nın güneyinde yer alan Sütçüler ilçesinin kuruluşunun M.Ö. 200 yıllarına kadar dayandığı bilinmektedir. Bu gün Adada olarak adlandırılan antik kent, Pisidya bölgesinde; Pisidya ile Pamfilya bölgeleri arasında yer almaktadır. 1330 yıllarında Hamitoğulları beyliği Eğirdir’ de kurulana kadar Sütçüler Selçuklular ’ın elinde kalmıştır .

Osmanlılar zamanında bir süre Kara Bavlu olarak anılmıştır. Zamanla Bavlu şekline dönüşen isim, Cumhuriyet döneminde 1926 yılına kadar sürmüş, bu tarihte yerleşime dağ-dağlık anlamına gelen Cebel ismi verilmiştir. 1938 yılında belde halkının büyük şehirlerde sütçülük yapmaları üzerine isimi Sütçüler olarak değiştirilmiş ve Eğirdir ’e bağlı bir nahiye iken ilçe statüsü verilmiştir.

İlçenin belli başlı kültür varlıkları arasında, ilçenin tarihi gelişimini simgeleyen kalıntılarından Adada antik kenti gelir. Antik kent ilçe merkezine 12, Sağrak köyüne 2 kilometre uzaklıktadır. Diğer kültürel varlıkları ise, Sığırlık Harabeleri, Taşkapı Harabeleri, Zorzila Kalıntıları, Sefer Ağa Camii, Çandır Köprüsüdür.

Uluborlu: Uluborlu, tarih öncesi devirlerden beri çeşitli medeniyetlerin hüküm sürdüğü yörede yer almaktadır. Uluborlu’nun 4000 yıl öncesi Hititler tarafından kurulduğu bilinmektedir. Bu döneme ait kalıntılara yörede hala rastlanmaktadır. Uluborlu, Türklerin fethi öncesinde Apolonia, Sozopolis, Mardion, Mardiyon, Mardiaion adlarıylada anılmıştır. 1070 yılında Türklerin egemenliğine girmiştir. Bu devirden sonra Uluborlu, Borgulu, Burgulu, Uluğborlu isimleri de almıştır.

Uluborlu’da yaklaşık 17 türde kiraz yetiştirilmektedir. Uluborlu kirazı Avrupa ülkelerinde çok tutulmaktadır. Ürünün büyük bir kısmı ihraç edilmektedir. İlçede Temmuz ayının ilk haftasında 2 gün süreli Altın Kiraz ve Yağlı Pehlivan Güreş Şenlikleri düzenlenmektedir.

Yalvaç: 

Yalvaç Destinasyonu

Yenişarbademli: Yenişarbademli, Beyşehir Gölünün batısında, Toros Dağlarının kuzey uzantısı olan Anamas Dağları ile bütünleşir. İlçe doğusunda, Beyşehir, batısında Aksu ve kuzeyinde Şarkikaraağaç ilçeleri ile çevrilidir. İlçenin rakımı 1150 metredir. İlçe sınırları içerisinde bulunan Dedegöl Dağı (2892 m) ile Isparta’nın en yüksek dağıdır. Yenişar tarih boyunca pek çok uygarlığa sahne olmuştur. Yapılan araştırmaya göre, M.Ö. 4000 yıllarında Etiler , M.Ö. 1500 yıllarında Frikyalılar, M.Ö. 800 yıllarında İyonlar, M.Ö. 600 yıllarında Lidyalılar, M.Ö. 446 yıllarında Persler, M.Ö. 190 yıllarında Romalılar, M:S. 395 yıllarında da Bizanslar yörede uygarlık kurmuşlardır.

1071 Malazgirt Zaferinden sonra 1142 yıllarında Selçuklu topraklarına katılabilmiştir. 1810 yılında Konya Vilayetine bağlı bir kaza olmuştur. Selçuklulara ait Kubad-ı Abad Sarayı kalıntıları da ilçe hudutları içinde yer almaktadır.

Yenişarbademli, Şarkikaraağaç üzerinden asfalt yol ile Isparta il merkezine 177 km uzaklıktadır. Yenişarbademli’ nin , başlıca gelir kaynağı, tarım, hayvancılık, orman işçiliği ve balıkçılıktır.

Coğrafya

I . COĞRAFİ KONUM: Isparta ili, Akdeniz Bölgesi’nin kuzeyinde yer alan Göller bölgesinde yer almaktadır. İl, 300 20’ ve 310 33’ doğu boylamları ile 370 18’ ve 380 30’ kuzey enlemleri arasında bulunmaktadır. 8.933 km2’lik yüzölçümüne sahip olan Isparta ili, kuzey ve kuzeybatıdan Afyon ilinin Sultandağı, Çay, Şuhut, Dinar ve Dazkırı, batıdan ve güneybatıdan Burdur ilinin Merkez, Ağlasun ve Bucak, güneyden Antalya ilinin Serik ve Manavgat, doğu ve güneydoğudan ise Konya ilinin Akşehir, Doğanhisar ve Beyşehir ilçeleri ile çevrilmiştir (Şekil 1). Rakımı ortalama 1050 metredir.

II. JEOLOJİK YAPI: Isparta ilinin kuzeydoğu ve güneydoğusundaki dar alanlarda I. zaman, çok geniş bir alanda yayılım gösteren II. zaman ve alanın doğu sınırı dışında il sınırlarına yakın kesimlerde yoğunlaşan III. zamana ait kayaçlara rastlanmaktadır (Şekil.2).

Jeolojik konumu bakımından, Isparta Büklümü’nün ortasında yer alan Isparta ili - Merkez ilçesi, bölgesel tektonikten önemli ölçüde etkilenmiş olan II. zaman ve III. zamana ait yapı üzerinde bulunmaktadır (Şekil 2). İlçenin tamamına yakın kesimlerinde, ofiyolitik bir temel yer almaktadır. Bu temel ile birlikte, yer yer ofiyolit kütleleri arasında ve üzerinde bulunan Triyas-Jura yaşlı derin denizel kayaç istifleri ile II. zamanın büyük bir bölümünü kapsayan sıkıştırılmış bir karbonat kayaç (kireçtaşı ve dolomit) istifi bulunmaktadır. İlçenin batı bölümünde denizel kırıntılı ve karbonat kayaç istifleri görülmektedir. İlçenin güneydoğu kesimlerinde, miyosen yaşlı sığ denizel kırıntılı kayaçlar, altta bulunan daha yaşlı kayaç istifleri üzerinde gelişen engebeli bir erozyonal yüzeyi örtmektedir. III. zaman sonunda bölgede faaliyet gösteren karasal volkanizmanın ürünleri olan volkanit ve piroklastik kayaç serileri ise ilçenin batı-güneybatı bölümünde bulunmaktadır. Merkez ilçe sınırları içerisindeki en genç oluşum ise günümüzde de halen çökelimi süren ve Isparta-Atabey Ovası’nda yayılım gösteren IV. zaman alüvyonlardır (Şekil 2).

Gönen ve Atabey ilçeleri, jeolojik bakımdan diğer ilçelere göre daha genç bir zemin üzerinde yer almaktadır. İlçelerin kuzeyinde III. zamana ait denizel kırıntılı ve karbonat kayaçlarla, karasal kökenli kayaç istifleri bulunmaktadır. Güney kesimlerinde ise, kuaterner yaşlı alüvyonlar Isparta ve Eğirdir Gölü’ne kadar uzanan geniş bir alüvyon ovasının bir bölümünü kaplamaktadır (Şekil 2).

Isparta’nın Keçiborlu ilçesi, ofiyolitik kayaçlar ve II. zamana ait derin denizel karbonat kayaç yüzeyleri içermesine karşın çoğunlukla alt tersiyer yaşlı denizel ve karasal kayaç istifleri ile kuaterner çökellerinden oluşan bir jeolojik zemin üzerinde bulunmaktadır. Eosen-Oligosen göl çökelleri ile ilçenin Burdur ve Isparta’ya doğru uzanan geniş bir kuşak içerisinde yer alan IV. zaman alüvyon çökelleri gözlenmektedir (Şekil 2).

Isparta ilinin kuzeybatısında yer alan Uluborlu, temelde II. zamana ait denizel karbonat kayaç istiflerinin yaygın olarak gözlenmektedir. İlçenin en genç kayaçları ise ilçe merkezinin de üzerinde bulunduğu D-B doğrultulu Hoyran Gölü ve Senirkent’e uzanan IV. zaman alüvyon çökellerinden oluşmaktadır (Şekil 2).

Uluborlu’nun doğusunda bulunan Senirkent, Mesozoyik yaşlı denizel karbonat kayaç istiflerinin yaygın olarak gözlendiği temel üzerinde, ilçe merkezinin de üzerinde bulunduğu D-B doğrultulu Hoyran Gölü’ne kadar uzanan IV. zaman alüvyon çökelleri yörenin en genç kayaç istifidir (Şekil 2).

Senirkent’in kuzeydoğu komşusu olan Yalvaç’ın doğusunda, Sultandağları’nın bir bölümüne karşılık gelen ve kuzeybatı-güneydoğu doğrultulu olarak yayılım gösteren I. zaman yaşlı şistler, yörenin en yaşlı jeolojik kayaçlarını oluşturmaktadır. Eğirdir Gölü’ne açılan IV. zaman akarsu alüvyon çökelleri tarafından kesilen III. zaman sonu kömürlü karasal çökelleri engebeli bir topografya üzerinde uyumsuz olarak yer almaktadır (Şekil 2).

Eğirdir ilçesi, güneyinde yer alan II. zamana ait derin denizel çökel istifleri ile ofiyolik kayaçların çoğunlukta olduğu karbonat kayaç serilerinden oluşan engebeli topografya oluşturan kısmen yaşlı bir temel üzerinde kuzey-güney doğrultulu bir ova içerisinde çökelen IV. zaman alüvyon çökellerini taşıyan bir jeolojik dağılıma sahiptir (Şekil 2).

Eğirdir Gölü’nün doğusunda yer alan Gelendost ilçesi, güneyden kuzeye doğru gençleşen bir stratigrafik istife sahiptir. İlçenin güneyinde, III. zaman karbonat kayaçlar, kuzeyinde ise engebeli alanlar halinde ortaya çıkan ofiyolitler ve karasal çökeller bulunmaktadır. Yörenin batısından kuzeydoğu yönüne doğru uzanan IV. zaman akarsu alüvyon çökelleri ilçenin en genç birimleridir (Şekil 2).

Beyşehir Gölü’nün kuzeyinde bulunan Ş.Karaağaç ilçesi, I. zamandan III. zamana kadar değişen çeşitli kayaç topluluklarını kapsayan bir alanda yer almaktadır. İlçenin kuzeydoğu kesiminde, kuzeybatı-güneydoğu yayılımlı I. zamana ait şistler bulunmaktadır. Metamorfitler, yörenin Beyşehir Gölü’ne doğru olan orta kesimlerde aynı doğrultuda uzanan ofiyolitik kayaçlarla birlikte temelde bulunmaktadır. III. zaman karbonat kayaçları, yöredeki topografik yükselimleri oluşturmaktadır. İlçenin kuzey kesiminde bulunan ovalarda oluşan IV. zaman alüvyonları, yörenin genç kayaç örtüleridir (Şekil 2).

Ş.Karaağaç güneyinde yer alan Aksu ve Y.Bademli ilçelerinin büyük bölümünü II. zamana ait karbonat kayaçlar kaplamaktadır. Sadece Y.Bademli’nin Beyşehir Gölü’ne kıyısı olan doğu bölümünde yer alan III. zaman çökellerine ait kalıntılar ve göle açılan IV. zaman akarsu alüvyonları gözlenmektedir (Şekil 2).

Isparta ilinin güneyinde yer alan Sütçüler ilçesinde, içerisinde I. zaman yaşlı bloklarının da yer aldığı II. zaman ait ofiyolitik kayaç kütleleri ile Kretase yaşlı kalın karbonat istifleri geniş alanlarda yayılım gösterirler (Şekil 2).

Isparta ilinde Paleotektonik ve Neotektonik döneme ait tektonik etkilerle oluşan tektonik hatlar bulunmaktadır (Şekil 3). Isparta – Merkez, Eğirdir, Gelendost, Yalvaç, Ş.Karaağaç, Aksu, Y.Bademli ve Sütçüler ilçeleri sınırları içerisinde çoğunlukla alt mesozoyik derin denizel çökel katkılı ofiyolitik kayaç kütleleri ile mesozoyik yaşlı çeşitli karbonat serileri arasında sınır oluşturmaktadır. Bu bindirme-nap sisteminin yerleşiminin son evresi ve sonrasında, bir kısmında günümüzde de hareketliliğin devam ettiği izlenen (deprem verileri ile) kuzey-güney, kuzeydoğu-güneybatı ve kuzeybatı-güneydoğu yönlü ve çoğunlukla yanal atımlı fay sistemleri gelişmiştir. Isparta Açısı’nın (Isparta Büklümü) doğu kanadını oluşturan Ş.Karaağaç, Aksu, Gelendost ve Yalvaç ilçe sınırları içerisinde kuzeybatı-güneydoğu doğrultulu bindirmeler bulunmaktadır. Neotektonik dönemde bölgede gelişen kuzey-güney sıkışması nedeni ile ortaya çıkan kuzey-güney doğrultulu ovaları oluşturan normal faylar, Eğirdir ve Sütçüler ilçelerinde yer almaktadır. Fay gölleri olan Eğirdir, Hoyran, Burdur ve Beyşehir göllerini sınırlayan veya kesen ve çoğunlukla geç alpin tektonik dönemini yansıtan kırık takımları ise bölgesel sıkışma ve makaslama kuvvetleri sonucunda oluşan kuzeybatı-güneydoğu, kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu yanal atımlı fay takımları halinde Isparta-Merkez, Keçiborlu, Uluborlu, Senirkent, Eğirdir, Gelendost ve Ş.Karaağaç yörelerinde yaygındır. Deprem üretmeleri nedeniyle bu faylardan bir kısmının halen aktif oldukları belirlenmiştir. Burdur Gölü doğusunu sınırlayan ve Bucak’a kadar uzanan kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu ve gölü öteleyen kuzeybatı güneydoğu doğrultulu faylar (Şekil 3) üzerinde yoğunlaşan deprem verileri, bu yanal atımlı fayların günümüzde de aktif olduklarını göstermektedir. Isparta-Merkez ilçesinde Kayıköy fayı, Eğirdir fayları, ve Yalvaç fayı, bilinen diğer deprem üreten yanal atımlı faylardır. Sütçüler’de de yakın zamanda kaydedilen deprem verileri, kuzey-güney doğrultulu olduğundan bu doğrultuda uzanan ovaları sınırlayan normal faylarda da hareketliliğin sürdüğü anlaşılmaktadır.

 III. ISPARTA İLİ TOPRAKLARI: İklim, topoğrafya, bitki örtüsü ve zamanın etkisi ile Isparta ilinde çeşitli büyük toprak grupları oluşmuştur. Büyük toprak gruplarının yanı sıra toprak örtüsünden ve profil gelişmesinden yoksun, bazı arazi tipleri de görülmektedir. Toprak alanları dışında, Isparta ili toplam alanının yaklaşık %24.2 ‘si de çıplak kaya ve molozluklar ve su yüzeyleri ile kaplıdır.

Arazilerin Sınıflandırılmasına Göre İldeki Dağılımı 

Yüzölçümü (Ha)        

Arazi Sınıfı

I.   Sınıf           

49712

II.  Sınıf

70362

III. Sınıf

40055

IV. Sınıf          

37378

V.  Sınıf          

2398

VI. Sınıf          

69777

VII. Sınıf         

400195

VIII. Sınıf        

148997

 

Toprak Cinsi 

Yüzölçümü     

(Ha) %

Kahverengi Orman      

146362           

16.4

Kırmızı Kahverengi Akdeniz    

120643

13.5

Kestane Rengi 

119204

13.3

Kireçsiz Kahverengi Orman    

79922 

8.9

Kireçsiz Kahverengi    

61005

6.8

Kolüvyal         

58546

6.6

Alüvyal

52637 

6.0

Kırmızı Akdeniz          

27213

3.0

Regesoller

5131

0.6

Kırmızı Kestane Renkli

3085   

0.3

Hidromofik Alüvyal     

2312

0.2

Tuzlu Sodik     

1043   

0.1

Diğerleri          

774     

0.1

 

 Yerel Kaynakları

IV. YERALTI KAYNAKLARI: Isparta ili, belirli yörelerde halen işletilen veya işletilebilir potansiyele sahip ekonomik değerde ve günümüz teknolojileriyle üretim imkanı bulunmayan (ekonomik olmayan) değerde metalik maden, endüstriyel hammadde ve enerji hammadde kaynakları bakımından çeşitli kaynaklara sahiptir (Şekil 4). Bu kaynaklar, günümüz bilim ve teknolojilerine dayalı olarak yapılacak araştırmalar doğrultusunda artırılabilecektir.

Kükürt: Türkiye’nin ilk ve en zengin kükürt yatakları Keçiborlu ilçesinde yer almaktadır. Volkanik kökenli olan kükürt yatakları ofiyolitik karışık, Akdağ kireçtaşları, altere andezitler ile andezitik tüfler içerisinde düzensiz kütleler ve ağsal damarlar biçiminde yerleşmiştir. 1900’lü yıllardan beri bu zamana kadar 3.461.894 ton tuvenan kükürt üretimi yapılmıştır. Günümüzde 2.231.190 ton rezervi bulunan ve Etibank tarafından işletilen Keçiborlu kükürt yatakları düşük tenörlü rezervleri ve ekonomik nedenlerden dolayı 1994 yılında zarar ettiği için kapatılmıştır.

Kömür: Isparta ilinde Eğirdir ve Yalvaç ilçelerinde özel şirketler tarafından işetilen kömür yatakları bulunmaktadır. Eğirdir ilçesinde, linyit yatakları Kovada Gölü’nün 1 km. güneyinde Akbelenli köyü civarındadır. Yalvaç ilçesinde ise Yukarıkaşıkara kasabası ve Yarıkkaya köyleri dolaylarında linyit yatakları bulunmakta ve zaman zaman işletilmektedirler.

Pomza: Gölcük kraterinin volkan bacasından çıkan küllerin sulu bir yüzeye düşerek ani soğumaya uğramasıyla içinde gaz boşlukları olan taşlar oluşmuştur. Bu taşlara pomza taşı adı verilmektedir. Pliyosen yaşlı, piroklastik düzeyler içerisinde yer alan Gölcük pomza yatakları, kilometrelerce karelik geniş bir yayılım göstermişlerdir. Pomza yataklarının kalınlığı 2-16 m. arasında değişirken, rezervi 157 milyon ton olarak hesaplanmıştır. Gölcük krater gölü çevresine yayılan pomza yatakları, Binbirevler Mahallesi civarında kurulan Isparta Belediyesine ait ISBAŞ adlı fabrikada, briket olarak mamul hale getirilmektedir.

Tras: İşletilmekte olan tras yatakları Isparta-Antalya karayolunun 11. km.’sinde Sav kasabası yakınlarında, halk arasında köfke denilen materyal temelde tüflerden meydana gelmiştir. 30 milyon ton rezervi tahmin edilen tras yatakları, GÖLTAŞ Çimento tarafından çimento hammaddesi olarak kullanılmaktadır.

Barit: Ş.Karaağaç ilçesinde bulunan barit yatakları, Türkiye’nin en önemli barit yataklarındandır. Hidrotermal kökenli olduğu savunulan bu yataklar 1973 yılından bu yana Etibank ve özel sektör tarafından işletilmektedir. Toplam 170 milyon ton rezerve sahip olan barit yatakları tenörü % 30’lardan % 90’lara ulaşmaktadır. Çıkarılan baritler, Etibank başta olmak üzere Başer Madencilik, Yılmaz Kalkır gibi işletmeler tarafından mamul hale getirilmektedir.

Kum ve Çakıl Yatakları: Isparta’da Atabey, Senir, Yakaören, Sav, Kılıç, Yassıören gibi birçok yerde kum ve çakıl ocakları yer almaktadır. Özellikle Atabey (Akçadere), Kılıç kasabası yatakları en kaliteli yataklardır. Belediyeler ve bazı özel teşebbüsler tarafından işletilen yataklardan yöre ihtiyaçları karşılanabilmektedir.

Kireçtaşı ve Kil Yatakları: Isparta-Keçiborlu karayolunun 13. km.sinde Yassıdağ, Isparta-Sav yoluna yakın Minasın, Yalvaç (Kaşıkara) kil ve kireçtaşı yatakları, gerek Göltaş çimento fabrikasının, gerekse Isparta’da yer alan tuğla fabrikalarının ihtiyaçlarını karşılamaktadır.

Yapıtaşları: Isparta Merkez Direkli Andezitleri, temel taşı, bahçe duvarı ve inşaatlarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Rezerv çalışması yapılmamasına rağmen milyarlarca m3 yapı taşı bulunduğu tahmin edilmektedir. Ş.Karaağaç Göksöğüt, Yalvaç Koruyaka köylerinde bahçe duvarı ve bina yapımında kullanılan taşlar çıkarılmaktadır. Gölcük krater gölü çevresinde de zengin taş ocakları vardır.

Mermer: Isparta ilinde Gökçebağ çevresinde bej renkli, Belence yakınlarında siyah renkli mermer yatakları bulunmaktadır. Bu mermerler Isparta Merkez ilçede yer alan Modülmer, Gölmer gibi bazı işletmelerce kullanılmaktadır. Ayrıca il sınırları içinde Bayat, Büyükgökçeli, Bademli, Balkırı ve Keçiborlu dolaylarında da bej renkli bazı mermer sahaları bulunmaktadır.

Krom: Eğirdir ilçesi Bağıllı-Ayvalıpınar dolayında 49 km2 alan kaplayan harzburijt, dunit, piroksenit ve diyobaz dayklarından oluşmuş krom cevherleşmesi, % 35-47 arasında Cr2O3 tenörüne sahiptir. Yörede 30 ayrı noktada 100 bin ton muhtemel rezerv tahmin edilmiştir. Ayrıca Aşağıkaşıkara’nın kuzeybatısında eosen yaşlı kromit cevherleşmesi de bulunmaktadır; ayrıca Isparta ilinde, Gölbaşı (Gönen) Göktaş (Eğirdir) köylerinde arsenik, Eğirdir’in Havutlu ve Bağıllı köyleri dolaylarında manganez, Ş.Karaağaç ilçesinde Yassıbel-Muratbağı ve Yalvaç (Sücüllü)’de demir-alüminyum yatakları bulunmaktadır.

Doğal Afetler

V. DOĞAL AFETLER: Türkiye’nin deprem riski dağılım haritasında genel olarak birinci derecedeki deprem kuşağı üzerinde yer almaktadır Isparta, Isparta-Dinar-Çivril-Uşak deprem hattı üzerindedir (Şekil 5). Sadece Sütçüler ve Y.Bademli ilçelerinde ikinci derece ve Sütçüler’in doğu sınırındaki dar bir alanda üçüncü derece deprem riski taşıyan bir dağılım bulunmaktadır. Ancak bölgesel kırık sistemleri içerisinde aktif oldukları belirlenen faylar yanında, deprem kayıt istasyonlarının yetersizliği nedeniyle yeterli kayıt alınamadığından özellikle Isparta güneyi ve doğusuna ait verilerde eksikler vardır. Deprem kayıtlarına ilişkin veri artışı ile bölgesel yer hareketlerinin ve depremlerin daha sağlıklı izlenmesi mümkün olacaktır.

Isparta ili ve civarında tarih içinde bir çok deprem meydana gelmiştir. 03-05 Mayıs 1875 tarihlerinde 6.9, 02-14 Mayıs 1890 tarihlerinde 5.2, 1901 yılında 6.4 büyüklüğünde çeşitli depremler olmuştur. Bu tarihsel depremler içinde en fazla can kaybı ve hasara neden olanı ise 03 Ekim 1914 tarihinde 7.1 büyüklüğünde meydana gelen depremdir. Bu deprem başta Isparta olmak üzere Burdur, Dinar, Gönen ve Atabey ilçelerinde ve deprem merkezine yakın diğer bir çok yerleşim merkezinde oldukça etkili olmuştur. 1914 depreminde 2000’den fazla kişi ölmüş ve 10.000 civarında aile evsiz kalmıştır.

1914 yılından sonra meydana gelen onlarca depremden bazıları ise; 1925’te 5.9, 1933’te 6.0, 1971’de 5.5, 1995’te 6.0 büyüklüğündeki depremlerdir. F2 deprem arast..

İl sınırları içerisinde çoğunlukla alt tersiyer, neojen ve kuaterner yaşlı denizel veya karasal ince kırıntılı kayaçlardan oluşan killi jeolojik zeminlerinin yaygın olduğu alanlar yanında; sistematik faylar arasında gelişen dik yamaçlı çökelim alanlarında, alanı sınırlayan faylanma yüzeylerinde gelişen birikinti konisi ve alüvyon yelpazeleri üzerinde veya önlerinde kurulmuş bulunan yerleşim alanlarını bekleyen en büyük doğal afet tehlikelerinden biri heyelandır. Senirkent ilçesinde 1995 yılında yaşanan heyelan felaketi ile bir kez daha bu konuda tehlike uyarısı veren yörelerin ve heyelana elverişli zeminlerin belirlenmesi ve önlem alınmasının önemi anlaşılmıştır.

Senirkent ilçesinde 1995 yılında meydana gelen çamur akması (feyezan) sonucunda 74 kişi hayatını kaybetmiştir. Aynı yerde 1996 yılında ikinci kez çamur akması (feyezan) afeti meydana gelmiştir. Bu afetler sonucunda Senirkent ilçe merkezinde toplam 188 afet konutu yapılarak, hak sahiplerine teslim edilmiştir.

Sütçüler ilçesinde 1995 yılında meydana gelen dolu yağması sonucunda 11’i ilçe merkezi, 1’i Yeniköy’de olmak üzere toplam 12 afetzedenin evleri hasar görmüştür. Bayındırlık ve İmar Bakanlığınca 12 afet konutu yatırım programı çerçevesine alınarak, ihale aşamasına gelmiştir. Boğazköy’deki derenin taşması sonucu yolcu taşımacılığı yapan bir otobüsün sele kapılması sonucunda 6 vatandaş hayatını kaybetmiştir.

Yeryüzü Şekilleri

Isparta ili arazisi, 3. zaman kıvrılmaları ve tektonik hareketleri sonucunda bugünkü şeklini almıştır. Isparta ilinde başlıca üç ana jeomorfolojik birim bulunmaktadır. Bu ana birimlerden biri, Isparta ilinin çevresini doğal bir sınır gibi çevreleyen dağlık alanlar, bir diğeri yörede yer alan ovalar ve diğeri de ovalarla dağlar arasında kalan az eğimli, dalgalı arazilerden oluşan akarsular tarafından parçalanmış plato sahalarıdır (Şekil 6). Isparta ilinin, %68,4’ü dağlar, % 16.8’i ovalar ve 14,8’i platolardan meydana gelmektedir.

1. OVALAR:

Isparta Ovası: Isparta Ovası, esas olarak asıl Isparta Ovası ile daha kuzeyde yer alan Atabey (Kuleönü-Bozanönü) Ovası’nın birleşiminden meydana gelir. Asıl Isparta Ovası, ortalama 1000 m. yüksekliğe sahip, kuzeybatı-güneydoğu yönlü elips biçimli bir ovadır. Savköy ile Çünür mahallesinin kuzeyindeki ovacık arasında 13 km, kuzeydoğu güneybatı yönünde Deregümü ile Aliköy arasında 10 km kadar bir uzunluğa ve yaklaşık 100 km2 alana sahiptir. Ova, Akdağ, Davras Dağı ile Hisartepe ile Karatepe ile çevrili, Darıdere, Isparta Çayı gibi akarsuların getirdiği alüvyonlarla oluşmuş verimli bir tarım alanıdır. Ovadaki tarım arazilerinin bir kısmı DSİ tarafından Eğirdir Gölü’nden yapılan pompajla, bir kısmı yeraltı su kaynakları ile bir kısmı da çevredeki dağlardan kaynağını alan küçük derelerden sağlanan sularla sulanmaktadır. Bu su kaynaklarıyla Isparta il merkezinin güney ve güneybatısında yer alan başta gül bahçeleri olmak üzere çok çeşitli ürünlerin üretildiği (elma, kiraz, vişne...) bahçeler sulanmaktadır.

Asıl Isparta Ovası’ndan Aliköy’ün batısında Çaltepe, Toptaş Tepe, İncirli Tepe gibi alçak tepelerle ayrılan Atabey (Kuleönü-Bozanönü) Ovası, batı, kuzeybatı-doğu, güneydoğu doğrultuda, Gönen ile B.Gökçeli arasında 27 km, Gerges Çiftliği ile Bozanönü arasında 12 km uzunluğunda, 210 km2 alana sahip elips biçimli bir ovadır. Ortalama yüksekliği 950 m olan bu ova, kendi içerisinde halk tarafından çeşitli isimlerle adlandırılır (Gönen Ovası, Kızılova, Göndürle Ovası, İslamköy Ovası...vs.).

Atabey Ovası’nda, önceleri kuru tarım alanları yaygın olarak bulunmakta iken, özelikle 1974 yılında DSİ tarafından gerçekleştirilen Atabey Ovası sulama projesinin tamamlanmasından sonra sulu tarım alanlarının oldukça fazla yer tuttuğunu görmekteyiz. Sulu tarım alanlarının içinde sebze alanları ve meyve bahçeleri oldukça fazladır. Gül, elma, vişne, kiraz yetiştiriciliği yanında buğday ve arpa üretimi de gerçekleştirilmektedir. Ovada sebze ve kavak üretimi oldukça yaygındır.

Keçiborlu Ovası: Doğudan Söğüt Dağları, batıdan Kayı Dağı, kuzeyden Barla Dağı’nın güneybatı uzantıları ve güneyden de Burdur Gölü ile çevrili olan ova, Senir ve Keçiborlu ilçe merkezi arasında yer yer tepelik sahalarla yarılmıştır. Ova tabanı, Kılıç, Gölbaşı, Gümüşgün ve Keçiborlu yerleşmelerinin arasında kalmış, batı, doğu ve kuzeye dağ yamaçlarına doğru taraçalarla kademelenmiştir. Tahıl ürünlerinin geniş yer tuttuğu ovada, diğer önemli bir faaliyet de gül yetiştiriciliğidir. Isparta ili gül bahçelerinin 1/4’ünden daha fazlası burada dikilmiş durumdadır.

Senirkent Ovası: Barla ve Kapı Dağları’nın kuzeyi ile Karakuş Dağları’nın güneyinde, Uluborlu ve Senirkent ilçeleri arazilerini içine alan bir graben durumunda olan Senirkent Ovası, batıdan doğuya doğru yaklaşık 30 km uzunluğunda, doğusundaki Eğirdir Gölü’ne doğru genişleyen bir görünüm arz eden tektonik kökenli bir ovadır.

Ortalama 950 m yüksekliğe sahip olan Senirkent Ovası’nda yer alan tek akarsu Pupa Çayı’dır. Senirkent Ovası’nda 1976 ve 1979 yılında DSİ tarafından hizmete açılan Senirkent I. ve II. sulama projelerinin tamamlanmasından sonra ovanın çok büyük bir kısmı sulamaya açılmış ve önemli derecede ürün üretimi elde edilmeye başlanmıştır. Bu yıllardan önceki dönemde ise kuru tarım alanlarının ovada geniş yer tuttuğu görülmüştür. Tahıl ürünlerinin yerini başta meyve bahçeleri (elma, kiraz, vişne...vs.) olmak üzere şeker pancarı gibi sulu tarıma ihtiyaç duyan endüstri bitkileri çok daha geniş alanlarda üretilmeye başlanmıştır.

Kumdanlı Ovası: Eğirdir Gölü’nün kuzeyinde ortalama 930 m. yüksekliğindeki ve yaklaşık 50 km2.lik alana sahip olan Kumdanlı Ovası, NE-SW yönünde üçgen şeklinde, 12-13 km. uzunluğundadır. Ova tamamen alüvyonlardan meydana gelmiş ve alüvyon ortalama 100 m kalınlığındadır. Ova, Temmuz ve Ağustos aylarında tamamen kuruyan Hoyran Deresi ve kolları tarafından drene edilir. Kumdanlı Ovası, 1989 yılında sulamaya açılmış ve kuru arazilerinin önemli bir kısmı suya kavuşmuştur.

Gelendost Ovası: Eğirdir Gölü’nün doğusunda, iki tarafı faylar ve fay diklikleri ile sınırlı bir grabene tekabül eden Gelendost Ovası, kuzeybatıda Kirişli dağı, güneyde ise Anamas Dağları ile sınırlıdır. Ortalama 45 km2lik bir alana sahip olan ova, 930 m yüksekliğe sahiptir. Gelendost Ovası, merkezi kısmı hariç 150-200 m kalınlığında alüvyonlardan oluşmuştur. Merkezi kısmı ise kuzey-güney yönlü bir antiklinal olan Aktepe yer alır. Ovayı Eğirdir Gölü’ne dökülen Özdere drene eder. Gelendost Ovası, 1983 yılında DSİ tarafından hizmete açılmış olan Gelendost sulama projesi ile sulu tarıma büyük ölçüde açılmıştır.

Ş.Karaağaç Ovası: Beyşehir Gölünün kuzeyinde yer alan ovanın, kuzey ve kuzeybatısında Sultan Dağları, batısında Anamas Dağları, güneyinde ise Kızıldağ ve Karadağ bulunur. Ovanın drenajı, Deliçay ve kolları ile sağlanır. Ş.Karaağaç ovasının, Beyşehir Gölü’ne doğru bir uzantısı da Armutlu Ovası olarak adlandırılır. Ovanın bir kısmı, 1995 yılında hizmete açılmış olan Ş.Karaağaç sulama projesi ile sulanmaya başlamıştır.

Boğazova: Eğirdir Gölü’nün güneyinde, kuzey-güney yönünde, aşağı yukarı 20 km. uzunluğunda ve 1.5-2 km. genişlikte Kovada depresyonu yer alır. Antalya ekseni üzerine yerleşmiş olan bu depresyon, tektonik kökenli bir polye veya bir koridor özelliği gösterir. Buraya yöresel ismiyle Boğazova denir. Bugün Boğazova’nın çok büyük bir bölümünde elma yetiştiriciliği yapılmakta olup, kiraz gibi bazı meyvelerin de üretimi gerçekleştirilmektedir.

2. DAĞLAR: Isparta ili oldukça engebelidir. İl sınırları içerisinde yaklaşık 3000 m.yi bulan oldukça yüksek dağlar bulunmaktadır. Bunlar genel olarak ifade edilecek olursa Batı Toroslar’ın Isparta uzantılarıdır. Antalya Körfezi’nin batısından ve doğusundan kuzeye doğru sokulan bu sıradağlar Isparta ilinin kuzeyinde daralarak, araştırma alanının kuzeybatısında Karakuş Dağları ve kuzeydoğusunda ise Sultan Dağları ismini almaktadır.

İl alanını, Afyon ilinden ayıran Karakuş Dağları’nın güneye bakan yamaçları, Senirkent Ovası’nı kuzeyden kuşatmış, dalgalı düzlük ve tepelerden oluşmuştur.

Isparta ilinin kuzeydoğusunda, Isparta ili ile Konya ilinin doğal sınırlarını oluşturan Sultan Dağları mermer, kuvarsit gibi başkalaşmış taşlardan meydana gelen paleozoik bir kütle olup, kuzeybatı güneydoğu doğrultuda, yaklaşık 100 m uzunluğunda, Karakuş Dağları’na göre biraz daha yüksek bir dağ kütlesidir.

Isparta ilinin önemli yüksekliklerinden biri de Barla Dağı’dır. Senirkent Ovası ile Atabey Ovası arasında kalan Barla Dağı kütlesi, Uluborlu’nun batısından başlamak üzere doğuya doğru yükseltisi fazlalaşmakta, Gelincik Tepe’den sonra ise Eğirdir Gölü’ne doğru yükseklikler düşüş göstermektedir. Barla Dağında glasyal oluşumlar (Sirkler; Ayıyalağı ve Gelincikana sikleri, morenler) ve karstik oluşumlar (dolin, uvala, obruk, düden ve mağaralar) oldukça fazladır. Karstik oluşumlar (özellikle dolin ve obruk), çevredeki köylüler tarafından yayla olarak kullanılır ve buralarda hayvan yetiştirilir (Ortayazı Yaylası, Yassıören Yaylası, Kabaca Yaylası, Gönen Yaylası...). Barla Dağının batısında Uluborlu Obruğu, Peynir Obruğu, Senirkent Obruğu diye adlandırılan bazı çukurluklar yer alır.

Isparta ilindeki diğer önemli bir yükseklik Davras dağıdır. Isparta Ovası’nın doğusunda yer alan Davras Dağı, mesozoik’e ait kalkerlerden oluşmuş ve faylarla parçalanmıştır. Batıda Isparta Ovası’na, doğuda Kovada depresyonuna doğru kademeli bir şekilde inmektedir. Kuzeybatıda Eğirdir Gölü’ne doğru Yürlük Dağı, batıda Küçük Davras, güneydoğuda Asacak Dağı gibi isimlerle adlandırılan Davras dağının en yüksek noktası, 2635 m ile Ulparçukuru Tepedir. Davras dağı üzerinde buzullar, sirkler ve morenler gibi glasyal ve tektono-karstik çukurluklar, dolinler, az da olsa lapyalar gibi karstik şekiller bulunmaktadır. Ağaçtan yoksun, boz renkli, heybetli görünüşü ile Davras dağındaki sirklerin üzerinde bulunan kalıcı karlar yöre halkı tarafından oldukça ilginç bir şekilde kullanılır. Davras dağının zirve kısımlarında yaylacılık yapılmaktadır.

Davras dağının batısında, Davras dağından Dereboğazı Deresi ile ayrılan başka bir dağ kütlesi de Isparta Ovası’nın batı ve güneybatısında yer alan Akdağ’dır. Doğu-batı uzanışlı Akdağ’ın en yüksek zirve yüksekliği 2271 m.’dir. Yine Akdağ üzerinde Isparta şehrinin 5 km. güneybatısında Pliosen yaşlı volkanik bir kütle ve içindeki yer alan Gölcük isimli küçük bir krater gölü yer alır. Bu göl nedeniyle de buraya Gölcük volkanizması denilmektedir.

Isparta ilindeki en geniş dağ kütlesi de Eğirdir Gölü-Kovada depresyonu ile Beyşehir Gölü arasında yer alan Anamas (Dedegöl) Dağları’dır. Arazi, Paleozoik’de teşekkül ettikten sonra Mesozoik boyunca Tetis jeosenklinalinde kalmış ve Mesozoik sonunda ilk alpin tektonik hareketlere uğramıştır. Miyosen’de subsidansa uğrayarak tekrar deniz tarafından işgal edilmiş, Pliosen ve Kuaterner’de topyekün olarak önemli ölçüde yükselmiştir.Bu yükselme devam etmektedir.

 Anamas Dağları, kuzey-kuzeybatı, güney-güneydoğu doğrultuda uzanmaktadır. Dağlar, kuzeyde 300-400 m.lik düzlükten sonra yükselir ve 2000 m.den sonra dalgalı bir düzlük görünümünü alır. Dağın en yüksek yeri 2992 m yükseklikteki Dedegöl Dağı’dır. Dedegöl zirvesi hem Anamas Dağları’nın hem de Batı Toroslar’ın en yüksek noktasıdır. Anamas Dağları’nda en geniş alan kaplayan formasyon Jura-Kretase devrine ait kireç taşlarıdır. Yine Dedegöl Dağı’nda genelde triyas dolomitik kireç taşlarından oluşmuştur. Anamas Dağları da diğer dağlarda olduğu gibi çeşitli mağaralar (Pınargözü, Zindan), lapya, dolin, uvala ve polyeler gibi irili ufaklı karstik şekiller ve glasyal şekillerden de sirkler (Poyraz, Çobankaya) yer almaktadır.

Sütçüler ilçe merkezinin doğusunda Kuyucak Dağları, Gelendost Ovası’nın kuzeyinde, Eğirdir Gölü’nün doğusunda Kirişli Dağı, Eğirdir Gölü’nün güneydoğusunda Dulup Dağı, Beyşehir Gölü’nün kuzeyinde Sürütme ve Kızıldağ'lar bulunmaktadır.

3. PLATOLAR: Isparta ilinde, alüvyal ovalar ile yüksek dağlar arasında akarsular tarafından yarılmış az eğimli, dalgalı düzlüklerin bulunduğu platolar yer almaktadır. İldeki en geniş plato alanı, Kumdanlı Ovası ile Gelendost Ovası’nın kuzey ve kuzeydoğusu ile Sultan Dağları arasında kalan kesimdir. Bu ovalar ile dağlar arasında az eğimli ve dalgalı yüzeylerden oluşan bir etek düzlüğü yer alır. Bu düzlük, Sultan Dağları’ndan gelen Köydere, Oku Çayı, Sücüllü Deresi, Karayer Dere, Harmanaltı Dere, Gökçek Dere, Buzacı Dere, Büğdüz Dere, Özdere ve bu derelerin kolları tarafından parçalanmışlardır. Isparta’da yetiştirilen buğday, arpa gibi tahıl ürünlerinin ve baklagillerden nohut üretiminin en fazla yapıldığı sahalar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bir diğer plato da, Eğirdir-Kovada depresyonunun doğusunda, kuzeyde Yılanlı Dere vadisinin güneyinden başlamak üzere Sütçülerin güney ve doğusuna, Kuyucak Dağlarının batı yamaçlarına kadar uzanan sahadır. Bu saha, Kemer Dere, Gökpınar Dere gibi bazı vadiler tarafından parçalanmıştır.

Bu plato sahasının kuzeyinde, Eğirdir Gölü’nün güneydoğusu ile Anamas Dağları arasında Sarıidris Dere tarafından parçalanmış bir plato daha vardır. Her iki sahada da büyük bir alan orman ve fundalıklarla kaplı olmasına rağmen yer yer kuru tarım alanları ile bulunmaktadır.

İlin batısında Keçiborlu Ovası ile Söğüt Dağları arasında kalan saha da yine plato özelliği göstermektedir. Saha bazı kuru dereler tarafından parçalanmıştır.

4. MAĞARALAR, KANYONLAR VE YAYLALAR: Orta Toroslar’ın batısında yer alan Göller Yöresi içinde bulunan Isparta ilinde, geniş bir alanda yüzeylenen Mesozoik yaşlı kireç taşları, mağara gelişimine en uygun birimleri oluşturmaktadır. Isparta il sınırları içinde MTA tarafından 28 mağaranın etüdü yapılmıştır. Pınargözü, Zindan ve Sorgun mağaraları, bu mağaraların en önemlilerindendir.

Pınargözü Mağarası, Y.Bademli ilçe merkezi yakınında olup, Jura-Kretase yaşlı kireçtaşlarında oluşan bir fay üzerinde gelişmiştir. 1995 yılında yapılan uzun süreli araştırmalar sonucu ancak 16 km.’lik bölümü ölçülmüş olup, sonuna kadar henüz ulaşılamamıştır. İçerisinde büyük bir kaynak çıkmaktadır.

Zindan Mağarası, Aksu ilçe merkezinin 2 km kuzeydoğusunda Aksu vadisi kenarında olup, toplam uzunluğu 760 m.dir. İçerisinde yaz-kış devamlı akan küçük bir dere vardır.

Sorgun Mağarası, Aksu ilçesinin 10 km kuzeydoğusunda Sorgun yaylasında yer alır. Uzunluğu 302 m olan mağaranın içinde devamlı akan bir su ve değişik büyüklükte göller yer alır.

Isparta ilinde bu mağaralardan başka; Aksu ilçesinde, Gümüşini, Erenler ve Cıv, Sütçüler ilçesinde, Kuz, Taşkapı ve Kadıdeliği, Ş.Karaağaç ilçesinde, Şahne, Salur, Öşekçi ve Güllü mağaralarının yanı sıra diğer ilçelerde de oldukça çok mağara bulunmaktadır.

Köprüçay Kanyonu: Türkiye’nin en uzun kanyonu olup, Sütçüler ilçesinin doğusunda K-G yönlü uzanmaktadır. Aksu ilçesinde başlayıp, Antalya’nın Serik ilçesi üzerinden Akdeniz'e kadar uzanan Köprüçay yaklaşık 50 km uzunluğundadır. Kanyon, Kesme (Sütçüler)-Yeşilbağ (Serik) arasında yaklaşık 20 km.lik kesimi oldukça dar ve derin (800 m) olması nedeniyle oldukça ilginçtir.

Yazılı Kanyon: Sütçüler ilçesinin güneybatısında 10 km uzunluğundadır. Değirmendere çayı vadisi içinden geçerek Karacaören baraj gölüne ulaşır. Kanyonun yan duvarlarında Bizans dönemine ait ibadet yapılan bölümler ve yazılar bulunmaktadır. Bu yazıtlar dolayısıyla kanyona Yazılı Kanyon denilmiştir.

Eğirdir’in güneyinde Camili Yayla, Aksu’nun kuzeyi ve kuzeydoğusunda Eğrigöz ve Sorgun yaylaları, Sütçülerin güneydoğusunda Sanlı Yayla, Kasımlar kasabası yakınındaki Tota Yaylası önemli yayla alanlarıdır. Bu yaylalar gerek bitki örtüsü ve doğal güzellikleri gerekse su kaynakları ve çeşitli ekonomik etkinliklerle oldukça ilgi çeken yörelerdir.

Hidroğrafya Şartları

1. Göller:

Gölcük Gölü: Isparta’nın 5 km güneybatısında, İl merkezine 8 km mesafede bulunan Gölcük, deniz seviyesinden 1300 m yükseklikte olan bir krater gölüdür. Gölün etrafı 150-300 m kadar yükselen ve volkanik küllerle kaplı tepelerle sınırlıdır. Daire şeklindeki gölün çapı 1,5 km, derinliği ise 30 m.yi bulmaktadır. Göl, yağmur ve alttan kaynayan kaynak suları ile beslenmektedir. Gölcük ve çevresinde yapılan çalışmalarda yüzeyleme veren formasyonlar, tortul, ultramatik ve volkanik kayaçlar olmak üzere üç gruba ayrılırlar. Ayrıca gölün suları, çevresindeki kumlu tepelerden sızarak Yakaören Köyü üzerinde Milas mesireliği kaynaklarını ve doğuda Dere mahallesi üstündeki Andır Deresi kaynaklarını oluşturmaktadır. Uzun yıllar şehrin içme suyu bu gölden sağlanmıştır. Şehrin içme suyunun büyük bölümü Eğirdir Gölünden sağlanmasına başlanmasıyla Gölcük’ten içme suyu alımı azaltılmış, su seviyesinin yükselmesi sağlanmıştır. Gölcük 1991 yılında tabiat parkı olarak tescil edilmiştir.

 

Eğirdir Gölü: Batı Toroslar’ın orta kısmında bulunan Eğirdir Gölü, çevresindeki dağlık sahalar arasında, kuzey-güney doğrultusunda 50 km.lik bir mesafe dahilinde uzanmaktadır. Göl 1.5 ila 16 km genişliğinde olup, en dar yeri Kemer Boğazı diye adlandırılan Kel Tepe burnu ile Belbel Çiftliği arasında kalan kısımdır. 916 m rakımlı olan gölün derinliği 6-13 (16) m arasında değişmektedir. 468 km2 ’lik (1999 İstatistik Yıllığı, DİE.) alanı ile Türkiye’nin dördüncü büyük gölüdür.

Eğirdir ve Kovada Gölleri’nin bulundukları depresyonlar tektonik menşeli polye özelliği göstermektedir. Planhol’e göre Eğirdir ve Kovada çanakları Neojen’den sonra teşekkül etmiş tektonik menşeli küvetlerdir ve karstik olaylarla işlenerek bugünkü şeklini almıştır.

Yağış alanı, 3776 km2 olan gölün, yıl içerisindeki seviye değişimi yağışa bağlı olarak, yağışın fazla olduğu ve dağlar üzerindeki karların eriyerek, göle dökülen akarsuların debilerinin yükseldiği ilkbahar ayları göl seviyesinin yüksek olduğu aylar olup, Mayıs ayında en yüksek seviyeye ulaşır. Yaz aylarında artan buharlaşma, azalan yağışa bağlı olarak göl seviyesinde alçalma başlar. Gölün yıl içindeki seviye oynamaları ortalama 55 cm kadardır.

Eğirdir Gölü, 1955-1956 yıllarında DSİ tarafından gerçekleştirilen proje ile gölün Boğazova’ya açıldığı yere bir regülatör yapılarak, buradan bir kanalla gölün suları Kovada Gölü’ne ulaştırılmıştır. Yine bu kanalla Kovada I-II elektrik santrallerinin su ihtiyacı da karşılanmaktadır.

Eğirdir Gölü’ne bağlı olarak sulamaya açılan, Eğirdir Gölü etrafındaki ovaları iki kısımda toplayabiliriz. Birinci grupta hemen gölün çevresindeki Senirkent, Kumdanlı, Gelendost, Boğazova, Barla ve Bedre ovaları, ikinci grupta ise göle dökülen Yalvaç Dere çevresinde yer alan Yalvaç Ovası ile ayrı bir havzada yer alan Isparta ve Atabey ovaları yer almaktadır.

1970’li yıllardan başlamak üzere DSİ tarafından yapılan ve yapılmakta olan sulama projeleriyle yukarıda belirtilen ovalardaki kuru tarım alanlarının sulu tarım alanlarına dönüştürülmesi sağlanmış ve eskiye oranla çok daha büyük ekonomik gelir elde edilmeye başlanmıştır. 50.000 ha.dan daha fazla alanın sulandığı bu ovalarda başta meyvecilik olmak üzere önemli gelir getiren tarım ürünleri yetiştirilmeye ve buna bağlı olarak da halkın refah seviyesi önemli ölçüde yükselmeye başlamıştır.

Suları hiçbir zaman bulanmayan Eğirdir Gölü’nde ayrıca balıkçılık da yapılmaktadır. Levrek, çiçek, çapak ve ıstakoz gölde bulunan en önemli su ürünleridir.

Kovada Gölü: Boğazova’nın güney ucunda, 10 km uzunluğunda ve 2-3 km genişliğinde bir göldür. Kovada Gölü karstik çöküntülerden meydana gelmiş, oldukça sığ olup, en derin yeri 5-6 m.dir. Eğirdir Gölü’nden gelen fazla sular bir kanalla Kovada Gölü’ne akmaktaydı. Fakat son yıllarda artan su ihtiyacı nedeniyle Eğirdir Gölü’nden kanalla gelen su, Kovada Gölü’ne girmeksizin Kovada Çayı’na verilerek, Kovada I. ve II. santrallerinde kullanılmaktadır. Bu ise gerek gölün gerekse göl çevresinde 1970 yılında ilan edilen Milli Park alanının dengesinin bozulmasına neden olmaktadır. Eğirdir Gölü’nden gelen kanaldan çevresindeki sebze ve meyve bahçelerinin su ihtiyacı giderilmektedir.

Beyşehir Gölü: Batı Toroslar’ın doğu kesiminde kuzeybatı-güneydoğu doğrultulu Anamas dağlarının doğusunda yine aynı şekilde uzanan Beyşehir Gölü tektonik kökenli bir çukurluğun sularla dolması sonucu oluşmuştur. 656 km2 (1999 İstatistik Yıllığı) alanı ile Türkiye’nin üçüncü büyük gölüdür. Uzunluğu 45 km, genişliği ise 13-25 km arasında değişmektedir. Gölün suları bir gidegen vasıtasıyla kısmen Suğla Gölü’ne geçer.

 Diğer göllerde olduğu gibi, Beyşehir Gölü’nden de tarım alanlarının sulanması için faydalanılmaktadır. Eğirdir, Kovada, Beyşehir Gölleri aynı zamanda önemli balıkçılık alanlarıdır. Buralardan kontrollü bir şekilde avlanma yapılmaktadır.

Burdur Gölü de Isparta’ya komşu bir göldür. Sularının dışarıya akıntısı olmaması nedeniyle suyu tuzludur. Bu nedenle göl suları kullanılmamaktadır.

2. Barajlar: Bir akarsu yatağında akıntıyı keserek, geride suyu kabartmaya, toplamaya yarayan dayanıklı yapılara baraj denir. Isparta ilinde, dört baraj gölü bulunmaktadır. Bunların üçü (Uluborlu, Yalvaç ve Sorgun) il sınırları içerisinde, biri de Burdur-Isparta il sınırında bulunan Karacaören baraj gölüdür.

Uluborlu Barajı: Uluborlu ilçe merkezinin güneybatısında Pupa Çayı üzerinde kurulmuş kaya dolgu tipinde yapılmış bir barajdır. 110 ha alana sahip olan baraj, 1984 yılında hizmete açılmıştır. Şalgamlık, Karatavuk ve Kuruçay’ın sularının toplanmasıyla oluşmuştur. Toplam hacmi 21.300 hm3 olan baraj, sulama ve taşkın önleme amacıyla inşa edilmiştir. Direk olarak dip savakları sulama kanallarına bağlı olan baraj, Uluborlu ilçesinde oldukça önemli bir tarım alanını sulamaktadır (1882 ha). Burada meyvecilik ön plana çıkmakta ve özellikle kiraz, elma ve vişne bahçeleri sulanmaktadır. F23 Uluborlu barajı ve erozyon kontrolü çalışma.jpg

Yalvaç Barajı: Yalvaç ilçesi Sücüllü kasabasının kuzeyinde Sücüllü (Kuruçay) çayı üzerine 1973 yılında kurulan baraj, esas olarak sulama amacıyla inşa edilmiştir. 83 ha alana ve 8.90 hm3 hacme sahip olan baraj, daha önceleri tamamen kuru tarım yapılan sahada, yaklaşık 2000 ha alanda sulu tarım yapılmasına imkan sağlamıştır.

Sorgun Barajı: Aksu-Yılanlı projesi kapsamında yapılmış olan Sorgun Barajı Aksu ilçe merkezinin kuzeyinde bulunmaktadır. 91 ha alana sahip olan baraj, Sorgun Deresi üzerinde kurulmuştur. Taşkın önleme ve sulama amacıyla inşa edilmiştir. Bu proje ile Aksu-Yılanlı ovasında 3207 ha alan sulanmaktadır.

Karacaören Barajı: Aksu ırmağı üzerinde 1989 yılında inşası tamamlanan baraj, sulama, taşkın önleme ve enerji üretimi amacıyla kurulmuştur. 1234 hm3 hacmi ve 4550 ha toplam alana sahiptir. Toplam alanın 2383 ha.ı Isparta il sınırlarında yer alır. Sütçüler ilçesinin Çandır, Melikler, Şeyhler gibi köylerinin ve çevredeki tarım alanlarının su kaynağı Karacaören baraj gölüdür.

3. Göletler: Gerek Köy Hizmetleri gerekse DSİ tarafından genelde küçük derelerin önü kesilerek inşa edilen göletler vasıtasıyla çevrelerindeki tarım alanlarının sulanması amaçlanmıştır.

 Isparta İlindeki Göletler (2000)

İlçeler  

Göletler

Aksu   

Karağı, Koçular

Eğirdir

Y.Gökdere, Bademli, Gökçehöyük, Sarıidris, Sipahiler

Gönen 

Kızıldere, Bağarası, Güneykent, Çatak, Kavak,

Keçiborlu

Keçiborlu

Ş.Karaağaç     

Örenköy, Y.Dinek

Yalvaç

Hisarardı, Dedeçam, Kurusarı, Kuyucak, (Özgüney, Özbayat), Bağkonak

Atabey

Atabey

Uluborlu          

İleydağı

 . Akarsular: Isparta’daki akarsular, Aksu ve Köprü Irmağı haricinde genelde yaz aylarında kuru ya da çok az bir şekilde akış gösterirler. Akarsuların debisi en çok yağışlar ve eriyen kar suları nedeniyle kış aylarından başlamak üzere ilkbahar mevsiminde Mart ve nisan Aylarında azami seviyelere ulaşır. Bu aylarda sağanak yağışların etkisiyle sel karakterindedirler.

 Suları Eğirdir Gölü’ne dökülen, Senirkent Ovası’nın ortasında akan Pupa Çayı, Sultan Dağları’ndan doğan ve Kumdanlı Ovası’nın içinden akan Köydere (Hoyran), yine kaynaklarını Sultan Dağları’ndan alan Yalvaç üzerinden Gelendost Ovası’nı geçen Özdere, Eğirdir Gölü’nü güneyden besleyen Kocadere en önemli akarsulardır. Yine Isparta ilinde Beyşehir Gölü’ne dökülen en önemli akarsu bir kanal içinde akan ve göle kuzeyden karışan Eğriçay ile Y.Bademli’nin güneyinden göle dökülen Hızar Deresi’dir. Keçiborlu’nun kuzeyinden Burdur Gölü’ne dökülen diğer bir akarsu da Keçiborlu Deresi’dir. Bu derelerden başka yörede yer alan bir çok dere ve çay vardır ki bunlar genellikle belli dönemler dışında kuru karakterdedirler.

Yöredeki bazı akarsular, kış ve ilkbahar aylarında taşkınlar yaparak, tarım alanlarına zarar vermektedir. Örneğin; Pupa Çayı yatağının dar ve sığ olması nedeniyle çiftçiler tarafından çay kenarına seddeler yapıldığı halde taşmakta ve tarım alanları bir süre su altıda kalmaktadır. Normal yatağında aktığı dönemde ise su motorları ile su pompalanarak, tarım alanları sulanmaktadır. Yine Aksu ırmağının kaynağını oluşturan Darı Deresi, Isparta Çayı çevresindeki bahçelikler suya kavuşmaktadır. Isparta ilinde doğduktan sonra sularını Akdeniz’e kadar ulaştıran Aksu ve Köprü Irmağı ise debileri en yüksek akarsulardır. Aksu Irmağı 1343 hm3/yıl; Köprü Irmağı 555 hm3/yıl il çıkışı toplam ortalama akışa sahiptir. Aksu kaynağını Akdağ’dan alan Dereboğazı deresi, Ağlasun Çayı, Kovada Çayı, Değirmen Dere gibi çayları kendine katarak, Karacaören Barajına, oradan da Akdeniz’e ulaşır. Kaynaklarını Anamas Dağları’ndan alan Köprü Irmağı da bir çok çayı alarak, yine Akdeniz’e dökülmektedir.

 İklimi

Isparta yöresi, kış aylarında İzlanda alçak basıncının Balkanlar üzerinden ve Orta Akdeniz'e inerek, ılımanlaşmış şeklinden etkilenir. Kış aylarında kuru soğukların sebebi olan Sibirya yüksek basıncı zaman zaman bölgeye kadar sokulmaktadır. Ayrıca kış aylarına geçiş dönemlerinde Kuzey Afrika üzerinden gelen tropikal hava kütlelerinin etkisi gözlenir. Yaz aylarında ise Basra alçak basınç sistemi ve Azor yüksek basınç sisteminin etkili olduğu görülür.

Isparta ili uzun süreli gözlemlerin klimatolojik olarak incelenmesi sonucunda, Akdeniz iklimi ile Orta Anadolu’da yaşanan karasal iklim arasında geçiş bölgesinde yer almaktadır. Bu nedenle il sınırları içinde her iki iklimin özellikleri gözlenir. Akdeniz kıyılarında görülen sıcaklık ve yağış özellikleri ile karasal iklimin düşük sıcaklık ve düşük yağış özellikleri tam olarak gözlenmez. İlin güneyinde (Sütçüler) Akdeniz, kuzeyinde (Ş.Karaağaç, Yalvaç) ise karasal iklimin özellikleri gözlenir.

İl merkezinin uzun yıllar sıcaklık ortalaması 12.0 0C’dir. Yılın en soğuk ayları Ocak-Şubat ayları olup, günlük ortalama sıcaklıkları 1.7-2.7 0C arasındadır. En sıcak aylar olan Temmuz-Ağustos aylarında günlük ortalama sıcaklıkları ise 22.9- 23.2 0C arasındadır. İlde yaşanan en yüksek sıcaklık 28. 07.2000 gününde 38.0 0C, en düşük sıcaklık ise 03.02.1974 gününde ölçülen –21.0 0C’dir. Gün içindeki sıcaklık farkları, yaz aylarında kış aylarına göre daha yüksektir.

İlin ortalama yıllık yağış toplamı 551.8 kg/m2’dir. Yağışların büyük kısmı kış ve bahar aylarında (%72.69) olmaktadır. Yaz ve sonbahar ayları ise oldukça kurak (toplam yağışın %29.31) geçmektedir. Yağışlar genellikle yağmur, kış aylarında ise zaman zaman kar, bahar ve yaz aylarında ise sağanak yağışlar şeklinde gözlenir. İl içindeki yağış dağılımında ise güneyden, kuzeye çıkıldıkça, yıllık yağış toplamları azalmaktadır.

 İl coğrafik yapısı nedeniyle dağ-vadi meltemlerinin etkisinde kalmaktadır. Orta Akdeniz üzerinden gelen alçak basınç sistemlerinin önünde güneyli yönlerden kuvvetli rüzgarlar, zaman zaman fırtınalar görülür. Bahar aylarında görülen orajlı kararsızlık yağışlarıyla birlikte kuvvetli rüzgarlar gözlemlenir, uzun yıllar ortalama hızı 2.1 m/sn’dir. Rüzgar hakim yönü ise güneybatıdır. Ortalama fırtınalı günlerin sayısı 4.9, kuvvetli günlerin sayısı ise 51.2 gündür.

 

 Tarihçe

 TARİH

A) TÜRK EGEMENLİĞİNDEN ÖNCE ISPARTA

1. Isparta Adının Kaynağı: Bugünkü Isparta’nın yerinde ya da yakınlarında ilkçağda Baris adlı bir kentin olduğu ve Isparta adının Baris isminden geldiği düşünülmekte idi. Şehir ve civarında yapılan araştırmalarda herhangi bir kent kalıntısı olmadığı tespit edilmiştir. 1948 yılında L. Robert, bulduğu bir yazıtla bu antik kentin Keçiborlu-Kılıç Kasabası yakınında Fari’de olduğunu belirtmiştir. Isparta adının ilkçağdaki kökeni olarak Saporda adı üzerinde durulmaktadır. Polybiosda’ki (V.72) bir metinde “Aynı yılın yazında, Selgelilerce kuşatılan ve zaptedilmek tehlikesiyle karşılaşan Pednelissos’un halkı Seleukos Prensi Akhaios’a ulak gönderip yardım istedi. Bu isteğin hemen kabul edilmesi üzerine Pednalissoslular yardım gelecek umuduyla yüreklendiklerinden, kuşatmaya inatla direnir oldular; Akhaiosda seferin komutanlığına Garyeris’i atayarak, onunla birlikte 6.000 yaya ve 500 atlıyı yardıma gönderdi. Selge’liler bu kuvvetin geldiğini duyunca askerlerinin çoğuyla ‘Basamaklar’ denilen yerdeki geçidi tuttular. Saporda'ya giriş onların denetimindeydi ve tüm geçit verebilecek diğer yerleri geçilmez hale getirmişlerdi” yazmaktadır. Selge güney Pisidia’dadır. Pednelissos’un yeri kesin olarak tespit edilmiş olmamakla birlikte Selge civarındaki kentlerden birisi olduğu düşünülmektedir. Sardes (Salihli)de üstlenen Seleukos Prensi Akhaios bölgeye göndereceği yardım için Eumenia (Çivril), Apameia (Dinar), Isparta, Çandır yolunu kullanmış olmalıdır. Bu durumda “Saportaya giriş onların denetimindeydi” derken sözü edilen geçidin şimdiki Isparta civarında olabileceği ileri sürülmektedir. XIV. yüzyıl Arap kaynaklarında ilin bugün bulunduğu yöre Saparta olarak anılmakta, Isparta adının bu sözcükten geldiği sanılmaktadır.

2. Tarih Öncesi Dönem: Isparta Akdeniz, Ege ve İç Anadolu Bölgeleri arasında önemli bir coğrafi noktadadır. Tarih boyunca sürekli yerleşim gören “Göller Bölgesi” Pisidia olarak adlandırılmıştır. Bölge güneyden Toros Dağları, kuzeyden Acı Göl ve Burdur Gölü arasından geçen Söğüt Dağlarının uzantıları ve Sultan Dağları ile çevrelenmiştir. Doğu sınırı Beyşehir Gölü’nün batısından ve güneydoğu köşesinden Manavgat Çayı’nın ortasına kadar olan yeri kaplar.

Bölgeye ilk yerleşimlerin tarihi Üst Paleolitik (MÖ 35.000-10.000) ve Mezolitik (MÖ 10.000-8.000) dönemlere iner. 1944 yılında Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu ve ekibi tarafından kazısı yapılan ilk Paleolitik merkez Senirce ve Bozanönü yakınında Bozanönü istasyonunun kuzeyinde bulunan tabii mağaralardan Kapalıin’de tespit edilmiştir. Aynı ekip tarafından Baladız ve İğdecik Köyü arasında tren yolu açılırken ortaya çıkan kum tepeciğinde yapılan kazıda Mezolitik bir merkez ortaya çıkmıştır. Bu çalışmalar Isparta il sınırları içindeki en erken yerleşimlerdir. Neolitik Dönemde (MÖ 8.000-5.500) bölge Anadolu’nun en önemli kültür bölgeleri arasındadır. Burdur İlindeki Hacılar, Kuruçay ve Bademağacı höyükleri bu yerleşmelerin en fazla bilinenleri arasındadır. Isparta İl sınırları içinde Neolitik malzeme veren Örenköy Höyük (Örenköy), Yeniköy Höyük ve Teknepınar Höyükleri (Sücüllü) olmakla birlikte yeni yapılacak araştırmalarla bu sayının artacağı muhakkaktır. Kalkolitik Çağda da (MÖ 5500-3000) bölge önemini sürdürmüştür. İl sınırları içinde 12 höyükte Kalkolitik Dönem malzemesi bulunmuştur. Tunç Çağ (MÖ 3000-1200) yerleşiminin bol olduğu Isparta ilinde Neolitik ve Kalkolitik yerleşimlerinde üzerinde olduğu toplam 56 adet höyük tespit edilmiştir. Tüm höyüklerde Tunç Çağ yerleşimi bulunmaktadır.

3. Tarihi Dönem: Hitit Döneminde (MÖ 1800-1200) metinlerde bölgenin adı “Pitaşşa” olarak geçmektedir. Çeşitli kaynaklarda farklı yerlerde gösterilen Arzava Ülkesinin muhtemelen klasik çağlardaki Pamphilya ve Pisidia bölgesi sınırları üzerinde yeralmış olabileceği düşünülmektedir. Hititlerin siyasi bir güç olarak ortaya çıkmalarından sonra Arzava konfederasyonunu oluşturan krallıklarla sürekli çekişme içinde olunmuştur. Hitit döneminde Arzava adı verilen bölge olduğu ileri sürülen Pisidia toprakları hiçbir zaman tam olarak Hitit egemenliği altına girmemiştir.

Hitit Devletinin yıkılması ile Friglerin Anadolu’da MÖ 750 yılında bir devlet olarak ortaya çıktığı zamana kadar geçen dönem karanlıktır. Friglerin güneydoğudaki hakimiyet sahasının sınırı; Yarışlı Gölü ve Düver arasında Frig seramiği bulunması, göl içinde küçük adada Frig iskanının tespiti bu kesimde Frig yerleşiminin varlığını kanıtlamaktadır. Fakat Friglerin yayılım alanının doğusunda kalan Pisidia bölgesini egemenlikleri altına alıp almadıkları ve bu bölgeyle olan ilişkileri bilinmemektedir.

MÖ 695 yılında Kimmerler tarafından yıkılan Frig Devleti yerine Lidyalılar, Batı Anadolu Bölgesinde büyük bir devlet kurmuşlardır. Mermnad sülalesinden Kral Kroisos (MÖ 561-547) zamanında en geniş şeklini alan Lidya sınırlarını Herodotus’dan öğreniyoruz. Herodotus Kroisos’un Likya ve Kilikyalılar dışında Halys’in (Kızılırmak) batısındaki tüm kavimleri hakimiyeti altına aldığını yazmaktadır. Pisidia bölgesinde Lidya hakimiyetine işaret edecek herhangi bir arkeolojik delil bulunmamaktadır. Muhtemelen Lidya Devleti Pisidia bölgesini siyasi olarak kapsamış olmalıdır.

MÖ 547 yılında Sardesi alarak Lidya Devletini yıkan Persler, MÖ 334 yılına kadar Anadolu’ya hakim olmuş ve Lydia Devleti egemenliğindeki toprakları kontrolleri altına almışlarıdır. Pisidia bölgesi de bu dönemde Pers egemenliğine girmiştir. Tarihi kaynaklarda Pisidia adına ilk kez MÖ 5. yüzyıl sonunda rastlanır. Batı Anadolu satrabı Genç Kyros Ağabeyi Pers Kralı II. Artakserkses’e (MÖ 405-359) karşı yapacağı seferin hazırlıklarını gizlemek için Phrigia’ya yağma akınları düzenleyen Pisidialılara karşı ceza seferi hazırlıkları içinde olduğunu bildirmiştir. Bu tarihi vesikalar içinde olan ilk Pisidialılar adıdır. Pisidia topraklarına girmeyerek kuzeyinden geçen Kyros’un ordusu MÖ 401 yılında Kunaksada yapılan savaşta Artakserkses II’ye yenilmiştir. Bu savaşla Anadolu’daki Pers egemenliği sarsılmıştır. Bağımsızlıklarını elde etmek isteyen Pers Valileri ve Mısır, Kıbrıs ve Anadolu’nun bazı bölgeleri ayaklanmalara katılmışlardır. Pers Kralı Artakserkses II’nin MÖ 386 yılında Greklerle yaptığı Antialkidas Antlaşması sırasında Mısır’da XXIX. sülale firavunlarından Akoris (MÖ 393-380) isyana teşebbüs etmek isteyen Karya satrabı Hekatomnos ve isyan halinde bulunan Kıbrıs Kralı I Euagoras’a her türlü Pisidialılarla bir antlaşma yapmıştır. Bu antlaşma dahilinde ayaklanmaya Pisidialıların da katıldığı bilinmektedir.

MÖ 334 yılında Anadolu’ya giren Büyük İskender’in egemenliğine geçen bölge MÖ 323 yılından ölümüne kadar bu durumunu sürdürmüştür. Büyük İskender’in MÖ 323 yılında Babil’de ölmesinin arkasından, halefleri Seleukos ve Lysimakhos arasında MÖ 281 yılında yapılan Kurupedion Savaşında Seleukos’un savaşı kazanmasıyla Anadolu’nun tamamı Suriyeli sülaleye geçmiştir. Bu dönemde Pisidya bölgesinde Seleukoslar tarafından Seleukeia Sidera (Atabey-Bayat), Apollonia (Uluborlu), Antiokheia (Yalvaç) kentleri kurulmuştur. Seleukos Kralı Büyük Antiokhos’un Manisa yöresinde L. Cornelius Scipio komutasındaki Roma ordusuna yenilmesiyle Apameia Görüşmeleri (MÖ 190-188) sonucunda Seleukoslar Anadolu’da Toroslara kadar olan tüm topraklarını kaybetmiş ve bu topraklar Romalılarca Bergama ve Rodoslular arasında paylaştırılmıştır. Pisidia bölgesi bu tarihten sonra Bergamalıların egemenliğine geçmiş, Attalos III’ün MÖ 133 yılından ölümüne kadar Bergama krallığına bağlı kalmıştır. Kralın vasiyeti üzerine Pisidia bölgesinin de içinde bulunduğu topraklar Roma’ya bırakılmıştır. Bu olay aynı zamanda Anadolu’daki Roma egemenliğinin başlangıcı olmuştur. Aynı yıl Bergama’da krallığın el değiştirmesi ile ilgili çıkan ayaklanma MÖ 130 yılında Romalı komutan M. Perperna ve müttefikleri tarafından bastırılmıştır. MÖ 129 yılında Asia Eyaleti kurulmuş ve Pisidia bölgesi bu eyaletin içine alınmayarak, muhtemelen Bergama isyanının bastırılmasında yardımcı olan ve bu esnada ölen Kappadokya Kralı Ariarathes V’in çocuklarına verilmiş olmalıdır.

Bölge, MÖ 102 yılında M. Antonius tarafından korsanların merkezini oluşturan Kilikia Eyaleti içine alınmış ve MÖ 49 yılına kadar ismen de olsa Kilikia eyaleti İçinde kalmıştır. Daha sonra Asia Eyaletine bağlanmıştır. Galat Kralı Amyntas, Antonius tarafından Pisidia ve çevresinde Roma idarecilerinin kuramadığı otoriteyi kurması için MÖ 39 yılında bölgeye kral olarak atanmış ve MÖ 25 yılında öldürülünceye kadar görevini sürdürmüştür. Amyntas’ın ölümüyle krallığın toprakları Roma İmparatoru Augustus (MÖ 27-MS 14) tarafından Galatia Eyaleti haline getirilmiştir. Bu eyaletin sınırları zaman içinde değişmiş olsa da Pisidia bölgesi içinde kalmıştır.

Pisidia bölgesinde özellikle İmparator Augustus döneminde Roma egemenliğinin simgesi olan koloni kentleri kurulmuştur. Bunlar Antiokheia (Yalvaç), Kremna (Çamlık), Komoma (Ürkütlü), Olbasa (Belenli), Parlais (Barla)’dır.

B) TÜRK EGEMENLİĞİNDE ISPARTA

1. Anadolu Selçukluları Dönemi: Roma İmparatorluğu’nun M. Ö. 395 yılında ikiye ayrılmasından sonra Bizans İmparatorluğu’na bağlanan Isparta, VIII. ve IX. yüzyılda yapılan idari ayrıma göre bir eyalet halini alıyor ve bir dini merkez niteliğini taşıyordu.

İslam ordularının akınlarının Anadolu’ya yoğunlaştığı son dönemlerinde Avasım Bölgesi’ne yerleştirilen Türkler ve Selçuklu Devleti’nin kurulması Anadolu’nun geleceği için önemli tarihi olayların başlangıcı olmuştur. Bu akınların sonunda kazanılan Malazgirt Meydan Savaşı, Bizans gücünü kırarak, bütün Anadolu kapılarının Türkler’e açılmasına vesile olmuştur. Malazgirt Savaşı’ndan sonra hızla Anadolu’ya yayılan Selçuklular, kısa sürede Batı Anadolu’daki birçok yeri de ele geçirmişler; ancak, bu yörelerdeki Selçuklu egemenliği uzun sürmemiştir. Gerek Bizans’ın güçlü savunması, gerek Haçlı Seferleri buralarda sürekli bir egemenlik kurulmasına imkan vermemiş, ele geçirilen yerler Bizanslılar’la Selçuklular arasında birçok kez el değiştirmiştir.

II. Kılıç Arslan zamanında (1156-1192) yoğunlaşan Bizans-Selçuklu savaşları, 1176’da Anadolu Selçukluları’nın Bizans ordusunu Miryakefalon’da büyük bir bozguna uğratmasıyla dönüm noktasına varmıştır. Bu savaş sonrasında Uluborlu da ele geçirilmiştir. Isparta yöresi bütünüyle, ancak 1204’te III. Kılıç Arslan’ın saltanatı sırasında fethedilebilmiştir. I. Keyhüsrev (1204-1210) ve I. Keykavus (1210-1219) dönemlerinde yöredeki Selçuklu egemenliği daha da pekişmiştir. Alaeddin Keykubad da (1219-1237), Antalya yöresini bütünüyle ele geçirince bölgenin fethi tamamlanmış oldu. Ancak II. Keyhüsrev döneminde (1237-1246) başlayan Moğol akınları, giderek Anadolu Selçuklu Devleti’ni çökertince Batı Anadolu’da egemenlik yöre yöre kurulan beyliklerin eline geçmiştir.

2. Beylikler Dönemi: XIII. yüzyıl başlarında Selçuklular’ın Isparta, Eğridir ve yalvaç yörelerine yerleştirdiği Teke aşiretine bağlı Türkmenler, Anadolu Selçuklu Devleti’nin sona ermesinden kısa bir süre önce bu yörede Hamidoğulları Beyliği’ni kurmuşlardır (1301). Beyliğin kurucusu Feleküddin Dündar Bey beyliğe büyükbabasının adını vermiş ve önce Uluborlu’yu, daha sonra da Eğridir’i beyliğin merkezi yapmıştır. Hamidoğulları Beyliği, kuruluşundan bir süre sonra güneye doğru yayılarak, Gölhisar, Korkuteli ve Antalya’ya doğru genişlemiştir. Antalya ve çevresi Dündar Bey’in kardeşi Yunus Bey’in yönetimine girince Hamidoğulları Beyliği, Eğridir ve Antalya olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Isparta bu kollardan Eğridir’e bağlanmıştır. Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılışından sonra, Karamanoğulları Konya’yı ele geçirmiş ve tüm uçlara egemen olmak istemişlerdir. Ama aralarında Hamidoğulları’nın da bulunduğu uç beyleri bu girişime karşı çıkarak, sürekli savaşlarla bağımsızlıklarını korumaya çalışmışlardır.

Dündar Bey XIV. yüzyıl başlarında oldukça güçlenerek Anadolu’daki öbür beyliklere oranla üstün bir duruma gelmiştir. Ancak Anadolu beylerine İlhanlı egemenliğini kabul ettirmek için 1314’te Anadolu’ya gelen Emir Çoban’a bağlılıklarını bildiren beyler arasında Dündar Bey de yer alıyordu. Ama, 1324’te İlhanlılar’ın Anadolu Valisi Temürtaş, Hamidoğulları Beyliği üzerine de yürümüş ve Antalya’ya sığınan Dündar Bey’i yakalatarak öldürtmüştür. Temürtaş, Dündar Bey’in elindeki yerleri kendi yönetimi altına almış ve Antalya’yı da Dündar Bey’in kardeşi Yunus Bey’in oğlu Mahmud’a vermiştir. Temürtaş’ın İlhanlı Hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’a karşı ayaklanarak Memlükler’e sığınmasından sonra, Dündar Bey’in oğlu Hızır Bey Anadolu’ya gelerek beyliğin yönetimini üstlenmiştir (1327).

Hızır Bey 1328’de ölünce yerine geçen kardeşi Necmeddin İshak Bey, Beyşehir ve Akşehir yörelerini beylik topraklarına kattı. Yönetimde yeni düzenlemeler yaparak, ordusunu güçlendirdi. Komşu beyliklere karşı savaş hazırlıkları yaptığı sırada ölünce, yerine Gölhisar Beyi olan kardeşi Mehmed Çelebi’nin oğlu Muzaffereddin Mustafa Bey geçti. Onun zamanında beylikler her bakımdan en güçlü dönemini yaşamıştır. Ölünce yerine oğlu Hüsameddin İlyas Bey geçmiştir. İlyas Bey döneminde Hamidoğulları ile Karamanoğulları arasında süregelen çatışmalar daha da arttı. Karamanoğulları İlyas Bey’in topraklarının bir bölümünü işgal etti. Ama İlyas Bey, kaybettiği toprakları Germiyanoğulları Beyi Süleyman Şah’ın yardımıyla geri aldı. İlyas Bey’in 1374’ten önce öldüğü sanılmaktadır. Çünkü bu tarihte beyliğin başında oğlu Kemaleddin Hüseyin Bey bulunuyordu. Hüseyin Bey, Karamanoğulları’nın saldırılarını ancak Osmanlılar’ın yardımıyla engelleyebileceği düşüncesiyle, daha önce Eşrefoğulları’ndan alınan Yalvaç, Şarkikaraağaç, Beyşehir, Akşehir ve Seydişehir yörelerini 1374’te 80. 000 altın karşılığında Osmanlılar’a sattı. I. Murad ile iyi ilişkiler kuran Hüseyin Bey, Kosova Savaşı’nda Osmanlılar’a yardım etmek amacıyla oğlu Mustafa Bey komutasında bir birlik göndermiştir. Ancak bu savaşta 1. Murad ölünce, Karamanoğulları, Hamidoğulları’nın topraklarını bütünüyle ele geçirmiştir.

1390’da Karamanoğulları’nın üzerine yürüyen Yıldırım Bayezid, bu toprakları geri aldı. Böylece kısa bir süre için Karamanoğulları’na geçen Isparta yöresi bütünüyle Osmanlı yönetimine girmiştir. Kemaleddin Hüseyin Bey’in 1391’de ölmesiyle de Hamidoğulları Beyliği sona erdi. Yıldırım Bayezid, Hamidili’nin yönetimini oğlu İsa Çelebi’ye bıraktıktan sonra Antalya üzerine yürümüştür.

3. Osmanlılar Dönemi: Anadolu beylikleri, daha önce yitirdikleri toprakları, 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti’nin içine düştüğü bunalım döneminde, yeniden ele geçirdiler. Bu arada Timur’un torunu Mehmed Mirza’nın hapisten kurtardığı II. Mehmed Bey de Karamanoğulları Beyliği’nin başına geçti. Karamanoğulları’nın egemen olduğu yerlerden başka, Osmanlılar’a bağlı Isparta, Eğridir, Kırşehir ve Kayseri’yi de ele geçirdi. Osmanlı Devleti Çelebi Mehmed’le yeni bir yönetime kavuştuktan sonra, kaybedilen yerleri ele geçirmek için girişimlere başlandı. Çelebi Mehmed, Karamanoğlu Mehmed Bey’i bir savaş sırasında esir aldı (1415). Böylece Isparta yöresi yeniden Osmanlılar’a bağlandı ise de bir süre sonra yine Karamanoğulları’nın eline geçmiştir. Mehmed Bey’in ölümünden sonra oğlu İbrahim Bey ile amcası Ali Bey arasında taht kavgaları başladı. İbrahim Bey II. Murad’dan yardım istedi ve yardım karşılığında Hamidili, Beyşehir ve Otlukhisarı’nı Osmanlılar’a bıraktı. II. Murad da, Hamidili’nin yönetimini Şarabdar İlyas Bey’e verdi.

II. Murad’ın yardımıyla Karamanoğulları Beyliği’nin başına geçen İbrahim Bey, güçlendikten sonra Osmanlılar’a verdiği yerleri geri almak için girişimlere başladı. Tek başına karşı çıkamayacağını anlayınca da Sırplar ve Macarlar’la anlaştı. Bu anlaşmadan sonra Beyşehir ve Hamidili yöresine saldırarak, Hamidili Sancak Bey’ini tutsak etti. Bu olay üzerine II. Murad, önce Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşa yönetiminde Macarlar üzerine bir kuvvet gönderdi. Macarlar’ı etkisiz hale getirdikten sonra da İbrahim Bey’in üzerine yürüdü ve yanında bulunan İsa Bey’i Karamanoğulları Beyi olarak ilan etti. Daha sonra, dönemin önemli bilim adamlarından Mevlana Hamza, arabuluculuk yaparak İbrahim Bey’i bağışlattı. İbrahim Bey, yine Beyliğin başında kaldı ve Osmanlılar’dan aldığı yerleri geri verdi.

Bu olaydan sonra, XVI. yüzyıl başlarına değin Isparta ve yöresinde önemli bir siyasal olay olmadı. XVI. yüzyıl başlarından itibaren ise Osmanlı Devleti’ni uzun süre uğraştıran Şahkulu Ayaklanması, Isparta yöresini de etkiledi. Burdur, Isparta, Gölhisar ve Sandıklı yöresine de saldıran Şahkulu, buraları yağmaladı ve çok sayıda kişiyi öldürdü. Ayaklanma bastırılarak Şahkulu öldürüldükten sonra (1511), Isparta ve Antalya yöresinde ele geçirilen Şiiler Mora’ya sürüldüler.

XVI. yüzyılda güneybatı Anadolu’daki önemli pazarlardan biri de Hamid pazarıydı. Gerek Hamidoğulları Beyliği döneminde ve gerek Osmanlı yönetimi sırasında Isparta, önemli bir dokumacılık merkeziydi. Ayrıca, Isparta çevresindeki ormanlardan elde edilen adragan zamkı Avrupa piyasalarında oldukça aranan bir üründü. Halıcılık ise ancak XV. yüzyıla doğru dış piyasalarda önem kazanmaya başladı.

XVI. yüzyılın ikinci yarısından başlayıp giderek artan ekonomik bunalım, Osmanlı toplum yaşamını önemli ölçüde etkilemiştir. Bu dönemde dünyadaki fiyat artışları, ülke dışına yiyecek maddesi kaçırılmasına yol açmış, bu da Anadolu’da büyük bir yiyecek kıtlığına sebep olmuştur. Bunun yanı sıra, ekonomik bunalım sonucu topraklarını bırakmak zorunda kalan halk “levend” adı altında soygunculuk yapmaya başlamıştır. Isparta ve yöresi de bu olaylardan oldukça etkilenmiştir. Bu dönemde suhteler (medrese öğrencileri) de gruplar halinde Anadolu’nun çeşitli yerlerinde dolaşarak olaylar çıkarmış, soygunlar yaparak birçok insanı öldürmüşlerdir. 1559’da İstanbul’dan Hamid Sancağı Kadısına gönderilen bir fermanda, Isparta yöresinde dolaşan suhtelerin çıkardıkları olaylardan söz edilerek, bu kişilerin yakalanıp cezalandırılmaları için Mirza Bey adlı bir kişinin görevlendirildiği bildirilmektedir. Hamid Sancağı bu dönemde Ege Bölgesi’nden sonra suhte ayaklanmalarının en çok görüldüğü yerdir. O kadar ki, 1558’de Şehzade Bayezid ile sefere çıkan Hamid Sancak Beyi Mustafa Bey’e hemen sancaktaki görevine dönmesi bildirilmiştir. Hamidili’ndeki suhte olayları 1572 sonrasında da aynı yoğunlukta sürmüştür. 1573’te Hamid Sancağı’nda suhteler olay çıkarmış ve sancaktaki sipahiler bu kişilere yardım ederek yakalanmalarını önlemişlerdir. Bu dönemde olayların yoğunlaşmasına karşın Kıbrıs’a gönderilen sancak beyi, bir yazısında bu durumdan yakınmaktadır. Hamid Sancak Beyinin Kıbrıs’a gitmesinden sonra yerine vekil olarak bıraktığı Hamza Bey’in raporlarından öğrenildiğine göre, sancaktaki Beydili Köyü halkı Hüsam adlı bir suhteyi yakalayarak sancak beyine teslim etmiş ve bunun üzerine 200 kişilik bir grup köyü basmaya kalkışmışlarsa da sancak beyi ve sipahilerin çabaları karşısında başarısız kalmışlardır. 1574 baharında Anadolu askerlerinin sefere çağrılması, yöredeki suhte olaylarının da artmasına neden olmuştur. Isparta ve yöresindeki suhte olayları 1587’de daha da kanlı bir biçime bürünmüş, Hamid ve Teke sancaklarında zengin tımar ve zeamet sahiplerine saldırmaya başlamıştır. Isparta’da Taşviran Köyü’nü basan suhteler burada 32 kişiyi öldürmüşlerdir. Suhte ayaklanmalarının önlenememiş olması, aralarında Isparta’nın da bulunduğu birçok kent halkının hükümete karşı büyük güvensizlik duymasına yol açmıştır. Ayaklanmaları önlemek amacıyla il erleri serdarlarına, hatta çavuş ve subaşı gibi kişilere yetki verilmesi suhtelerin daha fazla taşkınlık yapmalarından başka sonuç vermemiştir.

XVII. yüzyılda Isparta yöresini etkileyen önemli bir olay da Haydaroğlu ayaklanmasıdır. 1645’te, Isparta yöresinde ortaya çıkan Kara Haydar adında bir kişi soygunlar yaparak, yöreyi uzun süre tedirgin etmiş, daha sonra da yakalanarak öldürülmüştür. Oğlu Mehmed, babasının öcünü almak için Haydaroğlu adıyla yörede soygunculuğa başlamış, yakalanması için de Eski Anadolu Valisi İbşir Paşa görevlendirilmiştir. Gerek İbşir Paşa, gerek daha sonra görevlendirilen Küçükçavuş Ahmed Paşa, Haydaroğlu karşısında başarısız kalmışlardır. Ahmed Paşa, Haydaroğlu’nun en güçlü yardımcısı olan Katırcıoğlu’nun adamlarınca öldürülmüş ve askerlerinden bir bölümü Haydaroğlu güçlerine katılmışlardır. Bunun üzerine Haydaroğlu’nu yakalama görevi Ketencizade Mehmed Paşa’ya verilmiştir. Haydaroğlu, Mehmed Paşa’yı öldürdükten sonra Afyonkarahisar üzerine yürüyerek kenti yağmalamış, sonra Isparta üzerine yürümüştür. Bu dönemde Isparta Sancak Beyliği’ne Hacı Sinan Paşazade Mehmed Paşa atanmıştır. Ama Mehmed Paşa kendi yerine mütesellimi Abaza Hasan Ağa’yı göndermiştir. Haydaroğlu’nun kent yakınlarına geldiğini öğrenen halk, haber göndererek ne istenirse vermeye hazır olduklarını bildirdiler. Bunun üzerine Haydaroğlu Isparta halkından 3.000 kuruş vergi istedi. Kent halkı istenilen parayı toplamak gerekçesi ile onu oyalarken, Abaza Hasan Ağa da savaşabilecek durumdaki kişilerden bir güç oluşturarak, Haydaroğlu’na saldırdı ve yakalayarak İstanbul’a gönderdi. Haydaroğlu’nun İstanbul’da idam edilmesinden sonra en güçlü adamlarından ve Isparta yöresi Türkmenlerinden olan Katırcıoğlu, Haydaroğlu güçlerinin başına geçti. Bir süre devlete karşı başkaldırışını sürdüren Katırcıoğlu, daha sonra isteği üzerine bağışlanarak kendisine Beyşehir Sancağı verildi. Katırcıoğlu Karaman Valiliği ve Isparta Sancak Beyliği görevlerinde de bulunmuştur.

XIX. yüzyıl başlarında Isparta bir veba salgını geçirmiştir. Bu salgın sonunda 200-300 kişi hayatını kaybetmiştir. Aynı dönemde ilk kız rüştiyesi, ”İnas Rüştiyesi” adı altında açılmıştır. Bu yüzyıl boyunca Isparta Sancağı, oldukça sakin bir dönem geçirdi.

Osmanlı Devletinin son yıllarında Isparta’nın başlıca ekonomik etkinliği gül yağcılığı, halıcılık ve haşhaş üretimiydi. Isparta’nın ihracatı da bu ürünlere dayalıydı. 1908’de İzmir’de kurulan “The Oriental Carpet Manufactures Limited” adlı şirket halı üretiminde Uşak’tan sonra en büyük ağırlığı Isparta’ya vermiş, burada 2160 tezgahlık bir imalathane kurmuştur.

Yapılan araştırmalar sonucu Göller Bölgesi’nin Türkiye’nin ikinci derece deprem sahası içinde yer aldığı ortaya konmuştur. Dolayısıyla, Isparta’nın da merkezinde olduğu bu bölgede tarihi süreç içerisinde şiddetli depremler meydana gelmiştir. Bilinen en önemlileri, 1875’te Dinar, 1899’da Isparta ve 1914’teki Burdur-Isparta en şiddetli depremlerdir. 3/4 Ekim 1914 gece yarısı, Alaşehir, Denizli, Burdur, Isparta, Eğirdir, Seydişehir ve Akşehir’i kapsayan ve geniş bir alanı etkileyen 7.1 şiddetinde bir deprem meydana gelmiştir. Deprem, en kuvvetli bir şekilde Burdur-Eğirdir gölleri arasında hissedilmiş, özellikle Burdur ve Isparta ile bu iki şehir arasında kalan köylerde büyük zarara yol açmıştır. Arşiv vesikalarına göre sarsıntılar yer yer en az altı gün sürmüştür. Bu deprem, Isparta sancağında büyük yıkımlara sebep olmuştur. Isparta’da 3.700 binanın tamamen yıkıldığı, ayakta kalanların ise oturulacak durumda olmadığı tespit edilmiştir. Bu arada şehir merkezinde çıkan yangında, Pamuk Hanı, Kundakçıoğlu Hanı, 15 dükkan ve iki ev yanıp kül olmuştur. Depremin gece meydana gelmesi, ölü sayısının artmasına sebep olmuştur. Isparta şehir merkezi ve köylerinde enkaz altında kalarak ölenlerin sayısı 1.500, yaralananların sayısı ise 500 olarak tespit edilmiştir. Yaklaşık 20.000 kişi bir anda sokak ortasında kalmıştır. Deprem ayrıca, Keçiborlu Nahiyesi ile Kılıç, Senir, Çukur, Ali, Lağus (İlavus) Deregümü köylerinde büyük tahribat yapmıştır.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Ispartalılar bir taraftan depremde yıkılan evleri ve kayıplarının telafisi ile uğraşırken diğer yandan da memleket genelinde olduğu gibi savaşın açtığı zarar, yokluklar, hastalıklar ve benzeri sıkıntılarla uğraşmak zorunda kalmıştır.

4. Milli Mücadele Dönemi: Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı Devleti ve müttefiklerinin aleyhine sona ermesinin ardından, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Antlaşması’nın 7. Maddesi doğrultusunda, galip ülkeler, daha önce kendi aralarında yaptıkları gizli antlaşmalara göre çeşitli bölgeleri işgal etmeye başladılar. Bu işgallere karşı da bütün Anadolu’da tepki hareketleri ortaya çıkmaya başladı. İşte Türk milletinin varlığını ve istiklalini korumak için bütün imkanlarını sonuna kadar seferber ettiği olağanüstü bu döneme Milli Mücadele Dönemi denilmektedir. Anadolu’nun hemen hemen her yerinde millî teşkilatların kurulduğu, düşmana karşı topyekün bir ayaklanmanın millî bir galeyanın oluştuğu bu dönemde, millî mücadele ruhunun filizlenip, başarıya ulaşmasında Isparta’nın da olağanüstü hizmet ve katkıları olmuştur.

a) Düşman İşgallerine Karşı Isparta’dan İlk Tepkiler: Yunanlıların İzmir’e ayak bastığı duyulur duyulmaz, Anadolu’nun diğer yerlerinde olduğu gibi Isparta ve kazalarında da olağanüstü bir heyecan oluşmuş, halt galeyana gelmiştir. İzmir’in işgalinin ilk günü 15 Mayıs’ta bütün Yalvaçlılar İstanbul’da Sadrazamlığa işgali kınayan protesto telgrafları gönderdiler. Bu telgrafta; “Biz namusumuz ile yaşayacağız, namusumuz ile öleceğiz. Türk milleti zilletle yaşayamaz. Bu kadar hakir bir millete katlanarak yaşamak isteyen bir Türk ve Müslüman düşünülemez. Biz daha ölmedik. Büyük hakanımıza şanlı tarihimizin son kurbanı olacağız. Gayret borcumuz, ya İzmir ya ölümdür. Vatan için ölmeye âmâdeyiz” deniyordu. Yine aynı gün Keçiborlu, Uluborlu ve Şarkikaraağaç işgallere tepki göstermiştir.

İlçelerde bu gelişmeler meydana gelirken, Isparta’da millî mücadelenin öncülerinden olan Hafız İbrahim (Demiralay), memleketi olan Gelendost’un Afşar nahiyesine gelerek, evinde yörenin ileri gelenleriyle vatanın içinde bulunduğu durumu görüştü ve bu görüşmelerin sonucunda; “İzmir’in işgali meselesini İstanbul Hükümeti’nin siyaset masası değil, ancak Türk’ün kendi kuvvet ve silahı halledecektir” denilerek halk silahlı direnişe çağrıldı. Yine Isparta’da millî mücadelenin önderlerinden olan ve o günlerde henüz 22 yaşında olan Akkaşzâde Süleyman Turgut da Gençler Yükselme Cemiyeti Başkanı olarak Hafız İbrahim’le birlikte bütün Ispartalıların hislerine tercüman olarak Isparta’da bir protesto mitingi yapılmasına önayak oldular. 11 Haziran 1919’da Hükümet Konağı önündeki meydanda 15.000 kişinin katıldığı büyük bir miting düzenlendi. Mitingde alınan kararlar İtilaf Devletleri temsilcilerine ve Paris Barış Konferansına telgrafla bildirildi.

O günlerde İzmir’den gelen bazı Ispartalıların Yunanlıların yaptığı insanlık dışı mezalimi anlatmaları üzerine halk büsbütün galeyana gelmiştir. Hafız İbrahim bu haberleri duyar duymaz Isparta halkını cihada davet etti. Bu davet üzerine tüm ahali Isparta’da toplanmaya başladı. İlk protesto mitinginin üzerinden daha 10 gün geçmeden 20 Haziran 1919 özellikle şehrin pazarı olması münasebetiyle Çarşamba günü Isparta’da ikinci bir miting yapıldı. Yaklaşık 18.000 kişinin katıldığı bu büyük mitingin öncekinden farkı silahlı bir toplantı ve gösteri olmasıdır. Mitingin başlangıcından sonuna kadar, şehrin bütün camilerinin minarelerinden tekbirler getirildi, halk Allah için cihada davet edildi. Oradakiler de bu davete yemin ederek söz verdiler.

Beyannâme:

Ey Müslümanlar; sefil ve çıplak Yunanlılar’ın mülevves ayakları altında ezilen muazzez topraklarımızın hayat ve namusu perişan edilmiş zavallı dindaşlarımızın imdadına koşmak zâtiyyen her ihtimale karşı Isparta’mızı da muhafaza ve müdafaa etmek üzere, Allah’ını, Peygamberini, dinini, vatanını bi-hakkın seven Müslümanlara hayatını, servetini fî-sebilillah feda etmek farz-ı ayın olmuştur. Yoksa, kavm-i benî İsrail'e mahsus olan zillet ve meskenet ile namus-ı vatan muhafaza edilemez.

Ecdadımız hayatlarını istihkâr ederek parlak kılınçlarıyla kainata yön aldırmışlardır. Biz onların evladı değilmiyiz? Eski Yunan muharebesinde Dömeke kalesini 6 günde süngülerine itaat ettiren Isparta gazileri değil midir? Çanakkale’de Anafartalar’da aslanlar gibi çarpışarak düşmanın kızgın ateşlerine göğüs geren ve milletinin sebe-i ihtiramında namını şerefle yâd ettiren 36. Alayın efradı kimlerdir. Evet! Isparta kahramanlarıdır ve kökünde Isparta namına camii havlisinde vaktihâne önünde cihâd sancağı altında toplanacak olan mücahitlerimizin büyük bir fedakarlıkla namus-ı vatanı müdafaa ve İzmir vilayetimizi istirdât edeceklerine şüphe etmem. Esasen vatanım uğruna hayatımı fedaya hazır olduğumu huzurunuzda yemin ile beyan ettim. Siz de kabul ettiniz. Başınızda olduğum halde Cenab-ı Hak’a ahdimi din ve vatana karşı vazifemi hâlisâne ifa etmek istiyorum. Buradaki ailenizin maişetini temin, harçlığınız, silahınız, ihzâr edilmiştir. Memleketimizin eşraf, mu'teberânı her veçhile fedâkarlık ediyorlar. Artık eli silah tutanları vazife-i vataniyeye davet ediyorum. Nusret-i İlahiye bizimledir. (Vecahidû fillâh) ilh...

21 Haziran 1335

Isparta Mili Müdafaa-i Vataniye Heyeti nâmına

Tahir Paşazâde İbrahim

Yunan işgallerine karşı müteyakkız olan Isparta halkı, aynı hassasiyeti İtalyan işgallerine de gösterdi. 1919 Ağustosun ortalarında İtalyan işgallerini protesto etmek için Isparta’da yaklaşık 8.000 kişinin katıldığı bir miting yapıldı. Mitingde alınan kararlar şiddetli bir dille İtalyanlara bildirildi. Bunun üzerine Burdur’daki İtalyan süvari bölüğü geri dönmeye mecbur oldu.

b) Isparta’da Millî Teşkilatlanma ve Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: Mondros Mütarekesinden sonra Anadolu’nun diğer yerlerinde olduğu gibi Isparta’da da cemiyetler kuruldu. Bunların başında Cemiyet-i İlmiye ve Gençler Yükselme Cemiyeti geliyordu. Isparta’da milli hislerin uyanması, bilinçlenmesinde ve kamuoyunun oluşmasında bu cemiyetlerin büyük rolü oldu. Bu cemiyetler düşmana karşı mücadele gündeme gelince Isparta Millî Müdafaa-i Vataniye Heyeti adı altında faaliyet göstermeye başladı. Bu arada İstanbul Hükümeti’ne sadık bazı mülkî idarecilerin milli yapılanmaya karşı olumsuz davranışları da oluyordu. Bütün olumsuz gelişmelere rağmen Heyet-i Temsiliye’nin aldığı olumlu tedbirler neticesinde 21 Eylül 1919’da Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti resmen kuruldu. Aynı günlerde Isparta mutasarrıflığı İstanbul Hükümeti ile bağlantısını keserek, Heyet-i Temsiliye’ye bağlandı. Bu bağlılık ve Isparta’daki milli teşkilat ve alt birimleri 27 Eylül 1919’da bir telgrafla Sivas’ta bulunan Mustafa Kemal’e bir rapor halinde bildirildi. Mustafa Kemal Paşa da bir gün sonra gönderdiği cevapla Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini bu faaliyetlerinden dolayı taltif ederek başarılar diliyordu.

Artık Ekim 1919’dan itibaren Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Isparta’da tek otorite olarak her türlü sosyal ve siyasi olayları kontrolü altına aldı. İlk aşamada batı cephesinde Yunanlılara karşı mücadele eden milis kuvvetlerimize, ardından da daha sonra bölgeye gönderilen düzenli birliklere maddi, manevi ve insan gücü olarak yardımlarda bulundu.

Isparta ve havalisinden toplanıp, cepheye gönderilen mücahitler cephede canla başla mücadelelerine devam ederken Hafız İbrahim, Mustafa Kemal Paşa’nın izniyle Fevzi Paşa’nın da isteği üzerine yeni bir kuvvet oluşturup, cepheye sevk etmek üzere görevlendirildi. 1920 yılı Ağustos ayı başlarında Ankara’dan Isparta’ya gelen Hafız İbrahim hemen hazırlıklara başladı ve üç gün içinde 100 süvari ve 200 piyadeden oluşan gönüllü teşkilatı meydana getirdi. Bu kuvvete “Demiralay” adı verildi. Aynı zamanda Demiralay’ın komutanlığını da üzerine alan Hafız İbrahim birliklerinin başında derhal cepheye hareket etti. Cepheye hareket ederken TBMM’ne bir telgrafla bilgi verirken şu ifadeleri kullanıyordu: “Cenâb-ı kâdir mukaddes gayemize bizi vasıl edinceye kadar silahlarımızı düşman sinesinden ayırmayacağımıza yemin ve alayın bayrağı altında ruhumuzu teslim etmeye imanımızla karar verdik”. Mustafa Kemal Paşa da Büyük Millet Meclisi adına gönderdiği cevabi yazıda vatanın korunması konusunda gösterdiği hassasiyet ve fedakarlığından dolayı Isparta sancağına teşekkür etti.

Demiralay, cepheye ulaştıktan sonra Sarayköy, Buldan-Güney-Çal cephelerinde düşmana karşı mücadelesinde olağanüstü başarılar göstererek destanlar yazdı. Bu yüzden Batı cephesindeki başarılar içerisinde Demiralay’ın ayrı bir yeri vardır. Başarılarından dolayı TBMM ve Batı cephesi komutanlığının sürekli olarak takdirini toplamıştır. Demiralay, 2 Aralık 1920’de düzenli ordu içine alınmış ve 39. Piyade Alayı adıyla sonuna kadar millî mücadelede yer almıştır.

Millî mücadelenin en şiddetli dönemlerinde Isparta, asker göndermenin yanı sıra cephenin yiyecek ve giyecek ihtiyacının hemen hemen tamamını karşılıyor, yiyeceklerin bir kısmını çoğu zaman halktan toplanan ayni yardımlarla sağlanıyordu. Düşman zulmünden kaçan Aydın muhacirlerine, hatta Maraş cephesine, nerede ihtiyaç varsa oraya yapabildiği kadar maddi yardımlar yapmıştır. Cephe gerisi hizmetleri içerisinde yaralı askerlerin bakımı ve tedavisi de vardı. Etrafındaki cepheye yakın illerin hemen hepsinin düşman işgalinde veya işgal tehdidinde bulunması sebebiyle cephe gerisi, lojistik hizmetler bakımından Isparta’yı daha da ön plana çıkarmıştır. Bu maksatla oluşturulan hastane hizmetleri bugünkü, bölgenin önemli ve tek asker hastanesinin de temelinin atılmasında önayak olmuştur.

ATATÜRK ISPARTA’DA

Isparta, Atatürk’ün Anadolu’da başlattığı Millî Mücadele’ye canıyla-malıyla tam destek vermiş, tüm Ispartalılar Kuvay-i Milliye ile bütünleşmiştir. Milli Mücadeleye Mustafa Kemal Paşa’nın safında giren Isparta, ilçeleriyle birlikte, 871 şehit, binlerce yaralı vermiş ve Büyük Zafer’i içtenlikle kutlayarak, Cumhuriyet’e aydınlık kucağını açmıştır. Atatürk, zaman zaman kendisini ziyarete gelen Isparta heyetine: “Sevgili Ispartalılara selamlarımı götürünüz. Bir fırsatını bularak şehrinize geleceğim, çorbanızı içeceğim..” demekteydi. Kendisini Antalyalılar da bekliyordu. Atatürk İzmir’den yola çıkarak, 5 Mart 1930 günü, yanında Prof. Dr. Afet (İnan), İçişleri Bakanı Şükrü (Kaya), Ordu Müfettişi Fahreddin (Altay) Paşa Emniyet Genel Müdürü Şükrü (Sökmensüer), Prof. Dr. İsmail Hakkı (Uzunçarşılı) ve yaverleri olduğu halde Denizli’ye, 6 Mart 1930 sabahı da Eğirdir’e ulaşmıştır. Burada Isparta Valisi Ekrem Bey, Isparta Milletvekilleri Hafız İbrahim Demiralay ve Belediye Başkanı Mustafa Hilmi Çakmakçı ile görüşmüştür. Atatürk, Eğirdir Gölü’nü ve Can Ada’yı çok beğenmiştir. Bunun karşısında daha sonra Can Ada’nın tapusu Belediye Meclis kararıyla Atatürk’e verilmiştir. Atatürk, 6 Mart 1930 günü Kuleönü’den Isparta’ya yolculuk yapmış ve saat 11.00 sularında Isparta’ya gelmiştir. Burada büyük ve coşkulu bir şekilde karşılanmıştır. Bugünkü Atatürk Bulvarı üzerinden yürüyerek doğruca Tümen Komutanlığı’na gelen Atatürk, buradan Valiliği ziyaret ederek, çeşitli heyetleri kabul etmiş ve dertlerini dinlemiştir.Heyetlerin dilekleri arasında, Isparta’nın İzmir, Denizli, Afyon demiryolu şebekesine bir an önce bağlanması sık sık dile getiriliyordu. Atatürk, daha önce söz verdiği gibi, o gün öğle yemeğini Ispartalılarla birlikte yiyerek, Isparta’nın sorunlarını dinlemeye devam etmiştir. Yemekten sonra Atatürk, saat 13.00’te Burdur’a gitmek üzere Isparta’dan ayrılmıştır.

6 Mart 1930 günü, Isparta’nın mutlu günlerinden birisi olması nedeniyle her yıl 6 Mart günü Atatürk’ün Isparta’ya gelişini anmak üzere kutlamalar yapılmaktadır.

Nasıl Gidilir?

Karayolu: İlin diğer illerle karayolu bağlantıları Afyonkarahisar, Konya, Antalya üzerinden olmaktadır.

Otogar Tel: (+90-246) 227 20 70

Isparta Petrol Turizm

Tel: (+90-246) 227 77 01

Düzenli olarak İstanbul, Ankara Antalya, Bursa ve Gaziantep İzmir ve Edirne’ye seferleri vardır.

 

Isparta Gürman Turizm

Tel:(+90-246) 227 34 34

Düzenli olarak İstanbul, Ankara Antalya,Bursa ve İzmir’e seferleri vardır.

 

Demiryolu: İzmir-Aydın demiryolunun bir uzantısı olan Isparta demiryolunda tarifeye bağlı olarak Pamukkale Ekspresi, Göller Ekspresi, Posta Treni, Mototren çalışmaktadır.Her gün İstanbul’a 18:50 de İzmir’e ise 22:50 tren seferi yapılmaktadır.

İstasyon Tel: (+90-246) 232 41 35 - 218 13 01

Havalimanı: Havaalanı Isparta'ya 28 km. uzaklıkta olup Keçiborlu ilçesi sınırlarındadır. Her türlü uçağın inip kalkabileceği Isparta Süleyman Demirel Havalimanı'ndan Isparta'dan İstanbul'a, İstanbul'dan Isparta'ya uçak seferleri yapılmaktadır. Seferler; İstanbul dan Isparta'ya Cumartesi ve Perşembe günleri; Isparta-İstanbul 19-20.30 İstanbul-Isparta 17.25-18.30 dur.

Hava Limanı Tel: (+90-246) 559 20 0 - 559 20 13

Rent a Car:

S&S Rent a Car: Hükümet civarı , Ulu Camii karşısı Isparta

Tel :246-2322724

 

Orient Rent a Car: Halı Sarayı, Garanti Bankası Yanı No:31-32 Isparta

Tel :246- 2323576

Faks : 246- 2329367

 

Mırıkoğlu Rent a Car: Aksu Caddesi Buket Apt. No.93/B Isparta

Tel& Faks :246-2121190

Ne Yenir?

Isparta'nın ünlü, geleneksel tandır kebabının tadına merkezde çeşitli restoranlarda da bakılabilir. Eğirdir her türlü su ürününü lezzetli bir şekilde hizmete sunan bir ilçemizdir. Burada yapılan Sazan Dolmasının tadına doyum olmaz.

Isparta'dan Yemek Tarifleri

Samsa Tatlısı

Malzemeler:

200 gr milföy hamuru

1/2 su bardağı toz badem

2 yemek kaşığı şeker

1 adet yumurta beyazı

 

Şurubu için:

3.5 kahve fincanı şeker

2 çay bardağı su

1/2 adet limonun suyu

 

Hazırlanışı: Bir kapta badem, şeker ve yumurta beyazı karıştırılır. Milföy hamuru 2 mm kalınlığında açılıp, hazırlanan bademli karşım ortasına uzunlamasına yayılır. Hamur rulo şeklinde sarılır. 45 dakika dinlendirilen hamur küçük parçalar halinde kesilir, tepsiye dizilir ve 180 derece fırında 45-50 dakika pişirilir. Diğer tarafta şeker, su ve limon suyu ile şurup hazırlanır. Fırından çıkan sıcak hamurun üzerine şurup dökülür. Soğuduktan sonra servis edilir.

 

Ne Alınır?

Isparta modern alışveriş merkezlerinin yanında geleneksel ürünlerin bulunabileceği satış merkezlerine de sahiptir. Özellikle gül ürünleri ve el dokuma halıları her mevsim satın alınabilir. Ayrıca Yalvaç ilçesinde geleneksel el sanat ürünleri, deri eşya ve keçe, geleneksel işlevlerin yanısıra turistlik hediyelik eşya olarak da satılmaktadır.

 

Yapmadan Dönme

 

Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Ören yerini gezmeden,

Kovada Milli Parkı ve göllerin kıyısında piknik yapıp fotoğraf çekmeden,

Eğirdir ilçesinde göle nazır bir Sazan (çapak) dolması yenmeden,

Isparta'dan gülyağı ve halı almadan,

1-3 Haziran tarihleri arasında yapılan Uluslararası Gül, Halı, Kültür ve Turizm Festivali'ni görmeden,

Davraz Dağında kayak, Eğirdir'de yamaç paraşütü, Çandır'da kanyoning yapmadan...

Dönmeyin

 

Sit Alanları

ISPARTA

 

TESCİL EDİLMİŞ TAŞINMAZ KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARI İLE SİT ALANLARI (AĞUSTOS 2005)

 

Sit Alanları

 

Arkeolojik Sit Alanı : 93

Kentsel Sit Alanı : 1

Doğal Sit Alanı : 5

Tarihi Sit Alanı : 1 

Toplam : 100 

Kültür  ve Tabiat Varlıkları : 216 

GENEL TOPLAM : 316

 

 

İletişim Bilgileri

 

İl Kültür Müdürlüğü

Tel: (+90-246)  223 65 50

Faks: (+90-246) 223 65 50

 

İl Turizm Müdürlüğü

Tel:(+90-246) 218 44 38

 

Turizm Danışma Müdürlüğü

Tel:(+90-246) 311 43 88

 

Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlüğü

Adres: Çelebiler Mah. Kaymakkapı Meydanı

Tuhafiyeciler Sitesi ISPARTA

Tel: (+90-246) 218 18 04

Faks: (+90-246) 223 65 50

 

Önemli Telefonlar

 

Valilik: (+90-246) 223 80 80 - 218 84 98

Belediye: (+90-246) 223 32 50 - 223 32 51 - 223 32 52 - 223 32 53

Hastane: (+90-246) 218 56 10 (15 hat)

Isparta C.Başsavcılığı: (+90-246) 218 30 77

Polis: (+90-246) 218 99 87 - 218 99 88 - 218 99 89

Jandarma: (+90-246) 224 11 23

İtfaiye: (+90-246) 227 43 55

 

Önemli Telefonlar

 

Valilik                                              0 246 223 80 80

Kültür ve Turizm Müdürlüğü             0 246 232 57 71

Eğirdir Turizm Danışma Bürosu        0 246 311 43 88

Isparta Belediye Başkanlığı               0 246 211 60 00

Jandarma                                            156

Ambulans                                            112

Trafik Polisi                                         154

Orman Yangını İhbar                           177

Isparta Devlet Hastanesi                    0 246 211 50 00

Süleyman Demirel Tıp Fakültesi         0 246 211 60 00

Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü            0 246 218 66 49

Otogar                                              0 246 227 20 70

Gar                                                   0 246 218 13 01

Süleyman Demirel Hava Limanı         0 246 559 20 08

Yalvaç Müze Müdürlüğü                   0 246 441 50 59

Isparta Müze Müdürlüğü                   0 246 218 34 37

 
©2007 Her Hakkı Saklıdır. Isparta HEM ve  ASO
Tel: 0 246 218 22 97    Faks: 0 246  223 32 25  E-posta: ispartahem@ispartahem.gov.tr